AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-11-29

kategori2

Açılım iletişim travmasında

Önce Kürt sonra demokratik olan açılımda vahim hatalar yapılmakta. Bu süreç tüm Anadolu insanını kucaklamak zorunda olduğu için bir Anadolu açılımı olmalıydı. Ardında derinleştirilmeye uğraşılan bir sağlam kuram, önünü açmaya yarayacak bir güven ortamı oluşturulmalıydı. Büyük bir tutkuyla sürdürülmek isteniyor. Tutku, iktidarın dışındakilerce yeterince paylaşılamıyor. İktidar kendinden emin görünüyor. Meclis'teki sözcülerine bakılınca bu güvenin zaman zaman kibre dönüştüğünü görüyoruz.
Açılıma daha çok var. Demokrasiye daha çok var. Ne muhalefet farkında bunun ne de iktidar. Demokrasi salt hukuksal düzenlemelerle sağlanamaz. Salt ekonomik koşulların iyileştirilmesi de yetmez. Türkiye'de çok ağır bir iletişim sorunu var. Demokrasi iletişimin sağlıklı yürütülemediği ortamlarda oluşamaz. Bir iklimdir demokrasi. Bir sağlıklı iletişim iklimi. Anlamaya, anlatmaya, anlaşmaya açık insanların ülkesidir demokrasi ülkesi. Demokrasi iklimi bir edep iklimidir, saygı iklimi. Dünya görüşleriyle barışık, kendi iç dünyalarına açık insanlar yaşayabilir bu iklimde. İnandığımız değerleri, büyük coşkuların dokuduğu, sebat ve sevgiyle işlenmiş inceliklerle koruyabiliriz. Yazık ki şu an ülkemizde:

a) Büyük bir güvensizlik ortamı var.
b) Bu güvensizlikten de kaynaklanan ağır bir iletişim travması yaşanıyor.
c) Kaygılı, sinirli insanlara dönüşüyoruz; çabuk kızıyor, kendi doğrularımıza sıkı sıkıya yapışıyoruz. Ekonomik sorunlar da yaşıyorsak, giderek mutsuzluğumuz artıyor. Olup biteni anlayamıyoruz. Kendimizi anlatamıyoruz. Anlatamayan, anlayamayan, anlaşılmayan, nasıl anlaşabilir ülkenin geleceği konusunda kendisinden farklı düşünenlerle?
d) Ayağının altındaki değerlerin kaydığını, şimdiye dek içinde huzur bulduğu anlam dünyasının yıkılmakta olduğunu söyleyen insanların sayısı artıyor.
Açılım, 'demokratik'se, ezilen, hakkı yenen insanımıza insan onuruna yaraşır bir yaşam sunma çabası ise neden önce iletişim iklimi yaratılarak başlanmıyor açılıma? Neden bir kısım insanımızı 'kurtarayım' derken bir kısım insanımıza acılar veriliyor? Neden 'önce güven' ilkesiyle yola çıkılmadı? Neden açılım, kapalı, muğlak bir biçimde sunulmaya çalışıldı? Önce liderler kendi aralarında  bu konuları teklifsiz tartışacaklardı. Ülkesinin birçok insanının çok duyarlı olduğu değerlerle dalga geçen, fildişi kulesinde yaşayıp da kendini dünya vatandaşı sanan, iç dünyaları sıkışık, bu toprakların hikmetinden ve şiirinden bihaber sözde özgürlükçü şaşkınlara açılmakla başladı açılım. Adı yanlış, tavrı yanlıştı. 'Tarihi an' olduğu söylenen 13 Kasım oturumundaki tartışmalar şunları görünür kıldı:
Anlaşmayı, anlamayı, dinlemeyi bilmiyoruz. İnsanları yönlendirmeyi, kullanmayı hedefleyen stratejik eylemlerle iletişim iklimi kuramazsınız. Partilerimizin birbirlerini dinlemedikleri, anlamadıkları, üstelik dinleme anlama niyetleri de olmadığı konuşmalarında ortaya çıktı. Aynı ya da benzer cümlelere farklı anlamlar vererek konuştular. İktidar adına konuşanlar, karşı tarafı kendi sözleriyle vurmaya çalışırken, Habermas'ın ünlü iletişim kuramındaki içtenliği (Wahrhaftigkeit) gösteremediler. 'Ben doğruyu biliyorum. Doğru olanı bilen benim tarafımda olur' tavrı tüm konuşmacılara egemendi. Demek ki açılımı açılım kılacak iletişim terbiyesi ve iletişim ahlakına açılım gerekiyor, tüm siyasetçilerimiz için.
'İktidar, gelin anlaşalım diyor, beceriksiz, itirazcı muhalefet anlaşmaktan kaçıyor', görüntüsü verilmeye çalışılıyor. Bu resim olup biteni tam yansıtmıyor. 'Gelin anlaşalım' teklifini etkin kılacak iletişim ortamının nasıl yaratılacağını düşünmek gerekiyor. Sayın Başbakanımızın söylediğine göre kapı kapı dolaşıp halka açılım anlatılacakmış.
Açılım projesini yönetenler tüm ülkeye açılmak yerine yandaşlarına açılabiliyorlar. İletişim travması yaşayan, kaygılı insanları tutuculukla, değişen dünyaya ayak uyduramamakla suçluyorlar. Bu tavırla iletişim iklimini, dolayısıyla demokrasiyi kuramazsınız. 'Değiştirin bu kafayı, salak muhalifler, dünyanın gerisinde kalıyor, ekonomiyi baltalıyorsunuz' sözleriyle iktidar, dünyayı, ekonomiyi, ülkeyi, hakikati herkesten daha iyi bildiği kibri içinde. Bu tavırla açılamazsınız.
Kimilerimizi aşağılaya aşağılaya, demokrasi getirdiğini, doğruyu herkesten daha iyi bildiğini sanan,  fikirlerimizi alarak anlaşmadan yana olduğu izlenimini yaratmaya çalışırken, güvenimizi kazanamayan iktidardan Allah bizi korusun.