Fransa'nın tarihine bakınca; bir ülkeye girdiÄŸi savaÅŸları kazanmasının her zaman iyi sonuçlar doÄŸurmadığını, aksine savaÅŸ kaybetmesinin o ülkeye müthiÅŸ ilerlemeler saÄŸlama yolunu açabileceÄŸini düÅŸünüyorum. Aynı ÅŸeyi Türkiye'nin tarihine de bakınca söyleyebiliyorum.
Konuyu Fransa örneÄŸinde biraz açayım. Fransa, İkinci Dünya Savaşı'nda iÅŸgal edildi, ulusal onuru zedelendi ve bu travma Fransa ulusunda 'Neden böyle oldu, daha güçlü olmak için neler yapmalıyız?' sorusunun tartışılmasına neden oldu.
Aslında önceden büyük bir birikim de vardı. 1870 yılında Fransa'nın Almanya'ya yenilmesi üzerine Fransız düÅŸünürleri Almanya'nın Fransa'ya neden üstün olduÄŸu sorusuna cevap aramaya baÅŸlamışlardı.
BaÅŸtan meselenin sadece askeri güçte olmadığında hemfikirdiler. Almanya eÄŸitim düzeni, bilgi birikimi ve bilgiyi kullanım biçimiyle, felsefi yaklaşımlarıyla Fransa'dan üstündü. Fransız aydınlarına düÅŸen ÅŸey ülkelerinin eÄŸitim kurumlarını, bilgi düzeyini, bilgi üretim süreçlerini Almanya'nın düzeyinin üstüne çıkarmak için uÄŸraÅŸmaktı. İkinci Dünya Savaşı öncesine öylesine yoÄŸunlaÅŸtılar ki bu iÅŸe, özellikle tarih metodolojisi ve sosyal bilimler metodolojisi üzerine müthiÅŸ metinler ortaya çıkarmaya baÅŸladılar. Bu entelektüel yoÄŸunluk sürecinde Fransız aydınları sosyoloji dalını da yarattılar.
İkinci Dünya Savaşı baÅŸladığında Fransa, düÅŸüncede büyük bir atılım yapmaya hazırdı. Bir de üstüne üstlük savaÅŸ sürecinde Alman iÅŸgali gelince aydınların Fransa'ya yeni bir düÅŸünce metodu bulma enerjileri daha da bilendi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle tarihi yeniden okumak metodolojisindeki radikal dönüÅŸüm ile Annales Okulu'nun parlak çalışmalarını hatırlayalım. Braudel, Emmanuel Le Roy Ladurie, Immanuel Wallerstein, Claude Levi Strauss entelektüel patlamalar yaÅŸadılar savaÅŸ sonrası dönemde. O dönemden akla gelen her isim bizde entelektüel derinliÄŸi olan mükemmel yazılar çaÄŸrışımı yapıyor. Michel Foucault, Georges Duby, Michel de Certeau, Pierre Nora, Jacques Revel ve bunlar gibi birçok isim entelektüel dünyanın yıldızları oldular ve Fransa'ya, çalışmalarının ortak sonucu olarak kendi tarihlerini ve kendilerini yeniden düÅŸünüp anlamaları için yeni bir metot sundular.
YaÅŸananlara bu ÅŸekilde bakılınca Fransa'nın savaÅŸ yenilgilerinden aslında zaferle çıktığını söylemek mümkün, çünkü o yenilgileri entelektüel geliÅŸimleri ile telafi etmeye çalıştılar.
Bir gazete makalesinde o dönemin komplike entelektüel ortamının hakını verebilmek mümkün deÄŸil. Benim elimde mükemmel bir kitap var. Histories: French Constructions of the Past (Post War French Thought ) editörler Jacques Revel ve Lynn Hunt). Bu kitaptan çok ÅŸey öÄŸrendim ve de öÄŸreniyorum. Bunu okurken keÅŸke biz de savaÅŸ kaybetmiÅŸ olsaydık diye düÅŸündüm. Çünkü bilgi üretme süreçleri özgünleÅŸmemiÅŸ, yerli yerine oturmamış bir toplumun savaÅŸlardan zaferle çıkması her zaman olumlu sonuç vermeyebiliyor. O tür toplumlar askeri güçlerine haddinden fazla önem verebiliyorlar, bir ülkenin büyüklüÄŸü sadece askeri gücü ile deÄŸil; bilgi, düÅŸünce üretmek gücüyle ölçülebileceÄŸini unutuyorlar. Askeri güce oransız vurgu yapılması o ülkede tüm süreçleri çarpıtabiliyor, kendisi hakkında efsaneler yaratmaya masallar anlatmaya itebiliyor. Türk, Türk'ün efsanevi gücü ve kökeni gibi anlatımlar da bu masal anlatma sürecinde yaratılıyor. Bk. Murat Belge, Genesis: Büyük Ulusal Anlatı ve Türklerin Kökeni çalışması. Bu masallar anlatmak dışında bilgi ve gerçek düÅŸünce üretmek ihmal edilebiliyor.
TÜRKİYE'NİN METOT İHTİYACI
İlla da Fransa ile aynı süreçten geçmek zorunda deÄŸiliz ama Türkiye'nin de kendisine yeni bir metot üretmek zorunluluÄŸu var. Aslında 12 Eylül öncesinde Türkiye üniversitelerinde özgün sosyal bilimler katkıları baÅŸlamıştı. Darbe geldiÄŸinde üniversiteler Fransa'da olduÄŸu gibi özgün metot çalışmaları yapmanın ve sosyal bilimlere evrensel katkılar yapmanın aÅŸamasındaydılar. Bu durum hakim güçler tarafından tehlikeli bulundu ve o birikim dağıtıldı.
YÖK'ÜN GİZLİ AMACI
Bence YÖK bu nedenle acil olarak kurulmuÅŸtu. YÖK'ün darbeci askerlerle ortak ilk icraatı sosyal bilimlerde özgün çalışmalar yapmaya hazır olan üniversitelerdeki hocaların tümünü birden iÅŸten atmak oldu. İçinde yer aldığım için biliyorum azgeliÅŸmiÅŸlik ve ekonomi dalına, ekonomi sorununa özgün yaklaşımlar ve politikalar önermenin eÅŸiÄŸinde bulunan Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin ekonomi kürsüsünde o dönemde neredeyse tek bir bilim insanı bırakılmadı. BaÅŸka üniversitelerde de aynı süreçler yaÅŸandı.
Acı bir süreçti ama sonunda Türkiye kaybetti. Bugün Türkiye'nin hala daha askeri gücünden baÅŸka övünülecek fazla bir yönünü bulamaması acıklı bir durumdur. Bunun kökeni yakın tarihimizdedir.
ZATEN SAVAŞ KAYBETMİŞ GİBİYİZ
Aslında Fransa'nın bir dönemde yaptığı gibi yeni bir metot oluÅŸturmaya, hayatı ve geçmiÅŸi daha iyi anlayabilmemiz için yeni okuma yöntemleri geliÅŸtirmemiz için koÅŸullar da son derece müsaittir. Belki bir savaÅŸ kaybetmedik ama toplumun kolektif ruh hali sanki bir savaÅŸ kaybetmiÅŸiz gibidir. Hepimizin içinde bir eksiklik duygusu, bir tatmin olmamak, tamamlanmamış hissetmek durumu var. Bir ÅŸeylerin tam olmadığını, doÄŸru olmadığını hissediyoruz, gündelik son derece sert tartışmalara girebiliyoruz ama toplumun net bir yönü yok ortada. Bu durumda her ülkede yapılanı biz de yapıyoruz ve günü bırakıp ÅŸanlı geçmiÅŸimize sığınıyoruz. GeçmiÅŸimize ÅŸanlı derken onu da fazla bilmeden, anlamadan söylüyoruz. Bize verilen hakim ideolojilerin yarattığı formüller ile konuÅŸuyoruz. Aslında bu da kimseyi pek tatmin etmiyor ama ÅŸu anda ne yapılacağı bilinmediÄŸinden boÅŸ konuÅŸup bence boÅŸ yaÅŸayarak, boÅŸ kavgalar yaparak günü kurtardık diye düÅŸünüyoruz ama aslında sadece hayatı boÅŸa harcıyoruz. Türkiye bir an önce Fransa'nın bir dönemde yaptığı gibi bazı kritik soruları kendisine korkmadan sormalı. 'Neden biz böyleyiz, neden geri kalıyoruz, neden kültürsüzleÅŸiyoruz, hayatmız estetikten neden yoksun?' diye soralım. Varsayılan kaba gücümüz ile böbürlenmek yerine bu tür sorulara cevabı saÄŸlam metodoloji ile aramanın çok daha önemli olduÄŸunu görelim.
Bilgi üretiminde Türk devrimine ihtiyaç var. Türkiye'yi çaÄŸdaÅŸ medeniyetlerin düzeyine ancak bilimadamları yükseltebilir. Burada sadece tek tek bazı bilim insanlarının dünya ölçeÄŸinde baÅŸarılı olması yetmez. Bu bir kolektif düÅŸünce ve yaklaşım iÅŸidir. Fransızların yaptığı gibi çalışmaya tarih alanından baÅŸlamalıyız. Çünkü bugünkü sorunlarımıza çözümlerin birçok anahtarı kendi tarihimizde vardır. Önemli olan bunu yakalayıp okumayı bilmek doÄŸru metodoloji ile bir Türk Annales ekolü kurmaktır. Bu bilgi birikimi Türkiye'de 1970'lerden itibaren var. Bu birikimi organize edip yeni sorunsalları ortaya atabilmekte. Bilgi üretmekte düÅŸünce devrimini yapan Türkiye'de Ergenekon tipi olayların da olması mümkün deÄŸildir. (Gelecek pazar da Annales Okulu nedir, tarihe nasıl yaklaşır? Bunu biraz açacağım ki konu daha iyi anlaşılabilsin.)