AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-11-29
16-18 Kasım tarihleri arasında Roma’da FAO (Dünya Gıda ve Tarım Organizasyonu) tarafından düzenlenen Gıda Güvenliği Dünya Konferansı toplandı, Başbakan R. T. Erdoğan da toplantılara katıldı ve konuştu. Türkiye açısından da önemli olan bu toplantıda üst düzeyde temsil çok önemlidir.
Başbakan Roma’da gıda konusundaki sorunların çözümü hakkında aşağıdaki görüşü gündeme getirdi: ‘’2006 yılında yaşanan gıda krizinin ardından, 2008 ve 2009 yıllarını etkisi altına alan finansal kriz, gıda ve gıda güvenliği noktasında sınırları daha da zorlamaya başladı. Ekonomi biliminin vicdanı olarak kabul edilen Nobel Ödüllü Amartya Sen’in şu ifadesine dikkatlerinizi çekmek istiyorum: ‘Dünyada apolitik gıda problemi diye bir şey yoktur’! Amartya Sen diğer bir deyişle gıda konusunu, gıda güvenliği konusunu, politikanın dışında, politikanın çerçevesi haricinde ele almak mümkün değildir demekte!”
Dünyaya dönersek, bugün gelişmiş ülkelerde nüfusun % 2-4’ü tüm ülkenin gıda ihtiyacını karşılayabilirken, bu oran gelişmekte olan ülkelerde % 60-80 arasında değişiyor. Bu arada çeşitli ülkelerde yılda 6 milyon çocuk da yeterli beslenmediği için ölüyor.
Kaldı ki enerji, su ve gıda birbiriyle sıkı bir bağlantı içerisinde. Dünya nüfusu 7 milyara erişmişken ve 2050 yılında 9 milyarı geçeceği hesaplanırken insanlar bu üç ölümcül önemdeki konuda da çözüm aramaya devam ediyor.
Enerji konusunda bir taraftan iklim değişikliğini yavaşlatmak, diğer taraftan yeni enerji kaynakları bulma çabaları devam ederken, su ve gıda konuları önemine göre, maalesef daha az dikkat çekici konular olarak kalmakta.
İnsanlık tarihinde pek çok uygarlığın veya ekonomik sistemin gıda maddeleri temininde karşılaşılan sıkıntıdan dolayı ortadan kalktığı biliniyor. En son örnek Ay’a insan atabilen ama buğday üretemeyip çöken Sovyetler’in durumudur. Güncel soru ise bizim uygarlığımız da aynı kaderi paylaşacak mı sorusudur? Dünya gıda ekonomisini altüst eden çevre sorunları, özellikle de yeraltı su seviyelerinin düşmesi, toprak erozyonu ve yükselen ortalama ısı, böyle bir felaketi düşünmemiz için bizi zorluyor.
Son sekiz yılın altısında dünya tahıl üretimi tüketimden az oldu. Bir hasat döneminden diğer hasat dönemine kadar devreden stoklar 60 günlük dünya gereksiniminin altında kaldı. Bu sebepten 2008 yılında tahıl fiyatları bugüne kadarki en yüksek seviyeye çıktı. Rusya ve Arjantin gibi büyük üretici ülkeler, içeride fiyatların artmasına engel olmak için, tahıl ihracatını yasakladılar. Bu durumda kendi ihtiyaçlarını garantiye almak isteyen ithalatçı ülkeler uzun vadeli alım anlaşmaları yapmaları yanında, Afrika kıtasında ve Avustralya, Rusya, Brezilya gibi ülkelerde tarım yapılabilir büyük alanları satınalma yoluna gittiler. Mesela Libya, petrol arama sahası karşılığında, buğday yetiştirmek için Ukrayna’da 250.000 hektar toprak alarak ülkesinin ihtiyacını karşılama yoluna gitti.
Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin zenginleşmesi, bu ülkeler halkının yaşam alışkanlıklarını da değiştirdi. Son 20 yılda zengin olmayan, fakat fakirliği de terk eden yeni bir dünya orta sınıfı oluştu. Gelişmekte olan ülkeler orta sınıfı, 1990’larda bu ülkeler halkının üçte birini oluştururken şimdi yarısını oluşturur duruma geldi. 2 milyar dolayında nüfusu olan yeni bir orta sınıf ortaya çıktı.
Bugüne kadar, Hindistan gibi düşük gelirli bir ülkenin yıllık kalori ihtiyacının % 60’ı tahıl ile karşılanıyordu. Kişi başına 200 kg tahıl tüketiliyordu. Hintliler et yemiyor. ABD ise tahılı hayvan beslemek için kullanıyor. Yüksek gelirli bu ülkede kişi başına düşen tahıl tüketimi 800 kg olarak hesaplanmakta. Ancak ABD’de tahılın % 90’ı et, süt ve yumurta üretimi için hayvan beslenirken yem olarak kullanılmakta. 2 milyar ton olan dünya tahıl tüketimi Hindistan nüfusu 10 milyar da olsa yeterli olacakken, sadece ABD göz önüne alındığında ancak 2,5 milyar ABD’li için yeterli olabilmekte.
FAO verilerine göre 2050 yılına kadar, gelişmekte olan ülkelerin gıda üretiminin iki kat artması gerekli. Aksi halde 2007-2008 yıllarında 60 ülkede görülen başkaldırılara, yeniden şahit olunacak. Günümüzde Afrika topraklarında alınan verim hektar başına bir ton tahıl. Verimin iki katına çıkarılması çok zor değil. Sulama teknolojilerinin uygulanması ile Avrupa’daki hektar başına 3-4 ton tahıl verimine ulaşmak dahi olası. Maalesef 2008 yılında sağlanan rekor tahıl hasadı Avrupa’da % 11 artışla elde edildiği halde, gelişmekte olan ülkelerde % 1 dolaylarında kaldı.
Dünya tahıl üretimini yeni toprakları tarıma açarak artırmak maalesef artık pek mümkün değil. İzlenebilecek tek yol çevre koşullarının, öncelikle de su kullanımının daha verimli uygulanması. Dünyada su % 70 oranında tarım için kullanılmakta. Su kullanımında geri dönüşümlü ve etkin kullanımın öne çıkması kaçınılmazdır.