Görgüsüz bilgililerle hiç yaÅŸadınız mı? Benim ömrüm onlarla geçti. Bildikçe kibirli, bildikçe saldırgan, bildikçe kabadırlar. Kendilerine uzmanı oldukları konularda herhangi bir soru sormaya görün. Önce sizin ne kadar cahil, yalnızca cahil deÄŸil kafasız olduÄŸunuzu ima edip, sizi sınavdan geçire geçire, burnunuzdan getirerek damla damla, sahip oldukları o yüce bilgileri lütfederler. Tavırlarında 'söylüyorum ama bunun ne kadarını anlarsın, bilmem' havası vardır. Kimi zaman kendi kendime 'bu kadar bilgili, bu kadar zeki olmak için bu adam gibi hıyar mı olmak gerek' diye sorduÄŸum olmuÅŸtur.
Neylersiniz ki, hıyarlar her yerdedirler. Åžairdirler. Felsefeci (örneÄŸin ben!), gazeteci, yazar, hekimdirler. Dostumuz olabilirler. EÅŸimiz, kardeÅŸimiz. Bilgili olduklarında, bilim ve sanat alanına yaratıcı katkılarda bulunduklarında, kimilerinin hıyarlık erdemi kaybolmuyor. Hünerli olabilirler, iÅŸlerinde çok baÅŸarılı, çok çalışkan. Çok iyi bir yönetici olmak da, bilgi görgüsüzlüÄŸünü ortadan kaldırmıyor.
Güç kavgasının olduÄŸu yerlerde bol bol hıyar bulunur. Belli makamlara, rütbelere eriÅŸmeye, para kazanmaya, toplum içinde kendi gücünüzü kabul ettirmeye çalışırken kendini gösteriverir hıyarlığımız. Nasıl saklayabiliriz hıyar olduÄŸumuzu?
Siyaset de böyle bir güç kavgası, güç tepiÅŸmesidir. Gönül orada hıyarlar olmasın istiyor. Oluyor. Olmak zorunda mıdır? Hıyarsız siyaset olmaz mı? Kim bilir? Neden olmasın?
Sanat ve bilimde dahi olduÄŸu söylenen, yarattıklarıyla, buluÅŸlarıyla alanlarına katkıda bulunanlar görgülü insanlar mıydı? Görgülü olmak, yoksa toplumun, kültürün beklentilerine uyum saÄŸlayan, etraftan onay bekleyen, 'muhallebi çocuÄŸu' olmak mıdır? Ürkek, yaratma cesaretinden, mizah duygusundan yoksun, her denileni sorgulamaksızın kabul eden, 'sırtına vur, lokmasını al' sözüne uygun biri midir?
Bilim ve sanatta, yaÅŸamın çok farklı alanlarında büyük atılımlar yapan insanlara, o yeniyi, farklı olanı arayan, risk almaktan korkmayan cesur insanlara görgüsüz diyebilir miyiz?
Bilgi görgüsüzlüÄŸü, bilgi terbiyesi eksikliÄŸini iÅŸaret ediyor. Edepsiz bilgili, görgüsüz bilgilidir. Bilgisini insanları ezmek, kendini pahalıya satmak için kullanır. Görgüsüz sanatçı sanat aÅŸkı ile deÄŸil de, belli ödüllere eriÅŸme amacıyla sanatla ilgilidir.
Bilgi görgüsüzlüÄŸü temelinde bilgiyle nasıl yaÅŸayacağımızı bilmemekten kaynaklanır.
Niçindir bilgi? Ona sahip olduÄŸunu düÅŸünen insanla ilgisi nedir? İnsanlar neden bilgili olmak isterler? Meraklarından mı? Sürekli bilgi bombardımanına maruz kaldığımız bu dünyada, kendi merakımız sonucu, kendi çabamızla eriÅŸip, ulaÅŸmaya çabaladığımız bilgiler var mı? Peki, öÄŸreniyoruz da ne oluyor? ÖÄŸrenciysek sınıf geçiyoruz, çıraksak usta oluyoruz, bir iÅŸ öÄŸrenip meslek sahibi olup, para kazanıyoruz... Peki, öÄŸreniyoruz, bir anlamda bilgimiz artıyor da, görgümüz artıyor mu? ÖÄŸrendiklerimizle, deÄŸerler yaÅŸayan, hayata saygı duyan, güzelin, haklının, ezilenin yanında olan biri oluyor muyuz? ÖÄŸrenme aÅŸkı, sanat ve bilme aÅŸkına dönüÅŸüyor, daracık ruhlarımızı sıkıştıkları cendereden kurtarıp bizi özgürleÅŸtiriyor mu?
Galiba görgüsüzlük, ezberci, ÅŸekilci bir eÄŸitim anlayışından geliyor. O denli ÅŸekilci ki, eleÅŸtirmeyi, sorgulamayı bile kalıplarla yapıyoruz. Biz felsefeciler orada burada sorgulamaktan, eleÅŸtiriden dem vururuz, gelin görün ki özel yaÅŸamlarımız inanılmaz dogmalarla doludur.
Ülkemizde garip biçimde alttan alta iÅŸleyen sinsi bir ideoloji cenderesi var. Kendine özgürlükçü diyen birçok insan, bilgi görgüsüzü olduÄŸu için savunduklarını yaÅŸayamıyor. Kafaları tutsak özgürlükçüler, eleÅŸtirel düÅŸündüÄŸünü sanan kalıplar içinde düÅŸünenler, dindar olduÄŸunu söyleyip de dinin manevi gücünden zerre kadar nasibini alamamış iman görgüsüzü, yobaz, çıkarcı insanlar.
Görgüsüzlerin giderek sayısının arttığı bir ülkedeyiz. Her alanda. OlduÄŸu ile göründüÄŸü arasındaki uçurumu kapatamayan, üstelik bu uçurumu açmanın 'baÅŸarı' getireceÄŸini sanan insanlarla yaÅŸamak zorundayız. Mevlana bu topraklarda yaÅŸadı diyorlar. Görgümüz onu görmeye yetmiyor.