AKŞAM

Sarkisyan ne derse desin Karabağ bizim!

 Arka Plan:

Yıllardır Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerini kilitleyen bir sorun var: Dağlık Karabağ sorunu. Karabağ yüzyıllardır Türklerin ve Ermenilerin birlikte yaşadığı bir bölge. 19. yüzyılda Rus İmparatorluğu bu bölgeyi bünyesine kattı. Ermeniler Karabağ’ın Hıristiyan Ermeni bir krallığa ait olduğunu ileri sürüyor ve kanıt olarak bölgedeki manastır ve kiliseleri gösteriyorlar. Azeriler ise o kiliseleri ataları olduklarını iddia ettikleri Hıristiyan Arnavutlar’ın eserleri olarak görüyor.

I. Dünya Savaşı’nın sonu ve Bolşevik Devrimi’nin başında Ruslar “böl ve yönet” mantığından hareketle Azerbaycan sınırları içinde kalacak şekilde özerk bir Dağlık Karabağ bölgesi oluşturdular. 1980’lerde iki etnik grup arasındaki tansiyon giderek yükseldi.  Sovyetler dağılırken bölgede çatışmalar  çıktı. Özerk bir bölge olan Karabağ’daki Ermeniler bağımsızlık için ayaklandı. 1991’de de bağımsızlıklarını ilan ettiler. Çatışmalarda 20 ila 30 bin insanın öldüğü tahmin ediliyor. Saldırıların sonucunda Azeriler bölgeden çıkarıldı. Ermeniler Azerbaycan toprakları içindeki Dağlık Karabağ ve çevresindeki bölgelere el koydu. Orada “de facto” bir devlet ilan etti.
Bu devlet kimse tarafından tanınmasa da çatışmaları bitirmek için 1994’te bir barış anlaşması imzalandı ve Karabağ’daki durum dondu. Azerbaycan ve Türkiye, Ermenistan sınırlarını kapatarak, bu ülkeyi büyük bir izolasyona sürükledi. Sorunun çözümü için Rusya, Fransa ve ABD’den oluşan Minsk grubu kuruldu. Grup taraflarla görüşmelere devam etse de henüz bir ilerleme kaydedilmiş değil.
Şimdi Türkiye ve Ermenistan ile ilgili imzalanan protokollerle birlikte sorun tekrar gündemde. Gerçi protokollerde Karabağ’a herhangi bir atıf yok ancak Türkiye bu konuda bir ilerleme olmazsa sınırları açmayacağını, protokolleri hayata geçirmeyeceğini ileri sürüyor.
Peki “ilerleme” ne demek? Taraflar “çözüm” kelimesinden aynı şeyi mi anlıyor? Ermenistan kendi toprağı gibi gördüğü halde Dağlık Karabağ’ı neden tanımıyor? Üzerine bu kadar fırtına koparılan topraklarda ne var? Paylaşılamayan bir cazibe merkezinden mi bahsediyoruz?
Tüm bu soruların cevaplarını merak ettik. Ve düştük yollara... Bugün orada gördüklerimizi okuyacaksınız. Ardından savaşın simgesi haline gelen Hocalı Köyü’nün durumunu göreceksiniz. Orada savaşın ardından yaşananlara, bugünkü köy ahalisinin o döneme dair anlattıklarına şahit olacaksınız. Hocalı’ya bugüne kadar hiçbir Türk gazeteci girmedi.

Yerash’ta verdiğimiz molada karşımıza 72 yaşındaki Zarikh Hanım çıktı. Başladı kırık dökük Azericesiyle anlatmaya: Ben 52 yaşında Bakü’den geldim. Kocam Bakü’de öldürüldü. Çok acılar çektik. O nedenle Sarkisyan ne derse desin, Karabağlı olan benim! Karabağ bizimdir!

Zürih’te 10 Ekim’de Türkiye-Ermenistan arasındaki protokoller imzalanır imzalanmaz herkes aynı soruyu sormaya başladı: Protokollerde Dağlık Karabağ’a neden atıf yok?
Internet üzerinden oradaki “de facto Ermeni yönetimi”nin sayfasını bulduk. Başbakan’a ve bakanlara mektuplar yazdık. 10 gün boyunca haber çıkmadı. Çabalarımız sürerken Ermenistan’daki gazeteci bir dostumuz imdadımıza yetişti ve bize Karabağ’daki Dışişleri Bakanı Georgy Petrosyan’ın danışmanının telefonunu verdi. Böylece danışmanla haftalar sürecek telefon trafiği başladı.
Süre uzadıkça merakımız da arttı. Bazen telefonla iletişim kurmak günler alıyordu, internet üzerinden iletişim ise neredeyse imkansızdı.
Nihayet dört haftanın ve yüzlerce telefonun sonunda cevap geldi: “14 Kasım’da Başbakan Arayik Harutyunyan ve Dışişleri Bakanı Georgy Petrosyan sizi bekliyor.”
Haber geldiğinde 10 Kasım Salıydı. Dağlık Karabağ’daki Ermeni yönetimine ulaşmanın tek yolu Ermenistan üzerinden. İstanbul’dan Ermenistan’ın başkenti Erivan’a ise haftada yalnızca iki gün uçuş var. Haberi aldığımızın ertesi günü apar topar Erivan’a uçtuk. Perşembe sabaha karşı Erivan’daydık. Oradaki Dağlık Karabağ temsilciliği ile bölgeye giriş konusundaki izinleri hallettikten sonra ertesi sabah yola koyulduk. Dağlık Karabağ’ın başkentine Ermeniler Stepanakert, Azeriler Hankendi diyorlar.
Erivan’dan Karabağ başkentine her sabah dolmuşlar kalkıyor. Sabah 8’de yola çıktık. Bir süre sonra köy yollarındaydık. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla saatlerce ilerledik. Müthiş manzaralar gördük.
Yerash kentinde verdiğimiz molada karşımıza 72 yaşındaki Zarikh Hanım çıktı. Türk olduğumuzu anlayınca hemen küçük bakkal dükanına koştu ve elinde kahvelerle geri geldi. Sonra başladı kırık dökük Azericesiyle anlatmaya: “Bakü’den geldim. Kocam Bakü’de öldürüldü. İki taraf da çok acılar çekti. O nedenle Sarkisyan ne derse desin, Karabağlı olan benim! Karabağ bizimdir!”
Khachik adlı bir köyden geçerken yolda şişeler dizili tezgahlar gördük. Şoförümüz durdu ve tezgah sahipleri ile koyu bir sohbete başladı. Bir süre sonra tezgahtaki şişeler açıldı. Meğer köylülerin yaptığı vişne ve erik şarapları doluymuş içleri. Bardakları doldurdular. Kadehimizi “savaşsız günler”e kaldırdık.
Khachik’ten bir saat sonra bir dağın başına inşa edilmiş bir kulübede durduk. “Dağlık Karabağ’ın sınırına geldiniz” dediler. Pasaportlarımızı çıkardık. Görevliler “Başkente gider gitmez Dışişleri Bakanlığına uğrayın ve kayıt olun. Onlar size vize verecekler. O vizeyi çıkarken bize göstermezseniz başınız derde girer” dediler. Sınırın fotoğrafını ise tüm ısrarlarımıza rağmen çektirmediler.
Sınırı geçtikten yaklaşık bir saat sonra şoförümüz “Berdzor” diye bizi uyardı. Berdzor, ünlü Laçin Koridoru’nun Ermenice ismi. Hani Ermeniler’in Karabağ’ı Ermenistan’a bağlamak için kontrol altında tuttukları Azeri toprağı.
Bu koridordan geçerken herhangi bir askeri önlem görmedik.

Hocalı’ya girdik

SavaŞIn belleklerimizdeki en belirgin  simgesi Hocalı Köyü. Bu köyde 1992’de büyük bir sivil katliamın yaşandığını söylüyor tarih kaynakları. Seyahatimizin ikinci günü Hocalı’ya doğru yola koyulduk. Başkent Stepanakert’e 20 dakika uzaklıkta olan köyün ismi İvanyan olarak değiştirilmiş. Köyün girişindeki okulda bizi köyün muhtarı Boris Ghahramanian ve okul müdürü Gurgen Ghulian karşıladı.
Üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen köy hâlâ yerle bir. Azerilerin evleri neredeyse tamamen yıkılmış. Köye sonradan yerleşen Ermeniler, Azerilerin evlerinin taşlarını taşıyarak köyün yukarı kısmına yeni evler inşa etmişler. Köyde yaklaşık bin kişi yaşıyor.
Sohbetimize okulda başladık. “Siz bir felaketin yaşandığı topraklarda oturuyorsunuz. Anlatın neler oldu bu köyde?” diye sorunca önce okul müdürü atıldı, “Biz o dönem orada değildik, pek bir şey bilmiyoruz” dedi. Düşünsenize, bir savaşın simgesi olan köyün sakinlerine o savaşta orada yaşananlar doğru dürüst anlatılmamış!
Ardından muhtar girdi söze, bu defa Karabağlı bir Ermeni gözüyle şunları söyledi: “Ben Agdam’a yakın bir köyde yaşıyordum. 1992’de Azeriler köyümüzü yaktılar. Biz de buralara geldik. Hocalı üs olarak kullanılıyordu. Ermeni köylerine buradan saldırılıyordu. Bu nedenle Ermeniler köyü çevirdi. Sivillerin kaçması için bir koridor açtılar. Ancak savaş koşullarında ölen Azeri köylüler oldu. Yine de Azeriler propaganda yapıp 1000’ün üzerinde Azeri’yi kestiğimizi söylüyorlar. Oysa Ermeniler sadece askeri güçleri hedef almıştı.”
Okuldaki sohbetin ardından  köyü keşfe çıktık.Yolda altın dişleriyle gülümseyen Hrant Zakarian’a rastladık. Altın diş oralarda en büyük zenginlik sembolü. “Türkiye’den hoş gelmişsiniz. Burası bizim köyümüzdü, Azeriler elimizden aldı” dedi.
Yıkık dökük binaların arasında dolaştık ve bir evin önünde durduk. Bizi içeri buyur ettiler. Ev sahibi Annahit Minasyan 1998’de evlenip köye yerleşmiş. Savaşta neler yaşandığını bilmediğini ama bir Azeri ile komşu olmak istemediğini anlattı.
Ardından ikramlar başladı. Önce oraların ünlü “nar”ı. Ardından fındık ve votka...

Hiçbir şeysiz başkent

BaŞkent denildiğine bakmayın, 50 bin nüfuslu bir kasaba. Hiçbir cazibesi yok. Dağların arasına sıkışmış, kurak, çirkin bir yerleşim yeri. Hatta dünyadan öyle kopuk ki klostrofobiyi tetikliyor. Karabağlılar unutulmuş, yalnızlığa terk edilmiş topraklarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Üstelik bu toprakların altında petrol ya da doğalgaz da yok. Her ne kadar “enerji yolunun üzerinde” dense de başka yollar bulunabilir. Şehre girer girmez ilk gördüğünüz yerlerden biri Şehitler Anıtı. Zaten burada insanların ana varlık sebebi savaşı hatırlamak ve toprakları için mücadele etmek. Bu nedenle şehitlikte gelin ve damat görünce önce şaşırsak da sonra buranın gerçeğine alıştık: Her evlenen soluğu burada alırmış. 

Hocalı’da neler oldu?

HocalI bölgedeki tek havaalanının olduğu nokta. Savaş sırasında Azeriler mühimmatları burada topluyorlardı. O dönem köy tamamen bir Azeri köyüydü. 26 Şubat 1992’de Ermeniler köyü çevirdi. Çıkan çatışmalarda yaklaşık 1300 kişinin yaşamını yitirdiği iddia ediliyor. Savaşın Ermeniler lehine sonuçlanmasının en büyük simgesi bu köyde yaşanan kıyım. Ancak Ermeniler anlatılanların bir bölümünün Azeri propogandası olduğunu, Hocalı’nın Ermeni köylerine saldırı için üs olarak kullanıldığını ve siviller için koridor açıldığını ileri sürüyorlar.

Yarın:

‘De facto’ Ermeni yönetiminin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı konuştu. Karabağ’da çözüm mümkün mü?

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3