AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-11-29

kategori2

Çözüm kur mu!

Bugün gündemdeki konuyu çok güzel yansıtan Fortisbank iktisatçılarının bir raporunu sütuna taşıyacağım. Haluk Börümbekçi'yi verdiği emek için peşinen tebrik ediyorum. İnşallah ihracatçılar da okurlar.  Raporu biraz kısalttım!

Deniyor ki, 'Dış Ticarette Yapısal Dönüşüm' gündeme gelince herhalde ihracatı ithalatından fazla bir ekonomi haline dönüşme anlaşılır. Yapısallığın ise iki boyutu bulunmaktadır; Birincisi, Türkiye'nin enerji ithalatçısı bir ülke olmasıdır. Burada ülkemizde bir değişim beklenmemelidir. Eylül 2009 itibari ile 12 aylık cari açık 14.6 milyar dolar seviyesinde iken, ham petrol ve doğalgazı da içeren mineral yakıtlar ve yağlar grubu hariç cari denge, 12.9 milyar dolar fazla vermektedir. Bu bile, ilk yapısal faktörün ne denli etkili olduğunu yansıtmaktadır. İkinci önemli yapısal faktör ise, ihracatımızın ara malı ithalatına bağımlığının yüksek olmasıdır. Buna göre, gelişmekte olan ülkeler arasında, imalat sanayii genelinde ihracat miktarı başına ithal ara malı oranında Türkiye en yüksek orana (Çin en düşük) sahip ülke olarak çıkmaktadır. TCMB Başkanı Yılmaz'ın yaptığı son konuşmada, bu noktayı küresel eğilimleri vurgulayarak analiz ederken, gerçekleri çok iyi toparladığını görmemek mümkün değil.  

Başkan Yılmaz'ın tebliğinin birinci tespiti, geçen yüzyılın ilk yarısında uluslararası ticaretin temelini oluşturan endüstriler arası ticaretin, günümüzde yerini endüstri içi ticarete bıraktığı şeklindedir. Uluslararası ticaret, farklı ürün gruplarının değişiminden ziyade, benzeşen ürün gruplarının değişimine dayalıdır. Otomotiv sektöründeki gelişmeler buna iyi bir örnektir. Bu gelişmeye paralel olarak, yapılan ikinci tespit, gelişmekte olan ülkelerin ihracatında sanayi ürünlerinin payının artması, gelişmiş ülkelerin ihracatının ise sanayi ürünlerinden hizmetlere kaymakta olduğudur. Gelişmiş ülkeler araştırma geliştirme faaliyetleri, kalifiye iş gücü ve teknolojik bilgi birikimindeki avantajlarını kullanarak piyasaya yeni ürünler ve teknolojiler sunmakta, zamanla bu yeni ürünler standart teknolojiler ve kalifiye olmayan iş gücü tarafından da üretilebilir hale gelmekte, üretim merkezleri gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere taşınmaktadır. Üçüncü tespit ise, küresel ticaretteki bir diğer gelişme olan 'dikey uzmanlaşma' olgusuna ilişkindir. Teknolojik gelişmeler, firmaların üretim faaliyetlerini, farklı faktör yoğunluğuna sahip alt süreçlere bölerek, her süreci farklı bir ülkede gerçekleştirmelerine olanak vermektedir. Böylelikle, firmalar her süreci en avantajlı bölgede gerçekleştirebilmekte ve maliyetlerini düşürebilmektedir. Dördüncü tespit ise, küresel üretim zincirlerinin çoğunlukla çok uluslu şirketler tarafından yönlendirilmesi ve doğrudan yatırımların bu süreçte oynadığı role ilişkindir. Bu yatırımlar genellikle gelişmekte olan ülkelerin ihracatını artırırken, yeni sermaye ve teknoloji ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Öte yandan, dikey uzmanlaşmayı gerektiren bu yeni ticaret sistemi, ekonomilerin ithalat bağımlılıklarını artırmaktadır. Küresel üretim zincirlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde çok uluslu şirketler için üretim yapan firmaların, gerekli kalite düzeyine ulaşabilmek için ara ve yatırım mallarını, ana firmanın ticari bağlantılarının bulunduğu diğer ülkelerden ithal etmeleri zorunlu hale gelmektedir.
Kapsamlı bir anketin sonuçlarını içeren, 'Türkiye İmalat Sanayinde İthalat Yapısı' çalışmasında ise tüm sektörleri temsil eden 145 firma üzerinden, özellikle ithal girdi payındaki değişimin nedenlerini bulmak amaçlanmıştır. Firmalar temelde iki faktörün etkisiyle bu gelişmenin yaşandığını belirtmektedir. 1) Firmaların ithal ara ve yatırım malı kullanımına yönelik eğilimlerinin artması, 2) Ekonominin dış ticaretteki uzmanlaşma yapısında görülen değişim. İlk faktör için firmalar, temel ara ve yatırım mallarında yurt içi üretim miktarındaki yetersizliği, ithalata yönlendiren en önemli unsur (bu faktör toplam ara ve yatırım malları ithalatının yaklaşık %60'lık bölümünü açıklamakta) olarak belirtmişler. Kaliteli ara ve yatırım malı kullanma gereği, firmaları ithalata yönlendiren bir diğer önemli unsur  (toplam ara ve yatırım malı ithalatının yaklaşık % 20'lik bölümünü bu faktörle ilişkilendirmekte) olarak iletilmiş. İkinci faktör ise, esasen, yeni uzmanlaşma yapısında öne çıkan sektörlerin ithalata bağımlılık oranının geleneksel emek-yoğun sektörlerden daha yüksek olması. Doğrudan veya dolaylı olarak daha fazla ithal hammadde ve malzeme kullanan taşıt araçları, dayanıklı tüketim malları, ana metal gibi sektörlerin geçmiş dönemde yüksek büyüme oranlarına ulaşması, ekonomi genelindeki ithal girdi kullanım oranının artmasına önemli katkı yapmakta. Çalışmanın sonuç kısmında ise, bizim uzun süredir vurguladığımız ve bu raporun en başında tekrarladığımız tespitlere çok yakın değerlendirmelerde bulunuluyor. 'Türkiye ekonomisinde ithalata bağımlılık sorununun esas itibarıyla yapısal bir nitelik taşıdığı söylenebilir. Diğer bir ifadeyle, ülkemizin doğal kaynak yapısı, hammadde ve ara malı üretimine yeterli kaynak ayrıl(a)maması, kaliteli ara malı teminindeki güçlükler, firmaların üretimin yüksek katma değerli aşamalarında uzmanlaş(a)maması ve yatırım mallarında üretim yeteneğinin çok sınırlı olması gibi nedenlerle ithalata bağımlılık oranının yüksek olduğunu, dış ticaretteki uzmanlaşma yapısında meydana gelen değişimin de bu oranı daha yüksek bir düzeye taşıdığını düşünmekteyiz. Bu itibarla, sorunun kalıcı olarak çözülmesi ithalata bağımlılığı azaltıcı orta-uzun vadeli politikaların geliştirilmesine bağlıdır. Öte yandan, dış ticaret açığının giderilmesinde ihracat alanında çözüm, kur değil, yüksek katma değerli üretimdir! '