Toplumsal zihnimizde mutabakat saÄŸlayamadığımız 'demokrasi ve deÄŸerlerinin' talepleri sokaÄŸa çıktığı anda kıskıvrak yakalanıverir.
Dildeki 'demokratik hak ve talep' yüceltmesinin hayattaki karşılığı, irkiltici bir ÅŸiddettir.
'Özgürlük yuvaları' üniversitelerde yaka paça götürülen öÄŸrenciler, hocalarının gözünün önünde aÄŸzı kapatılarak susturulan ya da sokaklarda kovalanan çocuklar, IMF ve DB karşıtı gösterilerde gençlere, esnafın ve emniyet güçlerinin gazlı, sopalı dayakları, 'Kadına ÅŸiddeti' protesto eden kadınlara karşı, biber gazlı ve coplu aşırı güç kullanımı, muhalif olmanın ve hak taleplerinin kamusal alanlarda sindirilme gayretleri deÄŸil midir?
Halbuki caddelerde 'haÅŸerat' muamelesi gören gösteriler ve protestolar, demokrasinin vazgeçilemez temel haklarıdır.
Kamu çalışanlarının 25 Kasım'daki ülke genelinde büyük katılımla gerçekleÅŸtirdikleri eylem bu manada çok önemliydi.
Bu eylemle sosyal taleplerinden kamuoyunu haberdar ederlerken, 'kültürel kimliklerin' altında can çekiÅŸen 'sosyal ve anayasal' hakları da yeniden hatırlattılar.
Gittikçe yükselen, birbirini besleyen etnik milliyetçilik çığlıklarının ötesinde, yüz binlerce kamu çalışanı 'demokratik hakları' için alanları doldurdu.
Devlet memurları da Avrupa BirliÄŸi ve ILO normlarında geçerli olan grev hakkını istiyorlardı!
12 Eylül Anayasası'nın elini kolunu baÄŸladığı emekçi ve memurlar, göstermelik haklarla etkisizleÅŸtirilerek neoliberal düzenlemelere uygun vasat saÄŸlanmıştı.
Emekçi ve memurlar sesini çıkaramayacak, örgütlenemeyecek ve haklarını istemeyecek biçimde çalışmaya zorlandılar.
İş kaybetme korkusu baÅŸat bir korku halinde körüklendi.
Sendikalı olma, sicil lekesi addedildi.
IMF ve DB tavsiyeleri doÄŸrultusunda kamu maaÅŸları tırpanlanırken, komik zamlarla kamu çalışanları ve kamu hizmetleri de devre dışı bırakılacaktı.
Grev hakkı olmamak çalışanın varlığının inkarı ve sosyal hakların reddiydi.
Elbette grev hakkı olmayan toplu sözleÅŸme ve sendika hakkının fantezi etkisi bile olamayacaktı.
Dolayısıyla 25 Kasım'daki KESK ve Kamu-Sen'in kitlesel hareketi,'çalışanların haklarını' yüksek perdeden seslendirdi.
Grev, toplu sözleÅŸme, sendikalaÅŸma, adaletli ücretlendirme isteklerinin demokrasiye dahil olduÄŸu duyuruldu.
Açlık, yoksulluk ve iÅŸsizlik gibi ekonomik eÅŸitsizliÄŸin aslında insan hakları ihlali olduÄŸu vurgulandı.
YoksulluÄŸa karşı yurttaÅŸlık ödemesi gündeme getirildi.
Siyasetin, insana dair tavrındaki büyük ihmal ve duyarsızlık bir kez daha günyüzüne çıktı.
Demokrasi vaizi siyaset, memur ve emekçinin bu eylemine karşı soÄŸuk ve rahatsızdı.
Sınırlı kimlik siyasetlerinin kör dövüÅŸünde kilitlenmiÅŸ siyasiler yine 'insan meselesini' kaçırmıştı.
Halbuki zihnimizde uzlaÅŸamadığımız demokrasi baÅŸkalarının hak mücadelesine verdiÄŸimiz dayanışmayla kendi haklarımızın da korunduÄŸu rejimdir.
Demokrasiye bundan baÅŸka açılan yol dünya tarihinde yazmıyor.