AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-11-29
Açılım görüşmelerinde, DTP lideri Ahmet Türk, tarih boyunca Kürtlere karşı ırkçı politikalar izlendiğini savundu, Mahmut Esat Bozkurt'u işaret etti. Peki, acaba 'Bingöl dağlarındaki öksüzün' gözyaşını düşünen Bozkurt, solun ideali olan 'toprak reformunu' gerçekleştiren Saracoğlu faşist miydi? Günün koşulları nasıldı?
Hep şunun iddiasındayım: Tarihi olayları bugünün bakış açısıyla değerlendiremezsiniz. Dönemin dinamiklerini, şartlarını dikkate almazsanız analizleriniz sizi yanlışa sürükler. Siyaset adamının söylediği bir sözü cımbızla alıp bugüne uyarlarsanız ortaya bir felaket çıkar.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Meclis'teki açılım görüşmelerinde eski Adalet bakanlarımızdan Mahmut Esat Bozkurt'un bir demecine gönderme yaparak 'Bu tarz siyaset yapanlar unutulmadı' dedi. Tarihimizden bugüne 'Kürtlere karşı nasıl ırkçı bir tutum' izlendiğini anlattı. Ve bunun sembol ismi olarak eski Adalet Bakanı Bozkurt'un ünlü sözünü gösterdi. Ne demişti Bozkurt: 'Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk'tür. Öztürk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır. Köle olmaktır.' Ahmet Türk, Bozkurt'un sözlerini okudu ve 'Biraz empati yapın' dedi. Empati; yani 'Kendinizi biraz da bizim yerimize koyun' dedi. Buyurun o halde size muhteşem bir empati örneği:
'Cumhuriyet savcıları! Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz. Unutmayın.' Bingöl dağlarında öksüzlerin gözyaşlarını tahayyül eden bu yüksek empatiyi kim yaptı dersiniz. Evet bildiniz. Mahmut Esat Bozkurt!
TÜRK'ÜZ DE DEDİ HALKÇIYIZ DA
Bir başka örnekle devam edelim. Bozkurt'un yakın arkadaşı ve kabinesinde yer aldığı Başbakan Şükrü Saracoğlu ile. Ünlü Irkçılık-Turancılık davası
Saracoğlu'na yazılan mektupla başlamıştı. Türkçü Nihal Atsız'ın yazdığı mektupta, bazı isimleri şikayet etmesi üzerine dava açılmıştı. Davaya ve yaşanan ilginçliklere birazdan geleceğim. Ama önce Saracoğlu'na ırkçı damgasını vuran ünlü konuşmasını anlatalım.
Refik Saydam'ın ani ölümüyle boşalan Başbakanlık koltuğuna oturan
Saracoğlu, 5 Ağustos 1942'de Meclis'te hükümet programını okudu. İktisadi ve siyasal gelişmeleri, hükümetin projelerini anlattıktan sonra şunları söyledi: 'Arkadaşlar, Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve en az o kadar vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan ve azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız. Bugün için henüz pek çok olmakla beraber Köy Enstitüleri köylerimizi ve köylülerimizi daha şimdiden yükseltmeye başlamıştır. Köylüyü topraksız, toprağı da köysüz bırakmayacağız. Ve yavaş yavaş toprağı, sanatı ve tekniği sadece bilginin emrine geçireceğiz. Bizde imtiyazlar ve sınıflar asla mevcut olmadı. Demokratlık Türk tarihinin derinliklerinden yuvarlanıp gelen büyük bir hakikattir. Biz halkçı idik, halkçıyız ve daima da halkçı kalacağız. Tek partili bir devlet kurmuş olmamız başlıca bu büyük hakikate dayanıyor. Biz ne sarayın ne sermayenin ne de sınıfların saltanatını istiyoruz. İsteğimiz sadece Türk Milleti'nin hakimiyetidir.'
AĞALIK DÜZENİNİ REDDETMİŞTİ
Bakar mısınız? 'Türküz Türkçüyüz' sözlerini alıyoruz ama 'Halkçıyız ve daima halkçı kalacağız' sözlerini göz ardı ediyoruz. Köylüyü topraksız bırakmayacağız diyor, toprağı, sanatı ve tekniği sadece bilginin emrine geçireceğiz diyor. Yani ağalık düzenini reddediyor, duymazdan geliyoruz. Türkiye'de silahlı Marksist gençlerden sosyal demokratlara kadar bütün solun idealini yaşattığı toprak reformu Başbakan Saracoğlu tarafından (kısa süreli de olsa) hayata geçirilmiştir. Yetmedi bir de Köy Enstitüleri'ni kuran ve yaşaması için çaba sarf eden de yine Saracoğlu'dur. Ama gelin görün ki adına ilk sol pankart düzenlenen de yine odur. 'Saracoğlu faşisttir' pankartı sol tarihimizdeki ilk pankarttır. Mihri Belli ile mahyacı Tahsin Berkem, Sultanahmet Camii'nin minareleri arasına bu pankartı asmak üzereyken polisin gelmesi üzerine kaçmışlardı. Yıllar sonra Mihri Belli'ye 'Neden Saracoğlu'na faşist diyordunuz' diye sordum. 'Alman yanlısıydı' dedi. Oysa Saracoğlu ne Alman yanlısıydı ne de İngiliz. Tam bir denge siyaseti izliyordu. Ama herkes onu Alman yanlısı zannediyordu.
EFE İLE DİRENİŞE KATILDILAR
Mahmut Esat Bozkurt'a dönelim. Bozkurt'la Saracoğlu nereden tanışıyorlardı. Kuşadalı bir çiftçinin oğlu olan Bozkurt, yüksek öğrenim için İsviçre'ye gitmişti. Kendisi gibi eğitim için giden onlarca Türk genciyle beraber kurdukları Lozan Türk Yurdu'na başkanlık ediyordu. Saracoğlu da Cenevre Türk Yurdu'ndaydı. Osmanlı'nın kapısına dayanan savaş tehlikesine karşı bir şeyler yapmak için faaliyet halindeydiler. Milli Mücadele başlayınca gizlice ülkeye gelip Demirci Mehmet Efe'nin yanında direnişe başladılar.
ATA'NIN HUZURUNA ONLAR ÇIKTI
Cumhuriyetin ilanıyla, milletvekili ve bakan olarak kabinede yer almaya başladılar. Bozkurt ilk anayasamız kabul edilen 1924 Anayasası'nın hazırlayıcıları arasındaydı. Türk hukuk sisteminde birçok yasanın oluşmasında öncülük etti. Cumhurbaşkanına veto hakkı tanıyan düzenlemenin kaldırılması için Atatürk'ün huzuruna çıkan iki kişi Saracoğlu ve Esat Bozkurt'tu. Doktora tezini kapitülasyonlar üzerine yapan Bozkurt'un kazandığı 'Lotus davası' ünlüdür. Fransız bandıralı bir geminin Türk gemisine çarparak batışına sebep olması dolayısıyla açılan davada Fransız kaptan tutuklandı. Uluslararası bir hukuk tartışmasına dönen davayı Bozkurt'un etkili savunmasıyla kazandık. Ve dava dünya hukuk literatürüne Bozkurt-Lotus davası olarak geçti.
İNÖNÜ SÜRGÜNE YOLLADI
Saracoğlu'na dönelim. Yıl 1944. Nihal Atsız ve arkadaşları katıldıkları Sabahattin Ali davasından sonra Ankara Adliyesi'nden yürüyüşe geçtiler. Başbakanlık önüne geldiler. Amaçları Türkçü bildikleri Başbakan Saracoğlu'nun desteğini almaktı. Ama küçük bir ayrıntıdan haberleri yoktu. Saracoğlu o anda görevinden (kısa süreli) sürgün edilmiş ve Bursa'ya gönderilmişti. Kim tarafından; Saracoğlu'na hep 'iki gözüm' diye hitap eden İsmet İnönü tarafından. Çünkü ırkçı tutuklama furyası başlayacaktı. Saracoğlu'nun zarar görmesini istememişti. Bu yüzden ilk kez bir Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından sürgüne gönderildi. Saracoğlu Bursa'dan dönüp koltuğuna oturduğunda ırkçılık davası çoktan başlamıştı. Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Atsız gözaltına alınmıştı. Sıra solculara gelecekti. 1944 tevkifatı da komünistleri içeride topladı. Aslında tüm bunların sebebi basitti. 1944'te Almanların savaşta yenileceği belli olmuştu! Artık Nasyonalist görüşlere gerek yoktu. Evet, sebep bu kadar basitti.
BOX-DENGE SİYASETİ
1900'lerde İttihatçı, 1920'lerde Bolşevik olmayan var mıydı? Ya 1930-40'larda nasyonalist olmayan? Denge siyaseti böyle bir şeydir. Güçlü rüzgar nerden eserse ayakta kalmak için ona uyum sağlarsınız. 1980'lerde kanlı bir kapışmaya giren Türk Ocakları ve Türkiye Komünist Partisi'nin kurucusu aynı isim (Mustafa Suphi) değil midir?
KÜRT VEKİLLERDEN TEPKİ GELMEMİŞTİ
Bozkurt'un azınlıkları rahatsız eden sözü Alman Nasyonalizminin yükseldiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin 'Ulus-devlet' inşasına uğraştığı yıllara aitti. Alman yanlısı olmak modaydı. Bugünün değerleriyle değerlendirmek olanaksız. Bozkurt'un bu sözünden İsmail Beşikçi'nin bir makalesiyle haberdar olan Ahmet Türk, şunu unutmasın. Bozkurt'a ertesi gün tepki Kürt milletvekili ve aydınlarından değil Rum ve Ermeni gazetecilerden geldi. Bozkurt 1943 yılında öldü. Çok partili sisteme geçişi göremedi. Saracoğlu ise 1953'te hayatını kaybetti. Her ikisi de 'Ulus-devlet'in inşasına uğraştılar. Tek millet, tek bayrak ülküsüyle hareket ettiler. Bugünden bakınca buram buram ırkçılık kokan söylemleri oldu. Ama başta söylediğim gibi o günkü koşullar göz önüne alınmalıdır. Yoksa Ulu Önder Atatürk'ün gençliğe hitaben söylediği 'Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur' sözünü ne yapacağız?