AKÅžAM
CumhurbaÅŸkanı Gül, BaÅŸbakan ErdoÄŸan ve DışiÅŸleri Bakanı DavutoÄŸlu'nu tanımayanlar Türkiye'nin son 7 yıllık dış politika baÅŸarısının sırrını anlayamaz.
Kasım 2002 seçimleri sonrasında dönemin BaÅŸbakanı Abdullah Gül'ün dış politika baÅŸdanÅŸmanlığına getirilen Ahmet DavutoÄŸlu, 'Stratejik Derinlik' kitabı ile ön plana çıkmış, medyada, akademik çevrelerde ve doÄŸal olarak politik alanda farklı ÅŸekillerde deÄŸerlendirilmiÅŸti. Ama DavutoÄŸlu, BaÅŸbakan Gül ile birlikte ilk kez Ocak 2003'te Åžam'a oradan da Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve İran'a gittiÄŸinde bazıları çıkıp onu ve doÄŸal olarak hükümetin başı olan Abdullah Gül'ü hayal peÅŸinde koÅŸmakla suçluyor, bu ve benzeri çabaların sonuçsuz kalacağını söylüyordu.
TEZKERENİN REDDİ İLK İŞARETTİ
Oysa tarih onları deÄŸil Gül ile DavutoÄŸlu'nu sonra da BaÅŸbakan olan ErdoÄŸan'ı haklı çıkartacaktı. Çünkü Amerikan iÅŸgalini önleyemeyen Gül-DavutoÄŸlu ikilisi 1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesi ile Ankara'nın ne denli bölgesel bir güç haline geleceÄŸinin iÅŸaretini o gün vermiÅŸlerdi. O iÅŸareti anlamayanlar aslında ne Türkiye içi ne de bölgesel gerçeklerin hiçbirini anlamayacak kadar cahil olduklarını daha sonraki süreçlerde gecikmeli de olsa fark edeceklerdi.
Çünkü Gül-DavutoÄŸlu-ErdoÄŸan'ın dış politika ile ilgili olarak öngördüÄŸü her ÅŸey doÄŸru çıkmış ve Türkiye baÅŸta bu öngörüsüzler olmak üzere hiç kimsenin hayal etmediÄŸi ve edemediÄŸi kadar önemli bir ülke olarak bölge denklemlerinin tümünde kilit ülke durumuna gelmiÅŸtir. Ama AK Parti hükümetine karşı olma mantığı ile hareket ederek bu gerçeÄŸi görmek istemeyenler doÄŸal olarak kendi ülkeleri Türkiye'ye haksızlık ediyor. Çünkü Türkiye'nin bu baÅŸarısından söz eden dünya medyası, ekonomik ve siyasal çevreleri her zaman Türkiye adını ön plana çıkarmaktadır. Tıpkı yurtdışında baÅŸarı kazanan futbol takımları, sanatçıları ve müteahhitleri gibi. Sonuçta bazıları Kürt, Arap, BoÅŸnak (vs) olsa da onlar Türkiye adına bu baÅŸarıyı saÄŸlıyor ve onları oralarda herkes Türkiyeli olarak görmekte.
GERÇEK FARKLI
İlle de politikadan bir örnek vermek gerekiyorsa rahmetli
Ecevit'in 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasındaki Amerikan ambargosuna karşı politikası ve bu çerçevede Sovyetler BirliÄŸi'ne yakınlaÅŸma çabasını hatırlatmak isteriz. Aynı Ecevit'in 2001 Cenin katliamı sırasında İsrail'i Filistin halkına karşı soykırım ile suçlaması o dönem 'Türkiye'nin İsrail'e karşı savaÅŸ ilanı ya da Batı'dan kopma' olarak algılanmamıştı. Belki de Ecevit solcu olduÄŸu için!!!
Oysa içte ve dışta birçok kiÅŸi ve çevre, 'İslamcı kökenli' AK Parti hükümeti kurulduÄŸu günden itibaren Ankara'yı Batı'dan koparak DoÄŸu'ya yani Müslüman ülkelere yanaÅŸma çabası içinde olmakla suçlarken, Türkiye gerçeÄŸini hiç bilmediklerini bir kez daha kanıtlıyorlardı. Aslında bu hükümet daha ilk günden baÅŸlayarak rahmetli Ecevit'in koalisyon hükümetinin baÅŸlattığı reform sürecini hızlandırmış ve AB ile üyelik görüÅŸmelerini baÅŸlamıştı.
TÜRKİYE ANLAÅžILIYOR
ABD, İsrail ve AB ülkelerinin Türkiye'ye bakış açısında ve AK Parti hükümeti ile bir sorunu varsa o da onların problemidir ve nitekim geç de olsa bunu anlamışlardır. Aksi takdirde son 2-3 yıllık geliÅŸmelerin hiçbirinin anlamı olmayacaktır. Çünkü son 2-3 yıllık döneme bakıldığında yalnız İstanbul'da onlarca bölgesel ve uluslararası toplantılar düzenlenmiÅŸ, bu toplantılara katılan tüm siyasi, ekonomik, sosyal liderler Türkiye'nin her alanda büyüklüÄŸünü anlamış ve bunu resmen deklare etmiÅŸlerdir.
Yani bir zamanlar bir gazeteci olarak beni bile 'AK Parti hükümetine Türkiye'yi Suriye ve Arap ülkelerine yakınlaÅŸtırmak, İsrail ile ABD'den uzaklaÅŸtırmak' için bazı telkinlerde bulunmakla suçlayanlar daha 2003'te Gül-DavutoÄŸlu ikilisini hayal görmekle suçlamıştı. Åžimdi ise aynı kiÅŸiler hükümetin dış politika baÅŸarısından söz ederken Türk ya da Türkiyeli olmanın gururunu yaşıyorlar.
GÜVEN VERİYORUZ
Durum böyle olunca Türkiye dış politikada baÅŸarıdan baÅŸarıya koÅŸmaktadır. Elbette 50-60 yıllık dış politika olumsuzluklarını gidermek ve bu sürecin tüm klasik alışkanlıklarından kurtulmak ve yeni kriterlerle yeni iliÅŸkiler kurmak pek kolay olmamış ve olmayacaktır. Yani nasıl ki; Türkiye'nin yeni dış politikasına karşı olanlar olduysa bölgesel ülkelerde de Türkiye'nin bölgesel rol ve etkinliÄŸine karşı olanlar olmuÅŸ ve hala var. Ama her ÅŸeye raÄŸmen Türkiye kısa bir sürede çok ama çok ÅŸey baÅŸarmıştır.
Bunun da bana göre birçok nedeni var. Bu nedenlerin en önemlisi Türkiye'nin kendisi olması ve karşı tarafa güven vermesidir.
Çünkü kim ne derse desin Cumhuriyet'in her alanda tüm kazanımları Türkiye'yi kendi çevresinde yani Arap ve Müslüman ülkelerinden farklı bir ülke haline getirmiÅŸ, bu farklılık bölge halklarının ilgisini çekmiÅŸ ve Gül-ErdoÄŸan-DavutoÄŸlu'nun iÅŸini kolaylaÅŸtırmıştır.
Güven konusuna gelince; Gül-ErdoÄŸan-DavutoÄŸlu üçlüsü karşı tarafla konuÅŸurken klasik diplomat olarak deÄŸil de ortak coÄŸrafyayı paylaÅŸan insanlar olarak konuÅŸma beceri ve baÅŸarısını gösterdiler. Bunun da kanıtı BaÅŸbakan'ın son İran gezisinde çok somut ve net olarak görülmüÅŸtür.
İRAN ANLADI
Daha önceki iki Tahran gezisinde istediÄŸini tam olarak alamayan ErdoÄŸan üçüncü gezisinde tam da olmazsa %80 baÅŸarı ile dönmüÅŸtür. Çünkü Türkiye'yi kendine rakip gören İran ve onun dini liderleri geç de olsa ÅŸu gerçeÄŸi anladı: Türkler samimi, dürüst ve güvenilir insanlar. Türkiye'nin de bölgede hiçbir özel ajandası yoktur.
Bu gerçeÄŸi daha önce fark eden diÄŸer ülkeler, Türkiye ile çok daha hızlı ve güçlü iliÅŸkiler geliÅŸtirerek Türkiye gibi onlar da çok ÅŸey kazandı.
Türkiye, İslam Konferansı Genel SekreterliÄŸi'ne ve BM Güvenlik Konseyi üyeliÄŸine seçilmiÅŸ, BaÅŸbakan ErdoÄŸan Arap liderler zirvesine davet edilmiÅŸ, Ankara, Arap BirliÄŸi ve Körfez İşbirliÄŸi Konseyi ülkeleri ile stratejik iÅŸbirliÄŸi anlaÅŸması imzalamış, bölgenin tüm konu ve sorunlarında taraf olmuÅŸtur.
Yarın: OBAMA GERÇEĞİ FARK ETTİ VE İLK ZİYARETİ TÜRKİYE'YE GERÇEKLEÅžTİRDİ