AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-11-27
Bir süredir bir oturuşta üçer-beşer izlediğim “Scrubs”ta yanlış hatırlamıyorsam dördüncü sezonun bir yerinde uzun süredir hastanede tedavi gören bir hasta nihayet taburcu oluyor ve herkes bunun sevincini yaşıyor. Ancak tam hastaneden çıkacakken bir dizi olaylar sonucu yeniden enfeksiyon kapıyor.
“Enfeksiyonun hastanede nasıl yayıldığı belli olmaz” diyor dış ses JD. Stajyerlerden biri, yerden kullanılmış bir eldiven alıyor, eldivendeki enfeksiyon ona bulaşıyor. O da taburcu olacak hastanın elini sıkıyor, geçmiş olsun deyip veda etmek için.
Enfeksiyonu kapan hasta ertesi gün yeniden hastaneye kaldırılıyor ancak bu sefer mutlu son yok. Hastayı kaybediyorlar.
Eminim, doktorlar için İnternet’ten bilgi toplayıp kendi kendilerine teşhis koyan hastalar kadar tıp dizileri izleyip her şeyin televizyondaki gibi işlediğini zanneden potansiyel hastalar eşit derecede tehlike arz ediyor.
Gerçi İnternet’te tıp siteleri çoğaldıkça doktorların başının ağrıdığı da tipik bir “tıp dizisi” sahnesi.
Her neyse...
Perşembe akşamını evde geçirecektim ki telefonum çaldı. Amerika’dan buraya bir toplantı için geçen misafirimin planları değişmiş ve buluşup yemeğe gitmeyi teklif etti. Buluştuk...
Arabaya biner binmez öksürmesi dikkatimi çekti. Bugünlerde herkes aşırı paranoyak hastalanmak konusunda. Dahası, benim bir canlı yayınım vardı iki gün sonra ve en ufak bir gribi göze alamazdım.
Önemsemedim ama biraz da kıllanmadım değil.
Yemeğin ortasında geçtiğimiz haftalarda ağır bir grip atlattığını söyledi. Doktora gitmiş, bütün belirtiler domuz gribiyle aynıymış. Ama adlı adınca koymamışlar “domuz gribi” diye. Dahası, yine İnternet’te dolaşan bilgilere göre bütün gripler artık domuz gribi.
Bir-iki hafta hastalandığını duymak hiç hoşuma gitmedi. “Ama tamamen geçti, korkacak bir şey yok” dedi.
Ben ki “öpüşme, dokunma, hatta sevişme” yasağına bile sonuna kadar uyuyorum. Aynı arabadaki öksürüğün bana bulaşacağını düşündüm.
Nitekim bulaştı. Cuma nispeten sakin geçti. Cumartesi günü ise yorgunluk ve ateşten uyuyamadım. Bu arada hastalık konusunda aşırı titiz olan Serdar Turgut’un tavsiyelerini de dinledim telefonda. Çeşitli ilaçlar, vitamin takviyeleri falan derken... Cumartesi akşamı bir de üç saatlik canlı yayın yönettim o yorgunlukla. “Ya Şimdi Ya Hiç”i sunarken hastalığı unutuverdim ama ne zaman ki yayından çıktım bedenim yorgun düştü.
Eve gelir gelmez yine ilaçlar, vitaminler derken 13-14 saatlik bir uykuya daldım. Aşırı zayıf ve güçsüzüm. Yatak odamdan mutfağa gidip dönerken yoruluyorum.
Uykumun arasında çok zor yazıyorum bu yazıyı ve bir an önce yine yorganın altına girip hiç çıkmamak istiyorum. Günlerce.
En ufak bir enerji bulduğumda doktora gideceğim.
Şimdilik sadece gribin ilk gününden bazı tavsiyeler verebilirim.
Asla ama asla “potansiyel tehlike” taşıyan birine yanaşmayın. Yardım etmek, ona bakmak bile amaçlı olsa maskesiz olmayın ve temastan kaçının.
İkinci öğrendiğim hastalandıktan sonra aşı tartışmalarında taraf tutmak beyhude bir çaba. Fazla gecikmiş oluyorsunuz.
Ve son olarak bu hastalıktan çıkardığım ilk ders... Bir günlük çalışmayı hastalığınızı anlatarak geçirebileceğiniz tek meslek köşe yazarlığı herhalde.
Umarım yarına düzelirim...