AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-11-29
Bu hafta size iki kadın ve onların hayranı olan iki erkeğin hikayesini anlatacağım. Biri magazinsel biri edebiyat dünyasından. Ama emin olun bu iki hayranlık bu hafta çok konuşulacak.
Eda Taşpınar, bence Türkiye'nin en seksi kadınlarından biri. Geçenlerde bir sağlık haberinde tam sayfa onun süper maksi mini bikinili bir fotoğrafını gördükten sonra buna karar verdim. Üstelik kendisinin senelerdir başı bağlı olmasına rağmen daim bomba, her daim gündemde. (Başı bağlı derken türban anlamında söylemiyorum. Nurettin Hasman'ı kastetmiştim. Türbanlı olmadığını, yaptıkları En Seksi Türkler listesine Eda Taşpınar'ı koymayan Hürriyet jürisi bile anlamıştır sanırım. Saba Tümer'in 22., Ayşe Arman'ın 2. olduğu listeden bahsediyorum...)
Taşpınar'ın, Nurettin Hasman'la geçtiğimiz günlerde sona eren ilişkisinin ardından magazin sayfalarına düşen bir aşk, çiçek buketinin içinden çıkan elmas bir yüzük, Anjelique'de ayakkabıdan içilen bir şişe şampanya haberi henüz çıkmadı. Herhalde Türkiye'nin tüm meşhur çapkınları da Taşpınar'ı Hürriyet jürisi gibi görmüyor diye düşünürken, 'Güzel dulu ilk kim öpecek?' müsabakasının ilk yarışçısı futbol dünyasından çıktı. Genç, yakışıklı ve o da bir aşk kazazedesi olan Burak Yılmaz. Kendisini, nişanlısı tarafından nişan günü terk edilen futbolcu olarak da hatırlayabilirsiniz. Burak Yılmaz bu şoke edici ayrılığın ardından kendisini Çeşme'ye attığında, ta o günlerden gol pasını da Eda Taşpınar'a atmaya karar vermiş.
Burak Yılmaz, Alaçatı'da gördüğü Taşpınar'la tanışmayı çok istiyormuş. Ama bir yandan da hamleye yapmaktan korkuyormuş çünkü Taşpınar, o sıralar Nurettin Hasman'la beraber... Avcılığa ve atıcılığa meraklı olan Nurettin Hasman'ın pompalı tüfeğiyle, kendisini Alaçatı sokaklarında kovalaması ihtimali bile Burak Yılmaz'ı düşünmeye itmiş olabilir.
Fakat gençlik ateşi denilen şey de başka bir şey, Hasman ve pompalı tüfeğinin gazabına rağmen Burak Yılmaz, Eda Taşpınar'ın gözüne girmek için küçük hamleler yapmaktan da geri kalmamış. Mesela Alaçatı El Beso restoranda en havalı masayı ayırtmaya çalışmaktan, Taşpınar ve arkadaşlarının oturduğu yerin yakınında yüksek sesle telefonla konuşup kendini belli etme çabalarına kadar denemediği uyduruk 'liseli kız' numarası kalmamış. Ama sonuç, elde var koskocaman bir sıfır; çünkü Eda Taşpınar bu genç ve istekli futbolcunun yakın markajından hiç hoşlanmıyormuş. Burak Yılmaz ise tam umudunu kaybetmeye başladığı anda Taşpınar ve Hasman cephesinden gelen şok ayrılık kararıyla tekrar yarışa dahil olmaya karar vermiş. Ve şu sıralar yana döne Alaçatı'da Eda Taşpınar'ın telefon numarasını bulmaya çalışıyor. Fakat kendisine kötü bir haberim var: 'Hasman gitti kavga bitti' bile olsa Eda Taşpınar hala kendisinden hiç hoşlanmıyor.
Ama eğer isterse Yılmaz'a futbolculara olan sevgimden dolayı küçük bir iyilik yapıp birkaç tüyo verebilirim: Kendi yetiştiği ortamda, kızları Maksim usulü en önden masa ayırtarak ya da iPhone'undan uzun konuşmalar yaparak etkileyebilir. Ama sosyetede bu işler böyle yürümez sadece huzursuzluk verir. Eda Taşpınar'ı etkilemek istiyorsa YSL'in son koleksiyonuna sıkı sıkı çalışsın, 'Sex & the City'yi iyice okusun ve bana Arda Turan'ın cep telefonunu bulsun. Ha bir de paintball antrenmanlarına katılıp, savunma sanatlarını öğrensin çünkü Nurettin Hasman hala çok iyi pompalı tüfek kullanıyor.
SELİM İLERİ VE GÖZYAŞLARI
Hafta içi bir akşam Asmalımescit'te çöp kokuları arasında yemek yemeye çalışırken arka masamızda oturan ünlü yazar Selim İleri'yi gördük ve bizimle bir içki içmesini rica ettik. İleri, ricamızı kırmadı ve olanca zarafetiyle masamıza geldi. Fakat hepimizle tanıştıktan sonra bir anda durup dururken gözyaşlarına boğuldu. Çünkü masayı paylaştığımız arkadaşlarımız arasında ünlü yazar Sevgi Soysal'ın kızı Defne de vardı.
Selim İleri, Defne'yle tanışıp el sıkıştıktan sonra uzun süre elini bırakmadı ve annesine ne kadar hayran olduğunu hatta bir dönem aşık olduğunu söyledi. Tabii yanaklarından süzülen gözyaşları eşliğinde. Bu gözyaşları masada bulunan herkesi çok duygulandırdı.
Ben hariç!
Çünkü benim aklım o sırada İleri'den Türkan Şoray'ın kızı Yağmur'la ilgili dedikodular almaktaydı ve olanca duyarsızlığımla bu ağlama bölümünün bir an önce bitmesini bekledim. Tabii iğrenç bir insan olduğum için bu duyarsızlığımdan dolayı kendime kızmayı da ihmal etmedim. Yoksa İleri ağlarken kahkahalarla gülüp, sırtımı dönmedim yani, yanlış anlaşılmasın. Fakat Sevgi Soysallı anılar kaçınılmaz bir şekilde geceye damgasını vurdu. Ve İleri'den harika hikayeler dinledik.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Selim İleri'yle Ekrem Dumanlı'nın kitabı için yazdığı önsözden dolayı bir tartışma çıktı ve herkes artık çok sarhoş olduğu için bir sonuca varamayıp yarım kaldı. Bu yüzden önümüzdeki haftalarda İleri'yle tekrar buluşmaya karar verdik. İleri, bu anılarla dolu geceden çok memnun kalmış olacak ki giderken masadan çakmağımızı da hatıra olarak götürdü. Bunu da sonradan fark ettik.
Ne kadar da zarif bir insan...