AKŞAM | CUMARTESI | 28 KASIM 2009, CUMARTESİ
1 Aralık Dünya AIDS Günü öncesi, korkularımızdan ve önyargılarımızdan uzaklaşarak HIV/AIDS ile ilgili bilgilerimizi bir kez daha tazeleyelim.
Yıllardır yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen bir arkadaşınız, bir gün size gelip, 'Sana söylemem gereken bir şey var. Bana HIV bulaşmış, ben artık bir HIV pozitifim' dese veya akşam eve geldiğinizde eşiniz telaş içinde 'Berk Ali'nin sınıfına yeni bir öğrenci gelmiş. Çocuk EİDİS'liymiş, yarın velileri çağırdılar, n'apacağız bey?' diye sorsa veya işyerinizdeki müdür yardımcınızın bir HIV pozitif olduğunu öğrenseniz; ne yapardınız? Nasıl davranırdınız?
Eğer HIV/AIDS hakkındaki bilgileriniz, sadece medyada çıkan haberlerden ibaretse ve HIV/AIDS denildiğinde aklınıza sadece çok bulaşıcı, öldürücü, korkunç bir hastalık geliyorsa; çok büyük ihtimalle panik olur ve bir şekilde HIV pozitiflilerin size erişemeyeceği durumlar yaratmaya çalışırdınız. Daha net tabirle, arkadaşınızı bir daha görmemek üzerine uzaklaşır, öğrencinin kovulması için yapılan kampanyaya katılır, müdür yardımcınız hakkında bildiklerinizi önce diğer arkadaşlarınıza anlatır, sonra da üstlerinize söylerdiniz ki adamı işten atsınlar; siz de 'tehlike'den uzak kalın... Akşam da evinize 'gönül rahatlığı' ile dönüp, keyifli biçimde TV karşısında gerinirken, haberlerde karşınıza çıkan bir olay üzerine eşinize dönüp 'Yahu nasıl insan bunlar anlamıyorum, insan insana bunu nasıl yapar?' yorumunu da, aklınıza bir şeyler takılmadan yapardınız.
KORKU VE BİLGİSİZLİĞİN SONUÇLARI
TV'de gördüğünüz ve eleştirdiğiniz insanlar, korkunun ve bilgisizliğin karanlığı içinde hareketlerini gerçekleştirmiş insanlardı. Tıpkı sizin gibi... Siz de işin gerçeğini bilmediğiniz için, zihninizde oluşan 'karanlık' resmin etkisiyle, her korkan insanın yaptığını yaptınız ve sorundan kurtulmak için karşınızdakini 'yok etme'yi seçtiniz. Belki onları öldürmediniz, ama dışlayarak, iteleyerek, damgalayarak yaptınız bunu. 'Sorun'u böyle evcilleştirdiniz, hayatınızın 'eskisi' gibi akmasını böyle sağladınız. Artık tehlike uzağınızda... Peki, ya bir gün aynı virüsün size de bulaştığını öğrenirseniz...
Tamam tamam, daha fazla üzerinize gitmeyelim ve sizi HIV/AIDS konusunda bilgilendirelim kısaca. HIV, tedavi edilmediği takdirde insan bağışıklık sisteminin çökmesine neden olan bir virüstür. AIDS ise HIV'in etkilerinin en son safhasının adıdır. Kısaca HIV, kalenizin duvarlarını güçsüzleştirir, kalanını ise diğer herhangi bir virüs halleder.
HIV/AIDS'in hayatlarımıza girmeye başladığı dönem 80'lerin ortalarıydı. İnsanlık olarak neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorduk ve Rock Hudson, Freddie Mercury gibi isimleri art arda kaybediyorduk. Korku, at koşturuyordu... Aradan yıllar geçti, dünyada bu konuda o kadar çok çalışma yapıldı ki en sonunda HIV'i baskılayıp, vücut için tehlikeli etkilerini ortadan kaldıran ilaçlar ortaya çıktı. Koruyucu aşı ve hatta belki de HIV'in kökünü hepten kazıyacak tedaviyle tanışmamıza az kaldı; hatta Dünya Sağlık Örgütü, HIV/AIDS'i salgın hastalık statüsünden, kronik hastalık statüsüne soktu. Ama gel gör ki canım ülkemizdeki 'EİDİS'liler' kavramı bir adım öteye gitmedi.
HIV, temel olarak şu şekillerde bulaşıyor: Bir HIV pozitiften kan alacaksınız veya onun kullandığı enjektörü kendi damarınızda da kullanacaksınız veya onunla korunmasız cinsel ilişkide bulunacaksınız. HIV'in size başka türlü bulaşma ihtimali yok! Yani sarıldın, öptün, dans ettin, aynı tuvaleti kullandın, aynı sivrisineğe sokuldun, birlikte havuza girdin... Bu şekillerde kesinlikle bulaşmaz.
Prezervatifle HIV'den korunabilirsin, arkadaşınla ortak enjektör kullanmayarak HIV'den korunabilirsin. Hastanelerdeki kan aktarımlarında ise senin yapabileceğin bir şey yok, zaten o sağlık kuruluşları gereken önlemleri alıyorlar.
VİRÜSTEN DEĞİL, YARATTIĞIMIZ İMAJDAN KAÇIYORUZ
Anlayacağınız HIV/AIDS konusunda dünya kadar yol kat edildi bilimsel ve tıbbi olarak, ama kafamızdaki 'EİDİS'liler konusunda pek mesafe kaydedemedik. Bir alışveriş merkezinde karşılaştığımız HIV pozitifin, o ortamda size virüsü bulaştırma ihtimali yok, tıpkı sınıfta, işyerinizde veya başka sosyal ortamlarda da olmadığı gibi. Bu bağlamda en başta sorduğum sorunun yanıtını, kendi açımdan vereyim. En yakın arkadaşım bana HIV pozitif olduğunu söylese, ona sadece ilaç tedavisine başlayıp başlamadığını; kendini nasıl hissettiğini sorardım. Kızımın sınıfına bir HIV pozitif öğrenci gelse kızıma 'İlk sen git elinden tut onun, oyna' derdim ve diğer velilerin de konu hakkında bilgilenmesi için elimden geleni yapardım; işyerimdeki müdür yardımcısının HIV pozitif olduğunu öğrensem, bunu bildiğimi unuturdum. Kanunen hiç kimse HIV pozitif olduğunu açıklamak durumunda değildir, kendi isteği haricinde. O açıklamak istemiyorsa, bana da susmak düşer. Tabii bu yanıtlarımda, yaklaşık iki sene UNAIDS ve Pozitif Yaşam Derneği ile ortak çalışmalarda yer almış ve konu hakkında fazlaca bilgi sahibi olmuş olmamın rolü büyük.
'Kız Kulesiii', benim ilk tanıdığım HIV pozitifti. Çevresindeki doktorlar da dahil olmak üzere, birçok insanın HIV pozitiflere bakışını değiştirmiş, 'çok büyük bir ruh'u tanımış olmak da yanıtlarımı etkiliyor. Onunla ilk tanıştığımızda tuvalete koşup ellerimi yıkamış ve ürkmüştüm. Şimdi birlikte halay da çekeriz, maç da izleriz, çalışmalarda da bulunuruz. Zaten korku gidince, karşınızdakinde HIV'in var olduğu aklınıza bile gelmiyor. Ama HIV'den daha bulaşıcı ve hayatlarımızı karartıcı bir virüs, yaşamımızda her daim etkin. Buna YDÖ adı veriliyor ve insanlık tarihinin belki en tehlikeli virüsü. Bu virüse karşı pek bir ilerleme kaydedemedik, ilerleme kaydedenleri ise evliya ilan Ettik. Bu virüsün açılımı ise 'Yargılama-Damgalama-Ötekileştime'.
TÜM HASTALIKLAR BİRER MESAJDIR
İnsanlık olarak esas mücadele etmemiz gereken virüs, tam olarak bu ve biz bu virüsle baş etmeyi öğrendiğimizde dünya üzerindeki 'hastalık yayan' virüslerin çoğunun birden ortalardan yok oluşunu hayretle izleyeceğiz. Çünkü hastalıkları yaratan bilinçlerimiz, salgınları yaratan ise ortak bilincimizdir. Tüm hastalıklar, aynı zamanda bizlere birer mesajdır da. HIV/AIDS ise, YDÖ'nün altını çizmeye çalışan bir insanlık deneyimi. Bu deneyimin mesajını alamadığımız için grip salgınları ortaya çıkıyor. Çünkü tıbbi olarak virüsleri engellemeyi başarsak bile, kafamızın içindeki virüs değişmediği için, sürekli olarak yeni virüslerle karşılaşıp onlarla ilaçlarla mücadele etmeye çalışacağız. Ta ki esas virüsün bizlerin içinde yerleşmiş olduğunu fark edene kadar...
1 Aralık Dünya AIDS Günü etkinlikleri hakkında bilgi için www.1aralik.org ; HIV/AIDS hakkında ayrıntılı bilgi için www.pozitifyasam.org sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
HASAN 'SONSUZ' ÇELİKTAŞ