Türkiye hukuken kesin ve doÄŸal hakkı olan AB tam üyeliÄŸini, kendisine 1976-78 arasında Portekiz, İspanya ve Yunanistan ile birlikte, altın tabak içinde sunulduÄŸu zaman, Ecevit, Demirel ve Erbakan'ın ellerinin tersi ile itmeleri nedeni ile ıskalamıştı.
Türkiye'yi 30 yıl yöneten Demirel ve Ecevit'in ülkeye fayda ve zararları zaman içinde tarih kitaplarında tartışılıp konuÅŸulacakken, bir numaralı gündem maddesi bu konu olacak!
Bugün ise farklı bir durum var. 2002 seçimlerinden beri biz gönüllüyüz, ama bu sefer AB pek deÄŸil. Hele Merkel ve Sarkozy sonrasında iÅŸimiz oldukça zor. Ancak ortada açıkça görünen Merkel ve Sarkozy'nin tezlerinin giderek kuvvetlendiÄŸi! Çünkü AB içinde de, önemli deÄŸiÅŸiklikler oldu.
Lizbon AnlaÅŸması'nın ikinci bir referandumla İrlanda tarafından onaylanması, Polonya ve Çek CumhurbaÅŸkanları tarafından da imzalanması ile, Lizbon AnlaÅŸması'nın yürürlüÄŸe girmesinin önündeki engeller kalktı. AB'nin yeniden organizasyonu için sekiz yıldır süren tartışmalar böylece sona ermiÅŸ oldu. BirliÄŸin daha iÅŸlevsel olması ve uygulamaların devamlılık kazanması için, yeni anlaÅŸma kapsamında iki önemli organ kuruldu. İki buçuk yıl için seçilenler BaÅŸkan ve gene aynı süre için seçilen Dış İliÅŸkilerden Sorumlu AB Komiseri.
19 Kasım günü bu iki önemli mevki için yapılan seçimlerde Belçika BaÅŸbakanı Herman van Rompuy AB Konsey BaÅŸkanı, Britanyalı AB Ticaret Komiseri Barones Catherine Ashton da Dış İliÅŸkiler ve Güvenlik Yüksek Komiseri olarak seçildiler. Görevlerine 1 Aralık 2009 tarihinde baÅŸlayacaklar.
Seçim yapılmadan önce adaylar konusundaki tartışmalar günlerce sürdü. Seçilecek kiÅŸilerin özellikleri konusunda çeÅŸitli dengeler göz önünde tutuldu. Eski-yeni AB üyeleri, küçük-büyük üyeler, merkez sol-merkez saÄŸ önemli denge unsurlarıydı. Fakat en önemlisi de Almanya ve Fransa gibi iki büyük ülke liderlerinin tutumuydu. Gerek Sarkozy, gerekse Merkel alenen bilindiÄŸi gibi yeni seçilecek AB Konsey BaÅŸkanı'nın kendilerini gölgelemesini kesinlikle istemiyorlardı. Bu sebepten eski İngiltere BaÅŸbakanı Tony Blair gibi her ÅŸeye raÄŸmen karizmatik ve dünyaca tanınan bir liderin adaylığı bir süre ön planda kaldıktan sonra perde arkasına itildi.
Seçilecek Konsey BaÅŸkanı'nın düÅŸük profilli bir kiÅŸiliÄŸe sahip olması AB'nin en güçlü iki ülkesi liderlerince neredeyse olmazsa olmaz bir özellik olarak görülüyordu.
Belçika BaÅŸbakanı van Rompuy kısa bir süre önce Aralık 2008'de bu mevkiye gelmiÅŸti. 1993-99 yılları arasında Belçika Bütçe Bakanı olarak ülkenin borç yükünü hafifleten sert tedbirler alması ile tanınıyordu. 1993 yılında Belçika'nın, GSMH'sının % 130 mertebesinde olan borç yükü, van Rompuy'un acımasız önlemleriyle % 100'ün altına düÅŸürülebilmiÅŸti. BaÅŸbakan olduÄŸu günlerde de, bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olan Belçika'da uzlaÅŸmacı tavrı ile bu olasılığı bertaraf etmiÅŸti.
Barones Ashton ise son on yılda hızla yükselen bir İşçi Partisi üyesi. Van Rompuy'un Flaman Hristiyan Demokrat Partisi'ne mensup olması dolayısıyla, AB'de yazılı olmayan kurallara uygun olarak, bu ikinci önemli pozisyon sol partiye mensup bir üye tarafından dolduruldu.
Gerek van Rompuy, gerekse Ashton dış iliÅŸkilerde fazla deneyimli sayılmamakla beraber iyi birer uzlaÅŸmacı olarak tanınıyorlar. ABD ve neredeyse tüm AB üyeleri bu seçimi doÄŸru buldukları konusunda açıklamalarda bulundular.
Ancak Avrupa Parlamentosu YeÅŸiller Grubu BaÅŸkanı Daniel Cohn-Bendit her ikisini de 'sönük' özellikleri olan kiÅŸiler olarak tanımladı. Cohn-Bendit'e göre, 'AB Hükümet ve Devlet BaÅŸkanları bu seçimleriyle, Avrupa Kurumlarını bilinçli olarak zayıflatmaya devam etmekteler. Van Rompuy gibi soluk bir Konsey BaÅŸkanı ve Ashton gibi silik bir Dış İliÅŸkiler Komiseri ile AB dibe vurmuÅŸ durumda.'
Gerek Konsey BaÅŸkanlığı gerekse Dış İliÅŸkiler KomiserliÄŸi Türkiye'nin AB üyeliÄŸi için yüksek önemi olan mevkiler. BilindiÄŸi gibi van Rompuy 2004 yılında Hristiyan Demokratlar Belçika'da muhalefetteyken, Türkiye'nin AB üyeliÄŸi için ÅŸu sözleri sarf etmiÅŸti, 'Türkiye Avrupa'nın parçası deÄŸildir, hiçbir zamanda Avrupa'ya ait olmayacaktır. Avrupa BirliÄŸi için, geçmiÅŸteki geniÅŸlemeler gibi, Türkiye'yi içeren bir geniÅŸleme düÅŸülemez. Avrupa'da geçerli olan evrensel deÄŸerler Hıristiyanlığa ait temel deÄŸerlerdir. Türkiye gibi büyük bir İslam ülkesinin üyeliÄŸi ile bu deÄŸerler hayatiyetini kaybedecektir.'
Bu hafta perÅŸembe günü Financial Times gazetesi , editoryal sayfada, AB DışiÅŸleri Bakanları toplantısı çerçevesinde Türkiye'yi tartışırken, özetle ÅŸöyle diyor: ' Türkiye bölgesindeki en baÅŸarılı ülke ve AB de bunu bilmek ve anlamak zorunda, ama Fransa, Almanya ve Avusturya kapıları hızla ve sert bir ÅŸekilde Türkiye'ye kapatıyor!
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.