AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-11-29
Biliyorum. Dersim tartışmalarından, Kürt açılımından Meclis didişmelerinden sıkıldınız. O halde tarihten harika bir “İngiliz işi” anlatmama ne dersiniz? Eminim bu “İŞ” herkese tanıdık gelecektir.
Yazılarımda sürekli Londra’ya işaret ediyorum. Tarih okumalarından anlıyoruz ki Londra olmadan dünya üzerinde bir siyaset üretmek neredeyse imkansız. Yani ya onlarla beraber olacaksınız
ya da onlara karşı. Ama diplomasi ustası
olmalarından gerek hep hedefi şaşırtıyorlar. Amerika dünyanın emperyalist ülkesi olarak lanetleniyor ama daima
Londra’nın dediği oluyor. Tabii bu arada argümanın esiri olmamak da lazım.
Yani şimdilerde birçok fikir adamımızın ve tarihçimizin yaptığı gibi bir argüman üretip, hayatı boyunca karşılaştığı veya incelediği her olayı ona bağlamaktan söz ediyorum. Buna ben “Argüman esareti” diyorum. Bir de “Belge fetişistleri” var ki... Onu da bir başka yazı da anlatırım. Neyse...
Şimdi soru şu...
Dünyanın en büyük kahramanlık destanlarından (Her iki taraf içinde) biri sayılan Çanakkale Savaşı’nda neden bu kadar çok Anzak askeri dünyanın bir ucundan kalkıp topraklarımıza savaşmaya geldi. Ve büyük bir çoğunluğu buracıkta şehit düştü, yaralandı?
***
Tarih; 1915 yılının ilk günü. Yani
1 Ocak. Avustralya’nın Broken Hill kasabası her yıl olduğu gibi güneşli bir yılbaşı sabahına uyandı. Kuzey yarım küredeki ülkelerin aksine karlı bir sabah karşılamıyordu yeni yılda onları. Sıcacık bir bahar güneşiyle ‘merhaba’ diyorlardı yeni yıla. Broken Hill, Avustralya’nın Güney Wales bölgesine bağlı bir madenci kasabasıydı. Otuz bini aşkın nüfusu 3 tane günlük gazetesi vardı. Her yıl geleneksel hale gelen yeni yıl pikniğine gidecek Broken Hillliler üstü açık bir trenle piknik alanına doğru yola çıkmaya hazırlanıyorlardı. Yeni patlak veren dünya savaşının gölgesinde korkularla kutlanan Noel yine de keyifli geçmişti.
Şimdi burada bir parantez açalım ve Avustralya ve Yeni Zelanda’yı anlatalım.
Avustralya 1900’lerin başında, Büyük Britanya İmparatorluğu’nun kontrolünde bir ülkeydi. İngiltere tarafından atanan bir genel vali tarafından idare ediliyordu. Modern ordunun kuruluşu 1902 yılında olmuştu. Kısa adı AIF’ti yani Avustralya Kraliyet Güçleri. Hemen aynı tarihlerde kurulan Yeni Zelanda ordusu da NZEF (Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri) adını taşıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Yeni Zelanda ordusu Avustralya Kraliyet Güçleri’ne katıldı ve ortaya kısa adı Anzaklar olan ordu çıktı.
AIF + NZEF: ANZAK
ARANAN GÖNÜLLÜ ASKER NASIL BULUNACAK
1. Dünya Savaşı başladığında İngiltere, Anzak ordusundan 20 bin asker istemişti. Ancak yeni kurulan Anzak ordusu bu sayıda askeri karşılayabilecek güçte değildi. Savaşa katılan ilk birlikler 7 Kasım 1914 günü Avustralya limanından hareket etmiş olsa da çok sayıda gönüllünün gelip savaşa katılması gerekiyordu. İngilizlerin asker açığı güney yarım küreden karşılanacaktı.
General William Birdwood komutasındaki ilk hücum
birlikleri Çanakkale’ye doğru yola çıkmıştı. Ama yavaş giden asker alma işlemleri ve gönüllü kayıtlarını hızlandırmak gerekiyordu.
Parantezi kapatalım ve tekrar sevimli madenci kasabası Broken Hill’e dönelim. Broken Hill’in Avustralyalı sakinleri yeni yıl pikniğine hazırlanırken kasabanın kenar mahallelerinde yoksulluk içinde yaşayan iki Afgan deveci de yeni yıla farklı duygularla uyanmışlardı. İsimleri Mola Abdullah ve Gül Muhammed’di. Gül Muhammed aynı zamanda Broken Hill sokaklarında dondurmacılık yapıyordu. Yakın arkadaşı Mola Abdullah da ona yardım ediyordu. Mola Abdullah aynı zamanda kasabanın tek camisinde imamlık da yapıyordu. Ama asıl işleri devecilikti. Deve ile kenar mahallelerde yük taşıyorlardı. Tabii deve bulabilirlerse...
O sabah da erken uyandılar. Kasabadaki Hıristiyan nüfusun yılbaşı kutlamalarını umursamaksızın sabah namazını kılmak üzere köşe başındaki mescidin yolunu tuttular. Mescit çıkışı onlara deve veren Hintli Khan Bahadur ve Walhanna Assau’nun yanına gittiler. Yeni aldıkları işle beraber ceplerine biraz olsun para girebilecekti. 1 Ocak sabahı onlara verilen görev mezarlık yakınlarındaki bir işti. Sevinerek yola çıktılar.
PİKNİK TRENİ KANA BULANDI
Yeni yıl piknik treni ise sabah 10’da Silverstone’a doğru harekete geçmişti. Piknik için kasabalılar günler öncesinden kayıt yaptırmışlardı. Tam 1200 kişi bu geleneksel piknikte eğlenebilmek için belediyeye adını yazdırmıştı. Ağzına kadar dolu tren yola çıktı.
Tren kasaba mezarlığının yanına geldiğinde çalılıkların arasından aniden kalabalığın üzerine ateş açıldı. Bir anda trende büyük bir panik başlamıştı. Yaralananlar ve ölenler olmuştu. Herkes çığlık çığlığa kaçışıyordu. Tren birkaç kilometre daha gittikten sonra durabildi. 8 kişi ölmüş 10’dan fazla insan hayatını kaybetmişti.
Kasabanın güvenlik kuvvetleri her nasıl olmuşsa hemen olay yerinde bitmişti. Trendekiler ise saldırganları yakalamak üzere koşmaya başladılar. Yakalanan iki Afgan deveci Gül Muhammed ve Mola Abdullah’tan başkası değildi. Biri hemen oracıkta öldürüldü. Diğeri ise ağır yaralanarak hastaneye götürüldü. Hastanede o da yaşamını yitirdi. Bu arada kasabada hemen herkes silahlanmış ve Müslüman Afganların olduğu yoksul teneke mahalleyi ateşe vermek üzere gelmişlerdi. Kulaktan kulağa saldırıyı iki Türk’ün yaptığı konuşuluyordu. Türklere ölüm çığlığı atan Broken Hilllilerin dayandıkları bir nokta da saldırganların yanlarında taşıdıkları söylenen Türk bayrağıydı. Ertesi gün Avustralya’daki tüm gazeteler saldırının iki
Türk’ün işi olduğunu ve bu acımasız katillerin masum halkı öldürmekten çekinmediklerini yazıyordu. (11 Eylül ve El Kaide propagandalarına ne kadar benziyor değil mi?) Ama bir Alman gazetesi işi biraz daha abartmıştı. Ve Türk birliklerinin Sydney’e doğru ilerlediğini yazmıştı.
HERKES CANİ TÜRKLERİ ÖLDÜRMEK İÇİN BİLENMİŞTİ
Her şey planlı yapılmıştı. Türk bayrağı önceden hazırlanmış ve saldırı tüm kasaba halkının bir arada olduğu bir güne denk getirilmişti. İşi organize eden ise Avustralyalı Teğmen Resch ve komiser Dimond’dan başkası değildi. Her şey planlandığı gibi yürümüş saldırı iki Afganlı dondurmacıya yıkılmıştı. Afgan devecileri oraya yollayan Hintli Bahadur ve Assau da organizasyonun bir parçasıydı.
Sonrası herhalde tahmin ettiniz. Savaşa gönüllü bulmakta zorluk çeken İngiltere bir anda sorununu çözdü. Gazetelerin olayı büyütmesiyle herkeste bir Türk düşmanlığı belirmişti. Gönüllü kampanyasının önünde uzun kuyruklar oldu. Herkes cani Türkleri öldürmek için bilenmişti. Onları yok etmeden artık bu güney yarım kürede bile rahat yoktu. Anzak ordusu fazlasıyla Çanakkale’ye hazırdı.
Şimdi bu trajik komplonun en komik yanına geleceğim. Anlı şanlı kaç yazarımız bu işi halen çözemediler. Ve iki dondurmacı Türk’ün Çanakkale’den etkilenip Avustralya’ya savaş açtığını yazdılar. Düşünün İngiliz işinin kalitesini. Yüzyıl geçti halen düğüm çözülemiyor. (Bu konudaki araştırmalar arasında en ciddisi Ömer Ertur’undur. Ertur işi gücü bıraktı Avustralya’ya gitti ve konuyu yerinde inceledi. Derin Nefret isimli romanında bu konuyu ele aldı.)
Bilmem size tanıdık geliyor mu?
Tarİhİmİzİn utanç sayfası 6 - 7 Eylül ‘de azınlıklara yapılan büyük yağmada, İngiltere’nin rolünü daha önce yazmıştım. Eylül başında Londra’da yapılan Kıbrıs konulu toplantıyla eşzamanlı olarak olaylar başlamıştı. Aynı Anzakların başına geldiği gibi Atamızın Selanik’teki evine anlaşılamayan bir bomba atılmış ve aynı gün derin devletin derin elleri devreye girmiş ve Türkiye ayağa kalkmıştı. Normal tirajının on katı kadar basılan İstanbul Ekpres gazetesi ‘Atamızın evini bombaladılar’ haberiyle beraber önceden hazırlanan sopalar ortaya çıkmış, yine önceden hazırlanan listelerle yağmaya girişilmişti. Bir hafta önceden İngiliz Haber Ajansı Taksim’de bir ofis kiralamış ve yine ünlü James Bond filmlerinin yazarı İan Fleming İstanbul’daki yerini almıştı. Bugün Atina’da Türkiyeli Rumların hemen hepsi 6-7 Eylül’ün bir “İngiliz İşi” olduğuna inanıyorlar.
Herhangi bir bombalama, saldırı, katliam, cinayet vb. olayla karşılaştığınızda lütfen hemen tepki vermeyin. Aldığınız tavır büyük olasılıkla yanlış çıkacaktır. Biraz bekleyince ve de araştırınca işin aslının çok farklı olduğunu göreceksiniz. Haa bir de “İngiliz işini” hiç unutmayın...