AKŞAM | PAZAR | 29 KASIM 2009, PAZAR

2,2 milyon TL'ye Picasso bile alınır

Geçen ay İstanbul Sanat Fuarı'nda Koleksiyoner Onur Ödülü'nü alan, yaklaşık 850 parçalık muazzam resim, seramik ve heykel koleksiyonuna sahip Lale-Cengiz Akıncı çiftiyle buluştuk. Koleksiyonerliği, Türkiye'deki sanat ortamını ve Burhan Doğançay'ın satış rekorı kıran 'Mavi Senfonisi'ni konuştuk.

fuar
Lale ve Cengiz Akıncı çifti iki büyük tutkuyu paylaşıyor. Biri hukuk; zira ikisi de avukat. İkincisi ise sanat. Çünkü Akıncı çifti, 730 civarında resim, 90'ın üzerinde seramik ve 15 heykelden oluşan muazzam bir koleksiyona sahip. Geçen ay uzmanların 'Hiçbir koleksiyonda olmayan bir bütünlüğe sahip' dedikleri bu koleksiyonları sebebiyle İstanbul Sanat Fuarı'nda Koleksiyoner Onur Ödülü'ne layık görülen Lale ve Cengiz Akıncı çiftiyle buluştuk. Cengiz Akıncı'nın annesi olan ünlü ressam Naile Akıncı vesilesiyle koleksiyonculuğa adım atışından başlayıp geçen hafta 2,2 milyon TL'lik satışıyla rekor kıran ve büyük sansasyon yaratan Burhan Doğançay tablosu 'Mavi Senfoni'ye kadar uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.


- İstanbul Sanat Fuarı'nda koleksiyonunuz ilk kez mi görücüye çıktı?
1981'de koleksiyondan bir kesiti sergilemiştik. Bu yıl düzenlenen sergi ise daha geniş kapsamlı oldu çünkü heykel ve seramikleri de dahil ettik. Sanıyorum bu da Türkiye'de resim, heykel ve seramiğin bir arada sergilendiği ilk koleksiyon oldu. 

- Lale-Cengiz Akıncı Koleksiyonu'nda kaç parça var, hangi isimler yer alıyor?
Bizim koleksiyonumuz Türk sanatçıların eserlerinden oluşuyor. 730 civarında resim, 90'ın üzerinde seramik ve 15 tane de heykel var. Özellikle seramik koleksiyonunun eksiksiz olduğunu söyleyebiliriz. İlk modern Türk seramiğinin öncüleri olan İsmail Hakkı Oygar, Vedat Ar ve Hakkı İzer üçlüsünden başlayarak genç kuşağa kadar uzanıyor. Resim olarak ise Halil Paşa'dan başlıyor genç jenerasyona kadar uzanıyor. Her kuşaktan sanatçılardan resimler var: Empresyonist Grubu sanatçılardan, Müstakiller'den, D Grubu'ndan, Yeniler Grubu'ndan, gruplar dışında kalan bazı sanatçılardan, kendi kendini yetiştiren otodidaktlardan var. Hafriyat Grubu sanatçılarına, Temur Köran, Mustafa Pancar, Mahir Güven, Cansen Ercan, Ahmet Umur Deniz, Dilek Işıksel'lere, yaşı 40-50'lere varan genç ressamlara kadar uzanıyor. Olmazsa olmaz 20-30 isim eksik, onlar da eklenince koleksiyon tam olacak.

KOLEKSİYONCULUĞA OKUL YILLARINDA BAŞLADI
- Bu koleksiyonu oluşturmaya nasıl başladınız?
60'lı 70'li yıllarda annem Naile Akıncı'dan ötürü sanat ortamının içindeydik. Annem Akademi'yi bitirip diplomayı aldığında ben 7 aylıkmışım. İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Feyhaman Duran'dan itibaren genç sanatçılara kadar hemen hepsiyle bir şekilde bağlantım, dostluğum oldu. Avukatlıklarını da yaptım. Annemin dostlarıydılar. Bizim koleksiyona katkıda bulundular. O zaman resim Türkiye'de para eden, ticari bir meta haline gelmemişti. Sanatçılar zaten gönlü zengin insanlardı. Bizim gibi sanata ilgi gösteren herkese kucak açmaya hazırdılar. Ortaokul, lise yıllarında resim ve seramik toplamaya başladım. Tabii bir gelirim yoktu. Onların birbirlerine resim hediye etme gelenekleri vardı. Bazısı hediye geldi, bazısı annemle değiş tokuş etti; annemde toplanan eserler bana intikal etti. Toplamaya başladığımı görünce teşvik için bana hediye ederek katkıda bulunanlar da çok oldu. Ben bir tane aldım, onlar iki tane hediye ettiler. Böylece koleksiyon oluşmaya başladı. 

- O zaman sizin için arkasında özel ithafların olduğu resimler de vardır herhalde?
Çok var. Necdet Kalay, Eşref Üren, Burhan Uygur resimlerinin hep arkaları ithaflıdır. Komik hikayeler de vardır: Ressam Şefik Bursalı hem annemin hocasıydı hem de bizim düğünün davetlisiydi. Çok eksantrik, çok hoş bir insandı. Kendisinden resim satın almak istediğimde 'yok, ben sana getireceğim' demişti. Ama düğün hediyesi getirmedi. Üzerinden 7 yıl geçti. 1988'de annemin sergisi için Ankara'ya gitmiştik. Şefik Hoca bizi evine davet etti ve gittiğimizde bize bir natürmort getirdi. 'Bu gençlere güven olmaz, bunlar eşek gibi tepişirler, bir de boşanmaya kalkarlar, benim resim de kapanın elinde kalır diye bekledim' dedi. 7 yıl bekleyip evliliğin sağlam olduğundan emin olunca hediyeyi verdi. Ağabeyim gibi olan Burhan Uygur da 2000 liraya sattığı resimleri bana 250 liraya verir, bir sonraki ay da mutlaka 'bu da onun yavrusu' diyerek bir resim daha getirip hediye ederdi.

- Kimi resimler de size sürpriz yapmış, arkalarından ikinci bir gizli resim çıkanlar olmuş...
Seyfi Toray'ın bir resmini ressam Saime Belir bana hediye etmişti. Birkaç ay sonra Lale 'bu resimde bir gariplik var' dedi. Taşırken sanki iki şey birbirine çarpıyor gibiydi. Bir batık arkasından bir resim daha çıktı. Meğer bir şaside iki tuval varmış. İlk resmin üzerine ikinci bir tuval gerip bir resim daha yapmış. Bir de Zeki Kocamemi'nin bir resmini müzayededen almıştım. Bir baktık arkasında bir resim daha var. Zeki Kocamemi'nin kayıp olan 'Gece Baskını' adlı bir yapıtı vardır. Arkadan çıkan resim o kayıp resmin eskiziydi.

EN BÜYÜK SORUN YER BULMAK
- Lale Hanım, siz koleksiyon yapıyor muydunuz?
Sanatı seviyordum, babam resmi bir değer olarak beynimize sokmuştu. Evlenmeden önce Cengiz'in koleksiyon yaptığını biliyordum, bir kısmını görmüştüm. Ama bu kadar çok olduğunu bilmiyordum. Tam yeni evlenmişiz, eve taşınıyoruz, Cengiz 'resimleri yarın getireceğim' dedi. Ertesi günü bir baktım 60 tane resim! İçeri taşınıyor taşınıyor, sonu gelmiyor. Duvarlar resim doldu. Evlenince ben de kendimi kaptırdım. Zaman içinde 'o da olsun, bu da olsun' derken duramaz hale geliyorsunuz. Çok da mantıklı bir şey değil koleksiyonculuk. Bir kere koyacak yeriniz yok. Bugün 1000 metrekarelik bir evimiz olsun bütün resimleri asarız, ama 5 sene sonra yine küçük gelir. 

- Bu 850'ye yakın eser nerede duruyor?
Evde, depoda, yazıhanede, yazlıkta... Bu eserler bizim hayatımızın içinde yer alıyorlar, onlarla birlikte yaşıyoruz. Mesela çalışma odasının kitaplığını tavana kadar değil de yarım yaptık. Resimler duvarlarda, seramik ve heykellerin bir kısmı kitaplığın üzerinde. Heykel sayısını artırmıyoruz çünkü heykel ayrı bir hacim gerektiriyor ve bizim koyacak yerimiz yok. 

- Koleksiyonculuğun bir de maddi yönü var...
L.A.: Maddi tarafı hepten rezil! İnsanların çok geniş maddi imkanları olur, hiç düşünmeden alır. Ama biz gün oldu hesap yaptık, plan program yaptık. Yine de hep resimler almayı sürdürdük. Neyse ki, sınırlarınızı biraz biliyorsanız çok büyük sıkıntı çekmiyorsunuz.
C.A.: Burada eşimin hakkını teslim etmem lazım. Bundan 15 sene önce çok farklı bir evde oturabilirdik, çok farklı standartta bir hayat yaşayabilirdik. Ama Lale o tür standartların peşinde koşmadı. 'Şu marka elbiselerim olsun, mücevherlerim olsun' demedi. Parayı böyle harcamayı tercih etti. Biz bu yüzden evlendiğimizde araba da alamadık. Ama belki üç araba alabilecek miktarda parayı ne resimlere harcadık. İlk arabamızı ancak 6 yıl sonra aldık. Lale'nin katkısı olmasaydı koleksiyon bu kadar gelişmezdi. 

- Koleksiyonunuzun değeri nedir, maddi anlamda en değerli parçalar hangileri?
Çok var. Ama ticari bir şey olarak bakmadığımız için biz bu koleksiyonun değerini belirlemeyi hiç düşünmedik. Bu biraz da izafi bir şey. Mesela ilk modern Türk kadın ressamı olan Hale Asaf'ın Türkiye'de yapıt sayısı 15-20'yi aşmaz. Bizdeki Hale Asaf resminin kıymeti bence çok çok yüksektir. Sonra son yılların koleksiyoncularının pek bilmediği, ama entelektüel anlamda Türk resmini inceleyenlerin hayranlıkla baktığı bir Haşmet Akal var. Ama bu resimlerin değerini kim ölçebilir, bunlara kim değer biçebilir? Bana göre ölçülemez. 

- Yeni ressamları nasıl takip ediyorsunuz, iyi resim ve ressamı neye göre değerlendiriyorsunuz?
Sanatçının popüler olup olmaması bizi ilgilendirmiyor; sanatının belli bir kaliteyi tutturmuş olması yeterli. Sergileri, fuarları takip ediyoruz. Gittiğimiz yerlerde hep not alıyoruz. Genç sanatçıya önyargılı değil ama temkinli yaklaşıyoruz çünkü devam edip etmeyeceği belli olmaz, bir an çok parlak bir şekilde ortaya çıkıp sonra ismi cismi silinebilir ya da çok farklı arayışlara girip sizin hoşunuza giden tarzdan uzaklaşabilir. Sanatının, kişiliğinin oturması lazım. Bu yüzden bekliyoruz. Birini beğendiğimizde 7-8 yıl izlemeyi tercih ediyoruz. Mesela 10 yıl önce Cansen Ercan'ın bir resmini görüp bayılmıştık. Ama bekledik, sonraki 4-5 fuarda işlerini yine gördük ve her sefer bizi çarptı. En sonunda iki sene önce en büyük işini aldık. Şu anda da takip ettiğimiz birkaç genç ressam var.

KAPIKULE'Yİ GEÇİNCE DOĞANÇAY'I KİM TANIR?
- Burhan Doğançay'ın 'Mavi Senfonisi'nin 2,2 milyon TL'ye satılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu ticari yaklaşımı inandırıcı, samimi bulmuyoruz. 'Mavi Senfoni'ye ödenen para 2,2 milyon TL. Bunun karşılığı 1 milyon Euro'dur. Burhan Doğançay, Kapıkule'yi geçtiği vakit o resmi 20 bin Euro'ya satarsa şapkasını havaya atsın. Alan kişi bunu denemek için Paris'te bir müzayedeye koysun. Bakalım kaça gidecek? Bunları söylerken tabii 'o yapıt değersizdir' ya da 'o sanatçı beğenmediğim bir sanatçıdır' demek istemiyorum. Ben bu tutumu kınıyorum, bunun bir manipülasyona konusu olmasını kınıyorum. Ortada bir komedidir dönüyor. Bu mantıkta Doğançay hiçbir şekilde bizim koleksiyonumuzda olamaz. Olmayacak da. Bugün  1 milyon Euro'ya resim satacak bir Türk sanatçısı yoktur. Dünyada Paris ekolünün en önemli temsilcilerinden Maria Helena Vieira da Silva'nın 30x40 ebadında bir tuval üstüne yağlıboya resmi bugün  70 bin Euro yapıyor. Bütün dünya modern sanat müzelerinde yer alan Mark Tobey'in resimleri 140 bin Euro'ya alınabiliyor. Burhan Doğançay onlardan daha mı çok tanınıyor? Hem 1 milyon Euro'ya neler alınmaz ki? Chagall, Miro, Picasso bile alınır! Belki dünya rekorları kıran Picasso'ları değil ama başka çok ciddi Picasso eserlerini pekala alabilirsiniz. Sonuçta akıl var mantık var. En azından 'evimde Picasso var' dersiniz.

KAMYONLA RESİM ALAN VAR
- Sizce Türkiye'nin en önemli koleksiyoncuları kimler?
Bence Türkiye'nin mühim koleksiyoncusu yok. Çünkü Türkiye'de daha çok manipülasyonla koleksiyon yapan bir kitle var. 12 Eylül'den sonra bir 'türedi zümre' oluştu. Duvarda bir imzanın olması onlara bir kimlik kazandırdığı için, sanata yatırım yapıp toplamaya başladılar. Ama çoğunun altyapısı yok. Aralarında kamyonla resim alanlar bile var. Birkaç jenerasyondur koleksiyon yapan, altyapısı olan İpek-Ahmet Merey koleksiyonu, Nejat Eczacıbaşı koleksiyonu bunlar arasında istisnadır. Ama entelektüel planda Türkiye'nin en mühim koleksiyoncusunun biz olduğumuzu söyleyebilirim.
Sanata yatırım yapanlar altyapısız olunca etrafta küratör, aracı, satıcı, galerici gibi değişik kimliklerle ortaya çıkıp manipülasyon yapanlar da çoğaldı. Fiyat yükselterek acayip bir düzen oluşturuyorlar. Sanatçılar da mesela 'dünyanın bilmem kaç tane müzesinde eserim var' diyor. Biz Japonya'dan Amerika'ya dünyanın her tarafında 60-70 müzeyi her zaman dolaşıyoruz. Ama oralarda sergilendiğini söyleyen ressamların eserlerini görmüyoruz. New York'ta, Paris'te müzelere, galerilere gittik baktık. Bahsi geçenler teşhirde olmadığı gibi müzelerin depolarında da, envanter kitaplarında da yok! Bütün bunlar tamamen safları kandırmaya yönelik tutumlar. Tam bir kaos var.

MİNE AKVERDİ

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3