AKÅžAM
Arka Plan
'Yuva' denen, sadece başımızı soktuÄŸumuz evden ibaret deÄŸil. O kolay. Birini verip, diÄŸerini alırsın. Ama yuva bundan çok fazlası. İçinde düzen, yaÅŸam, 'iliÅŸkiler zinciri' olan koskoca bir dünya. Bir yuvadan ötekine öyle bir günde geçemez, ondan vazgeçemezsin. Geçersen geriye fazla bir ÅŸey bırakmazsın... KarabaÄŸ'da dinlediÄŸimiz
hikayeler iÅŸte bu 'alışlar'ın öyküleri... İster aynı yerde yüzlerce yıl yaÅŸanmış olsun, isterse 50 yıl... Bugün baÅŸkentte karşılaÅŸtığımız
'yuvaları geride kalanların' hikayelerini anlatıyoruz. Kaybettiklerine ve yeniden buluÅŸ mücadelelerine ayna tutuyoruz.
Dizimizin sonunda ise sizleri bu günlerden alıp, o unutulmak istenen çatışma günlerine götürüyoruz. Gazetemizin yazarı Hüsnü Mahalli bu dizi baÅŸladığı gün aradı. 'Çok duygulandım' dedi: 'Biliyor musun? O çatışmalar sırasında ben KarabaÄŸ'daydım. Åžimdi anlattığın yerlerde yaÅŸanan vahÅŸete tanıklık ettim.' Bunu herkes bilsin istedik ve son sözü ona, o zamanların canlı tanığına bıraktık.
Göçmen mahallesinde hayata tutunmaya çalışanlar
İşgal altındaki topraklarda bir göçmen mahallesi. Annalhilt, İnesa ve Rita zor yılları geride bırakan üç kadın. SavaÅŸtan geriye onlara sadece fakirlik ve terk ettikleri yuvalarının mutlu anıları kalmış
İşgal altındaki DaÄŸlık KarabaÄŸ'ın baÅŸkenti Hankendi'nin (Stepanakert) bir kenar mahallesi. Çatışmalar sırasında yaÅŸamlarını geride bırakıp KarabaÄŸ'a gelen Ermeniler'in izini sürüyoruz. Rehberimiz Nanar'ın söylediÄŸine göre bu kenar mahalle göçmen bölgesi. Nanar bizi önce kuzeni Annahilt Grigaryan'ın evine götürüyor. Çamurlar içindeki bir sokak. Derme çatma bir kapı. Kapıyı çalıyoruz, dünyalar güzeli bir kız açıyor. YemyeÅŸil gözleriyle 'Bon jour' diyor. Mükemmel bir Fransızca.
Nanar atılıyor, 'Bu İnesa. Kuzenimin gelini. Fransız okulunu bitirdi. İki ay önce bir bebeÄŸi oldu'. Karşımızdaki modellere taÅŸ çıkartan gencecik kızın anne olduÄŸuna inanmak zor.
HER ÅžEYİ BIRAKIP KAÇTIK
Gecekondudan bozma evin küçük salonuna geçiyoruz. EÅŸyalar eski püskü. Yabancı çikolata ve kahve ikram ediyorlar. Burası için büyük lüks. Annahint 'Kocam çalışmak için Rusya'ya gitti. Oradan para gönderiyor' diye açıklıyor. 'Buralara nasıl geldiniz? Yuvanız neresiydi?' diye soruyorum. Uzun uzun dalıyor önce sonra anlatıyor:
'Bakü yakınlarında Sumgayt'ta yaşıyorduk. Ayaklanma baÅŸladı. Evlerimizi terk etmemiz söylendi. EÅŸya almadan apar topar kaçtık. Sovyet ordusu gelene kadar beÅŸ parasız, hiçbir ÅŸeysiz yaÅŸadık buralarda. Sonra ordu garantör oldu. Gidip eÅŸyalarımızı aldık, buraya taşıdık. Buraya derken bir süre küçücük dairelerde üç-dört aile kalıyorduk. Devlet bu evleri bizim için sonradan inÅŸa etti.'
Annahint anlatırken İnesa'ya dönüyorum. 'Sen ne yapıyorsun? Bir iÅŸin var mı?' diyorum. 'Åžimdilik bebek bakıyorum. Daha önce otelde çalışıyordum, bebek biraz büyüsün, iÅŸime döneceÄŸim' diyor. Etrafın derme çatmalığına öyle tezat ki...
BİR KEZ DAHA GÖRSEM
Nanar ile komÅŸu eve gidiyoruz. Burası önceki evden daha fakir. İçeride üç çocuk, bir yaÅŸlı adam ve bir kadın var. Hepsinin üstü başı periÅŸan. 'Türkiye'den gelen gazetecileriz. Hikayenizi yazmaya geldik' deyince kadın üstünü başını düzeltiyor: 'Çok özür dilerim, bizi bu halde görmenizi istemezdim.' Küçük avludaki masayı toparlamaya giriÅŸiyor.
Rita Khachatryan ailesiyle birlikte Fizuli'den göçmüÅŸ. 'GençliÄŸim orada geçti. Çok özlüyorum' diye anlatıyor eski günleri. İki kardeÅŸinden biri, çatışmalarda ölmüÅŸ. Bunu anlatırken 'Azerilere kızmıyorum. Olanların nedeni baÅŸkaydı' diyor. Ve ekliyor:
'Fizuli'deki evime gitmeyi ne çok isterdim, bir bilsen... Sonradan gidenler anlattılar, yerle bir olmuÅŸ. Yuvamdı. Geriye bir ÅŸey kalmamış da olsa dünya gözüyle bir göreyim.'
Rita'nın kocası, Fizuli'de mühendismiÅŸ. Hankendi'de çalışmıyor. Bütün aile evin bahçesinde yetiÅŸtirdikleriyle karnını doyuruyor. Biraz patates, biraz nar, biraz hurma. Hepsi bu. Ama bu yokluÄŸa raÄŸmen biz gitmeye davrandığımızda Rita kolumuzdan tutuyor, zorla elimize nar ve hurmalar tutuÅŸturuyor.
Mahalleden çıkarken utanç içindeyiz. Sahip olduklarımızın kıymetini bilmemenin ve paylaÅŸmanın ne demek olduÄŸunu unutmanın utancı.
Azeriler aÄŸlıyordu güzel ÅŸehir Susa yıkılmıştı
1993 yılının mayısında Bosna kökenli kameraman arkadaşım Niyazi ile Erivan'dan yola koyulduk. Laçin koridorunda Ermeni askerler bizi durdurdu. Kameramanla Türkçe konuÅŸtuÄŸum için önce buz gibi bir hava esti ama Suriye kökenli olduÄŸumu söyleyince geçiÅŸimize izin verdiler. ÅžuÅŸa'ya doÄŸru yol boyunca gördüÄŸümüz hurdaya dönmüÅŸ tanklar ve askeri araçlar, buralarda yaÅŸanan çatışmaların yoÄŸunluÄŸunu yansıtıyordu. Güzelim ÅžuÅŸa, hayalet kente dönmüÅŸtü. Sohbet ettiÄŸimiz Ermeni askerler ve çok az sayıda Rus subaya göre Azeriler kenti savunmasız bırakıp kaçmıştı.
3 bin metre yükseklikte bir kenti çapulsuz birkaç Ermeni askerin ele geçirmesi pek kolay olamazdı. Dünyanın belki de en güzel ormanlarının arasından geçerek KarabaÄŸ'ın baÅŸkenti Hankendi yani Stepanakert'e girdik. Sokaklarda çiçek satıcılarının dışında neredeyse insan yok. Çiçekçiler ise mezarları ziyaret eden Ermenileri bekliyor. KarabaÄŸ DışiÅŸleri Bakanı olduÄŸunu söyleyen Gasparyan soyadlı biri, önce BaÅŸbakan sonra da Ermeni Kuvvetler Komutan olan ve 1998'de Ermenistan CumhurbaÅŸkanı seçilen Robert Koçaryan ile tanıştırdı. Koçaryan bize büyük ilgi gösterdi ve KarabaÄŸ'a gelen ilk gazeteci olduÄŸumu söyleyerek bana bir madalya verdi.
Åžehrin her tarafı yıkıntı içindeydi. Askerler kamyonlarla cepheye gönderiliyordu. Cepheye birlikte gittiÄŸimiz Ermeni subay, Azeri subaylardan benzin satın alarak Azeri kentlerini iÅŸgal ettiklerini anlatıyordu. O gün de Azeri benziniyle çalışan tanklar AÄŸdam kentini ele geçirdi. Ermeni askerlerin peÅŸinden kentin giriÅŸine kadar geldik. PeriÅŸan durumda olan Azeri gençler, onlarla Türkçe konuÅŸunca aÄŸlamaya baÅŸladı. KarabaÄŸ denilen 17 yıllık sorunun ve yaÅŸanan dramın nedeni 'yukarının' politik hesapları. KarabaÄŸ'dan göç eden ya da ettirilen yaklaşık bir milyon Azeri hala çok kötü koÅŸullarda yaşıyor ve bu Batı'nın umurunda deÄŸil. Azerbeycan çaresiz bir ÅŸekilde KarabaÄŸ dışındaki Azeri topraklarının kendisine geri verilmesini bekliyor.
YARIN: CEM TÜRKEL'İN OBJEKTİFİNDEN DAÄžLIK KARABAÄž