AKÅžAM
Arka Plan
Canınızın bir yarısının bir gün 'düÅŸman' diye etiketlendiÄŸini düÅŸünün... Ne yaparsınız? O yarıyı bırakıp da gider misiniz? Yoksa... DiÄŸer yarınızı oluÅŸturanların gitmesini mi seyredersiniz? DaÄŸlık KarabaÄŸ'ın SaruÅŸen
Köyü'nde yaÅŸayan Musa kızı Azeri Gülizar Grigoryan ikinci seçeneÄŸi tercih etmiÅŸ. SavaÅŸta ailesinin arkasından bakmış, Ermeni kocası Slavik'in yanında kalmış... Ancak bölgede yaÅŸayan tek Azeri o deÄŸil. Tek tük de olsa baÅŸkentte Azerilere rastlamak mümkün. Bunlardan biri Zina Rızayevya Araqelyan. KarabaÄŸ'da, Azeriler ve Ermenilerin birlikte yaÅŸadığı 'mutlu' günlerde doÄŸmuÅŸ. Bir Ermeni'ye aşık olmuÅŸ. EvlenmiÅŸler. Sonra silahların ağırlığı çökmüÅŸ üzerlerine. Kocası savaÅŸa gitmiÅŸ, kendi ise askeri hastanede çalışmaya... 'Azeri kardeÅŸlerimin yaraladığı Ermeni askerleri tedavi ediyordum' diye anlatıyor Zina ve ekliyor: 'Milliyet de ne demek? İnsan insandır. Ben orada insanları tedavi ettim.' Bugün KarabaÄŸ'daki Azerilerin hikayelerini okuyacaksınız. Ve savaşın dramlarının tüm taraflar için benzerliÄŸini bir kez daha göreceksiniz.
Karabağ'ın azeri gelinleri
Gülizar ve Zina savaÅŸ baÅŸlar baÅŸlamaz DaÄŸlık KarabaÄŸ'ı terk eden ailelerini deÄŸil aşık oldukları adamları seçti. İkisi de Ermenilerin, aÅŸk ve vatan arasında sıkışıp kalmış Azeri gelinleri....
İşgal altındaki DaÄŸlık KarabaÄŸ'da göçmenlerin hikayelerinin peÅŸinden giderken gözlerimiz 'diÄŸer taraf'ı da arıyor: Azerileri. 'Kıyım deÄŸil, savaÅŸ ÅŸartlarıydı, diyorsunuz. Peki, ama nasıl bir savaÅŸmış bu? Hiç mi Azeri bırakmadı bu topraklarda?' diye sorunca önce 'Gülizar' diyorlar. 'BaÅŸkente bir saat mesafedeki bir köyde yaÅŸayan Gülizar var, onu bulun' deyip ekliyorlar: 'Burada, baÅŸkentte yaÅŸayan Azeriler de var. Hatta radyoları bile var.'
Hakikaten de bir Azeri radyosu yayın yapıyor KarabaÄŸ'da. Orada çalışan Azeri bir kadına ulaşıyoruz ama konuÅŸmak istemiyor. Dikkat çekmemeye kararlı. Birkaç denemeden sonra bu kez Zina'ya ulaşıyoruz. Annesi ve çocuklarıyla birlikte kent merkezinde yaÅŸayan hemÅŸire Zina...
Sonuçta bölgede kalan Azeri sayısı neredeyse bir elin parmakları kadar. Ermeniler, 'Onlara karşı düÅŸmanlığımız yok, biz aramızda ayrım gözetmiyoruz' deseler de bir toprağın üzerinde yaÅŸayanların bu kadar homojen olması düÅŸündürücü.

AİLEM BELKİ BENİ BULUR
BaÅŸkentten bir taksiye binip yola koyuluyoruz. İstikamet SaruÅŸen Köyü. Bir saatlik yolculuÄŸun ardından köy görünüyor. DaÄŸ başında küçücük bir yer. Bir köÅŸede toplanmış çocuklara rastlıyoruz. 'Azeri kadın varmış burada. Evi hangisi?' diye soruyoruz, 'Yok burada Azeri, bir Yezidi var, adı Gülizar' diye cevaplıyorlar. Belki Azeri kimliÄŸini gizlemek gerekiyor ya da 'öteki'nin adı buralarda 'Yezidi'. Henüz bilmiyoruz.
Gösterdikleri kapıyı çalıyoruz. Kapı tavuklarla dolu bir bahçeye açılıyor. 'Türkiye'den geldik, Gülizar'ı arıyoruz' diyoruz, 'Buyurun, misafirimiz olun' yanıtını alıyoruz. Evin merdivenlerini çıkarken bir kadın beliriyor kapıda. 'Gülizar benim' diyor ve bizi içeri alıyor.
İki göz evin ortasına kurulmuÅŸ sobanın üzerinde bir tencere kaynıyor. İçeride eÅŸya namına sadece eski püskü bir koltuk, bir masa, bir de yatak var. Yaşından Gülizar'ın kayınpederi olduÄŸunu sandığımız, yaÅŸlı bir adam yatağın ucuna iliÅŸmiÅŸ. Koltukta ise Gülizar'ın kocası oturuyor. Bezgin mi bezgin. Sigara üstüne sigara içiyor.
'Hikayeni yazmaya geldik. Sen civardaki tek AzeriymiÅŸsin' deyince önce heyecanla ayaÄŸa fırlıyor, dolaptan bir tomar fotoÄŸraf çıkarıp içinde bir ÅŸeyler aramaya baÅŸlıyor. 'Hepsini anlatacağım ama önce gençlik fotoÄŸrafımı bulup size vereyim ki Türkiye'de bu fotoÄŸraf yayınlansın. Ailem hayattaysa görür de benden haber alır belki...'
ERMENİ NE VAR?
Sonra Gülizar baÅŸlıyor anlatmaya: ' Fizuli'de doÄŸdum. Slavik o zamanlar oradaki devlet çiftliÄŸinde iÅŸçilik yapıyordu. Beni görmüÅŸ, beÄŸenmiÅŸ. Ben de onu beÄŸendim. Birlikte kaçtık, buraya, Slavik'in köyüne geldik. Bunun üzerine ailem gelip beni eve geri götürdü, 'Ermeni ile evlenilmez, haram' dediler. Ama yine kaçtım. En sonunda kabul ettiler. Beni de Slavik'i de affettiler. Bu köye yerleÅŸtim. Dinimi hiçbir zaman deÄŸiÅŸtirmedim ama zaten din diye bir ÅŸey yok ki buralarda. Köyde kilise bile yok.'
'Peki ya ÅŸimdi? Ailen nerede?' diye soruyoruz, iÅŸte o zaman yaÅŸlanıyor gözleri, 'KeÅŸke bilsem' diyor. 'SavaÅŸ baÅŸlayınca bütün Azeriler birer ikiÅŸer kaçmaya baÅŸladı. Bu köyde yaÅŸayan ve Ermenilerle evli olan baÅŸka kadınlar da vardı. Hepsi kocalarını bırakıp, aileleriyle kaçtı. Ama ben Slavik'i bırakamazdım. Ailem gitti. Ben kaldım.'
Gülizar'ın ailesinin gidiÅŸi o gidiÅŸ. Bir daha onlardan hiç haber alamamış. Hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyor. Bu nedenle illa fotoÄŸraf vermek istiyor, 'Bir de' diyor, 'Hadi hep beraber fotoÄŸrafımızı çekin ve onu da basın. Åžimdiki halimi de görsünler. İyi olduÄŸumu bilsinler. Bu bana yeter!'
KARIMI HİÇBİR ÅžEYE DEĞİŞMEM
Bu sırada Slavik alıyor sözü. Öyle yorgun, öyle mutsuz görünüyor ki... SavaÅŸtan sonra 'iÅŸgörmez' raporu aldığı için belki... Ya da o topraklarda mutlu olunacak bir ÅŸey pek kalmadığından... 'EÅŸimin Azeri olması kimseyi rahatsız etmedi buralarda. Aksine Gülizar köyde çok seviliyor. Onu bizden hiç ayırmadık ki. Karımı kimseye deÄŸiÅŸmem' diyor.
Sohbetin ardından kalkmaya yelteniyoruz, oturtuyorlar. 'Yemek yemeden gitmek olur mu hiç? Yemeden giderseniz kardeÅŸim geldi, yemeÄŸimi yemedi, derim' diye ısrar ediyor Gülizar. Sobada kaynayan yemek, tabaklara boÅŸaltılıyor. Misafir tabakları çıkıyor. Sofraya oturuyoruz. Åžerefimize ev yapımı votka açıyorlar. Gülizar'ın kayıp ailesine içiyoruz.
SavaÅŸta Ermeni askerleri iyileÅŸtirdi
SaruÅžen Köyü'nden sonra istikamet Hankendi (Stepanakert). Azeri Zina Rızayeva Araqelyan bizi evinde bekliyor. Åžehrin merkezinde bir sokaÄŸa sapıyoruz. Sovyet tarzı bir apartman. İçerisi zifiri karanlık. Duvarların boyaları döküleli yıllar olmuÅŸ. Köhne merdivenlerden üç kat çıkıyoruz. Nihayet ışık görünüyor. Zina, oÄŸlu ve kızı ile birlikte bizi kapıda karşılıyor.
Daracık koridordan, küçücük salona geçiyoruz. Zina'nın annesi Firuza Grigaryan bizi öperek karşılıyor. Otur oturmaz ikramlar baÅŸlıyor. 70 yaşındaki Firuza Bakülü. Bir yetimhanede büyümüÅŸ. Ailesini hiç tanımamış. Hankendi'de yaÅŸayan kardeÅŸinin yanına gelmiÅŸ ve orada bir Azeri ile tanışıp evlenmiÅŸ. Kızı Zina 1969'da doÄŸmuÅŸ. CoÄŸrafyanın koÅŸullarından mı, yaÅŸadıklarından mı bilinmez, yumruÄŸunu masaya en sert vuran kadınlardan. 1989'da bir Ermeni ile evlenmiÅŸ. Soyadını daha sonra deÄŸiÅŸtirmiÅŸ. 'O zamanlar Ermeni, Azeri ayrımı yoktu. DüÅŸünmedim bile. Zaten benim için milliyet yoktur. İnsan vardır' diyor.
Zina evlendikten kısa bir süre sonra çatışmalar baÅŸlamış. Kocası askere gitmiÅŸ, kendisi ise hemÅŸire olarak hastaneye. 'Sürekli yaralı askerler geliyordu. Azeri kardeÅŸlerimin yaraladığı askerler. Azeri ya da Ermeni hiç fark etmez, ben hepsine aynı ÅŸekilde bakarım. İyileÅŸtirmek için elimden geleni yaptım.'
TELEFON ETMEK YASAK
Bugün iÅŸgal altındaki DaÄŸlık KarabaÄŸ'da yaÅŸayan Azerilerin sayısı bilinmiyor. Ancak yok denecek kadar azlar. Kalanlar 'Burada hiçbir sorunla karşılaÅŸmıyoruz' diyorlar ama neden bu kadar az olduklarının cevabını veremiyorlar. En büyük sorun ise Azerbaycan'a telefon etmenin bile mümkün olmaması.
İKİ TARAFA DA AİTİM
Zİna hala hastanedeki görevine devam ediyor ancak kocası savaÅŸtan saÄŸ kurtulsa da daha sonra çıkan bir kavgada öldürülmüÅŸ. Zina bölgede yaÅŸananlara iyi bir örnek olduÄŸu için geçtiÄŸimiz yıl Radio Free Europe onun filmini çekmiÅŸ. Sohbetin ortasında DVD oynatıcısına o filmi koyuyorlar, birlikte izliyoruz. Filmle birlikte geçmiÅŸe gidiyor Zina. Savaşı anlatıyor. 'Öyle büyük vahÅŸet yaÅŸadık ki... İki taraf da birbirini vurup duruyordu. Bir köyde kalıyorduk. Azeriler köyü çevirmiÅŸlerdi. O köyde ben Azeri bir askeri misafir ettim. Ne de olsa iki tarafa da aitim. İkisine de karşı olamam. Çocuklarım hem Azeri hem de Ermeni. Söyleyin bana ne yapayım? Herkes bilsin ki bu savaÅŸ yoktu! Onu yarattılar! Bizler deÄŸil, tepedekiler yarattılar!' Zina ve ailesi çok kısıtlı ÅŸartlarda yaÅŸasalar da KarabaÄŸ'dan ayrılmamakta kararlılar. Anne Firuza 'Bir yere gidemem. Burası beni hep geri çağırır' diyor. Zina'nın evinde, Ermeni tercümanımızla sürdürdüÄŸümüz sohbetin ardından uzun uzun sarılıp vedalaşıyoruz. O sıcak ortamı, kapkaranlık apartmandaki buz gibi çaresizlik izliyor.
Yarın
BaÅŸkentteki göçmen dramları. Çatışmalar sırasında hangi ünlü gazeteci DaÄŸlık KarabaÄŸ'daydı? Bu gazetecinin gözünden o sancılı yıllar.