AKŞAM GAZETESİ | Çiğdem Toker | 2009-11-29
'Güneş Dubai World'ün üzerinde asla batmaz.' 85 milyar dolarlık borcuna erteleme isteyen Dubai World'un web sitesi, işte bu cümleyle açılıyor. İronik elbet; biz de keşke tebessüm edebilsek.
Ne var ki, kriz bu kez yakından vurdu. 'Yağacak yer arayan sermaye bulutları'nın özgürce dolaştığı, düne kadar 'çekmeye çalıştığımız', küresel likidite bolluğunun simge coğrafyasından. Şok etkisi, emeksiz karı olağan sayanlar içindir. Yoksa her balonun, günün birinde patlayacağını bilenlere Dubai şoku 'beklenmedik' değil.
Ama sürpriz etkisi yaratan unsurlar var.
İlki, borç enstrümanın yapısında. Dünya Bankası'nın bile tarihinde ilk kez ihraç ettiği, Türkiye'nin de altı yıldır gündeminde olan 'Sukuk' adlı İslami bonolarda patladı Dubai krizi. Şer'i hukuk inancıyla hazırlanmış, faizi reddeden bir borç enstrümanı olan Sukuk'taki dini unsurun neye 'deva' olduğu artık ortada. Borsalardaki türbülans sonucu, yatırımcılar üç gündür hisselerini devlet tahvillerine taşıdı bile.
Sebep: Dubai World bir devlet şirketi ama sukukunda Hazine garantisi yok!
İkinci sürpriz ise 'ders alınmama' halinde.
Obama'nın saçlarını ağartan mortgage krizinin hasar tespit çalışması sürer; Amerikan Hazinesi, yeniden yapılanma programı üzerinde harıl harıl çalışır, G-20 ve IMF toplantılarından hep krizden çıkan ders haberleri yansırken, hepimize 'dejavu' duygusu yaşatan nedir?
Ne oldu da yine emlak sektöründe ve yine türev bir enstrümanla doğan bir krizi tartışıyoruz?
Bunun adı, yenik düşülen 'risk iştahı'dır. Piyasa analizlerinde üstü örtülü gururla anılan bu iştahın pragmatik doğasıdır. Bakın, London School of Economics profesörlerinden Willem Buiter, FT'daki son makalesinde ne diyor:
'Emlak sektörü risklidir. Çünkü kreditörler Hazine faizinden daha yükseğini verirler. Dubai de bu kuralın bir istisnası değil. İyi zamanlarda yüksek risk primi kazanıyorsanız, borçlu ödeme güçlüğüne düştüğünde sızlanmamak gerekiyor.'
Türk ekonomisi için en büyük sorun ise Sukuk krizinin 2010 bütçesi arifesinde çıkması, pek çok hedefin baştan darbe alacak olmasıdır.
Cumhurbaşkanı adayı ne vaat edebilir?
Cumhurbaşkanı seçimlerini düzenleyen taslakta, çok tartışacağımız, sorunlu iki alan var. Biri finansman ki, irdelendi biraz. Taslak aynen yasalaşırsa, 'seçim hesabı' maddesi, Cumhurbaşkanı adaylarının bağış toplamasına izin veriyor. Tıpkı Obama'nın yaptığı gibi, internet üzerinden online bağışlara davet edilirsek şaşırmayın.
İkinci tuhaflık ise Meclis'ten çıkmayan bir Cumhurbaşkanı adayının, kampanyasında ne vaat edeceği. ABD Başkanlık seçimlerinde seçmen, kampanya sürecinde aynı zamanda bir siyasi partiyi de destekler. Sistem böyledir çünkü.
Peki bizde ne olacak? Bir Cumhurbaşkanı adayının enflasyonu düşürüp işsizliği azaltmayı, protokol yolunun asfaltlanmasını, falanca bölgeye baraj yapmayı vaat ettiğini hayal edebiliyor musunuz? Halkın günlük hayatına dokunacak somut bir vaatte bulunamayacaksa, yönetsel rejimimiz buna uygun değilse (ki değil) o zaman hassasiyetler üzerinden mi yapılacak kampanya? Milliyetçilik, etnik yapı, daha fazla demokrasi, AB standartları?
Eğer yapı böyle kurgulanacaksa, bu, en önemli sorumluluğu ülke bütünlüğünü gözetmek olan Cumhurbaşkanı'nın, daha başında ayrışmayı körüklemesi anlamına gelmez mi?
Enerji Bakanı: Fizan'da geceleyeceğim
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Mısır gezisindeki somut sonuçlardan biri, yeni bir petrol kuyusu onay alınması oldu. Bayram ertesi TPAO'dan bir ekip Fizan'a gidecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'a, yatırımın Türkiye için karlı olup olmadığını sorduğumuzda 'Şu anda karlı değiliz' yanıtını aldık. Ancak Yıldız, projenin önemini şöyle detaylandırıyor:
'100 milyon dolar harcadık ve 5 bin varillik kapasite oluştu. Bu parayı da daha amorti etmedik. Ama büyük enerji firmaları bile daha orada petrole rastlamadılar. Ruhsat alıp aramayı bırakan şirketler var. Onlara talibiz. Yeni sahalarda harcadıklarımızın tümünü amorti ederiz.'
Yıldız, ocak ayında'petrol kuyularının dibindeki çadırda bir gece geçirmek üzere' Fizan'a gideceğini de ekledi.