AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-11-29
Görgüsüz bilgililerle hiç yaşadınız mı? Benim ömrüm onlarla geçti. Bildikçe kibirli, bildikçe saldırgan, bildikçe kabadırlar. Kendilerine uzmanı oldukları konularda herhangi bir soru sormaya görün. Önce sizin ne kadar cahil, yalnızca cahil değil kafasız olduğunuzu ima edip, sizi sınavdan geçire geçire, burnunuzdan getirerek damla damla, sahip oldukları o yüce bilgileri lütfederler. Tavırlarında 'söylüyorum ama bunun ne kadarını anlarsın, bilmem' havası vardır. Kimi zaman kendi kendime 'bu kadar bilgili, bu kadar zeki olmak için bu adam gibi hıyar mı olmak gerek' diye sorduğum olmuştur.
Neylersiniz ki, hıyarlar her yerdedirler. Şairdirler. Felsefeci (örneğin ben!), gazeteci, yazar, hekimdirler. Dostumuz olabilirler. Eşimiz, kardeşimiz. Bilgili olduklarında, bilim ve sanat alanına yaratıcı katkılarda bulunduklarında, kimilerinin hıyarlık erdemi kaybolmuyor. Hünerli olabilirler, işlerinde çok başarılı, çok çalışkan. Çok iyi bir yönetici olmak da, bilgi görgüsüzlüğünü ortadan kaldırmıyor.
Güç kavgasının olduğu yerlerde bol bol hıyar bulunur. Belli makamlara, rütbelere erişmeye, para kazanmaya, toplum içinde kendi gücünüzü kabul ettirmeye çalışırken kendini gösteriverir hıyarlığımız. Nasıl saklayabiliriz hıyar olduğumuzu?
Siyaset de böyle bir güç kavgası, güç tepişmesidir. Gönül orada hıyarlar olmasın istiyor. Oluyor. Olmak zorunda mıdır? Hıyarsız siyaset olmaz mı? Kim bilir? Neden olmasın?
Sanat ve bilimde dahi olduğu söylenen, yarattıklarıyla, buluşlarıyla alanlarına katkıda bulunanlar görgülü insanlar mıydı? Görgülü olmak, yoksa toplumun, kültürün beklentilerine uyum sağlayan, etraftan onay bekleyen, 'muhallebi çocuğu' olmak mıdır? Ürkek, yaratma cesaretinden, mizah duygusundan yoksun, her denileni sorgulamaksızın kabul eden, 'sırtına vur, lokmasını al' sözüne uygun biri midir?
Bilim ve sanatta, yaşamın çok farklı alanlarında büyük atılımlar yapan insanlara, o yeniyi, farklı olanı arayan, risk almaktan korkmayan cesur insanlara görgüsüz diyebilir miyiz?
Bilgi görgüsüzlüğü, bilgi terbiyesi eksikliğini işaret ediyor. Edepsiz bilgili, görgüsüz bilgilidir. Bilgisini insanları ezmek, kendini pahalıya satmak için kullanır. Görgüsüz sanatçı sanat aşkı ile değil de, belli ödüllere erişme amacıyla sanatla ilgilidir.
Bilgi görgüsüzlüğü temelinde bilgiyle nasıl yaşayacağımızı bilmemekten kaynaklanır.
Niçindir bilgi? Ona sahip olduğunu düşünen insanla ilgisi nedir? İnsanlar neden bilgili olmak isterler? Meraklarından mı? Sürekli bilgi bombardımanına maruz kaldığımız bu dünyada, kendi merakımız sonucu, kendi çabamızla erişip, ulaşmaya çabaladığımız bilgiler var mı? Peki, öğreniyoruz da ne oluyor? Öğrenciysek sınıf geçiyoruz, çıraksak usta oluyoruz, bir iş öğrenip meslek sahibi olup, para kazanıyoruz... Peki, öğreniyoruz, bir anlamda bilgimiz artıyor da, görgümüz artıyor mu? Öğrendiklerimizle, değerler yaşayan, hayata saygı duyan, güzelin, haklının, ezilenin yanında olan biri oluyor muyuz? Öğrenme aşkı, sanat ve bilme aşkına dönüşüyor, daracık ruhlarımızı sıkıştıkları cendereden kurtarıp bizi özgürleştiriyor mu?
Galiba görgüsüzlük, ezberci, şekilci bir eğitim anlayışından geliyor. O denli şekilci ki, eleştirmeyi, sorgulamayı bile kalıplarla yapıyoruz. Biz felsefeciler orada burada sorgulamaktan, eleştiriden dem vururuz, gelin görün ki özel yaşamlarımız inanılmaz dogmalarla doludur.
Ülkemizde garip biçimde alttan alta işleyen sinsi bir ideoloji cenderesi var. Kendine özgürlükçü diyen birçok insan, bilgi görgüsüzü olduğu için savunduklarını yaşayamıyor. Kafaları tutsak özgürlükçüler, eleştirel düşündüğünü sanan kalıplar içinde düşünenler, dindar olduğunu söyleyip de dinin manevi gücünden zerre kadar nasibini alamamış iman görgüsüzü, yobaz, çıkarcı insanlar.
Görgüsüzlerin giderek sayısının arttığı bir ülkedeyiz. Her alanda. Olduğu ile göründüğü arasındaki uçurumu kapatamayan, üstelik bu uçurumu açmanın 'başarı' getireceğini sanan insanlarla yaşamak zorundayız. Mevlana bu topraklarda yaşadı diyorlar. Görgümüz onu görmeye yetmiyor.