Şansal Büyüka sansal.buyuka@aksam.com.tr

kategori2

En iyisi Beşiktaş

Mustafa Denizli'nin Daum ve Rijkaard'a oranla müthiş bir otoritesi ve inandırıcılığı var. Başka hoca olsa panikler, iş istifaya kadar giderdi
Soru: Beşiktaş'ın çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Beşiktaş'ın çıkışını normal karşılıyorum. Anormal olan, lige bu kadar kötü bir başlangıç yapmış olmasıydı. İlk altı haftada iki büyük rakibinden 12'şer puan geride kalmak kolay rastlanır bir tablo değil. Ama başlangıçtaki anormallik, son sekiz haftada normale döndü.
Soru: Moskova dönüşü yaşanan protestolardan sonra, 12 puan geriden gelip Galatasaray'ı bir puan geçip, Fenerbahçe'ye bir puan yaklaşmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Cevap: Beşiktaş nasıl beklenmedik puanlar yitirdiyse, son sekiz haftada aynı puanları rakipleri yitirdi. Rakipler bu son sekiz haftada gene kazanmış olsaydı, Beşiktaş sürekli kazanmasına rağmen puan farkı gene devam edecekti. Ancak bu kadar dağınık bir başlangıçtan sonra, herkesin 'Beşiktaş kepenkleri kapadı' dediği bir ortamda, yeniden hayata dönüş her babayiğidin harcı değildir. Beşiktaş aslında sıra dışı bir işi başardı.

HOCA, BU HESABI KİTABI HERKESTEN İYİ YAPAR
SORU: Mustafa Denizli'nin yerinde başkası olsa, yaşanan olaylardan sonra takım bu kadar kısa sürede toparlanabilir miydi?
Cevap: Asla toparlanamazdı. Denizli, müthiş bir irade ortaya koydu. Düşünün o haftalarda 'Mustafa Denizli hoca değil' tartışması bile yapıldı. Denizli, engin tecrübesi ile bunları çok iyi aştı, tepkileri çok iyi karşıladı. İçerden, dışarıdan gelen saldırılara rağmen paniğe kapılmadı. Kabul edelim ki, takımının üstünde de Daum ve Rijkaard'a oranla müthiş bir otoritesi ve inandırıcılığı var. Başka bir hoca panikler, ne yapacağını şaşırır, iş istifaya kadar giderdi. Ama iyi kaptan dalgalı denizlerde belli olurmuş. O çalkantılı günlerde Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı toparlayacağını yazan, söyleyen bir kişi olarak diyorum ki; 'Mustafa Hoca, bu hesabı kitabı herkesten iyi yapar. Hesap kitap yaptığını sananlardan da iyi yapar.'

BEŞİKTAŞ BUNDAN SONRASINI BIRAKMAZ
SORU: Beşiktaş'ın yarışa yeniden ortak olması,     ligin kalitesini ve heyecanını nasıl etkiler?
Cevap: Müthiş etkiler. Bir Sivas, bir Bursa, Kayseri zirveye yaklaştığında heyecan doruklara varıyor da, Beşiktaş'la varmaz mı? Daha da fazlası olur. Kaldı ki, Beşiktaş kaybettiği maçlarda bile belli bir çizginin altına düşmedi. Beşiktaş buraya kadar geldikten sonra, bundan sonrasını bırakmaz. İlk altı haftada ligi bıraktı gözüyle bakılan Beşiktaş'a bugün şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olarak bakılıyor. Bu dönüşü sağlamak için büyük hoca olmaya, büyük takım olmaya ve o takımın arkasında durmaya ihtiyaç var. Ama ne yazık ki, Beşiktaş seyircisi o takımın arkasında duramadı. Beşiktaş seyircisinin başkanına ve takımına çok büyük bir özür borcu var.

TAKVİYEYE GEREK YOK İHTİYAÇ FAZLASI BİLE VAR
SORU: Fikstüre bakıldığında Beşiktaş'ın ne kadar şampiyonluk şansı var?
Cevap: Kimin ne kadar varsa, Beşiktaş'ın de en az o kadar şampiyonluk şansı var. Kaldı ki 14. hafta sonunda baktığımızda, takım savunmasını en iyi yapan, takım oyununu en iyi oynayan ekip Beşiktaş.
Soru: Beşiktaş'ın ortaya koyduğu futbol, aldığı sonuçlarla doğru orantılı mı?
Cevap: Son sekiz hafta için evet.

Fener'e golcü şart
Soru: Fenerbahçe ilk sekiz haftadaki müthiş başarısından sonra, niye durdu? Başarısız sonuçların temelinde ne olabilir?
Cevap: Fenerbahçe ilk sekiz haftada da kazanırken, zaten bu maçlardan ikisini, son dakika golleriyle kazanabilmiş ve ortaya da tatmin edici bir futbol koyamamıştı. Aslında ilk sekiz hafta, Fenerbahçe'yi 'Yalancı Bahar' gibi kandırdı. Nitekim, yalancı bahara kanan Fenerbahçe sonraki haftalarda hasta oldu. Fenerbahçe, artık bir Galatasaray galibiyeti ile bir sezonu kurtaramayacağını bilmeli. Anlayacağınız, Galatasaray maçındaki hırslı ve coşkulu oyunu bir kenara bırakırsanız, geride kalan haftalarda iyi oynadığı bir maçı kolay kolay söyleyemezsiniz. Fenerbahçe'nin son maçlarına lütfen bir bakın. Gaziantep'te ikinci yarıda kaybetti. Kayseri maçında ikinci yarıda beraberliği düştü. Beşiktaş maçını ikinci yarıda kaybetti. Son Kasımpaşa maçını ikinci yarıda kaybetti. Arka arkaya gelen bu dört maç ve ikinci yarıda yenen goller acaba büyük bir raslantı mı, yoksa ünlü çalıştırıcı Koch'a rağmen ciddi bir fiziki yetersizlik mi?

CARLOS  ZARAR VERİYOR
Soru: Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı var mı?
Cevap: Elbette var. Önce santrfor. Kabul edelim ki, Güiza bizim ülkede dikiş tutmadı. Adam o kadar mutsuz ki, tıpkı o meşhur Hint filmlerinin sürekli ağlayan mutsuz aktörleri gibi. 'Askerlik bitse de gitsem' diye adeta gün sayıyor. Madem yazın 14-15 milyon euroyu bulan bonservis teklifleri geldi, aynı müşteriler duruyorsa satın gitsin. Semih, 2008 Avrupa Şampiyonasından bu yana geri viteste, bir türlü ileri alamıyor. Kazım, hayatını yaşıyor. O zaman iki seçenek kalıyor. Ya, sakatlıktan kurtulan Deivid'i santrfor oynatmak, ya da Fenerbahçe'nin yıllardır hasretini çektiği hava toplarında etkili, ön direğe, arka direğe koşu yapabilen, rakip stoperleri peşinden sürükleyen bir santrfor almak. Ama böyle bir golcüyü nereden bulursunuz, bulursanız bonservis ücreti ne olur? Yazmak kolay da, bulmak ve almak o kadar kolay değil. Bunun dışında Fenerbahçe'de ihtiyaç fazlası bile var.
Soru: Kazım'ın santrfor, sol-bek Andre Santos'un orta alanın solunda oynamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Kazım bir Galatasaray maçı oynadı, herkesi kandırdı. Fenerbahçe, Kazım'a güvenemez. Andre Santos'a gelince; ha sol bek, ha orta alanın sol kanadı. Adamın sanki oynamaya niyeti yok gibi. O zaman niye geldin kardeşim?
Soru: Devre arası gitmek isteyen Roberto Carlos'un gönderilmesi doğru mu? Aynı şeyler Güiza için de geçerli...
Cevap: Zorla güzellik olmaz. Zaten bu haliyle Roberto Carlos'un Fenerbahçe'ye zararı var, yararı yok. Eğer para işleri karşılıklı halledilirse gitmesinde yarar var. Güiza için zaten söyledim. Bir gün durması bile yanlış. Ama nereye gidecek, kim alacak?

EMRE KIZMAKTA HAKLIYMIŞ
Soru: Kasımpaşa maçında çift santrforu futbolcuların istediği söylendi, sonra bu yalanlandı. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Cevap: Çift santrforla değil, istersen beş santrforla oyna, bu kadar umursamaz olursan en ufak bir şey değişmez. Fenerbahçe yenilebilir, Fenerbahçe kötü oynayabilir, Fenerbahçe fark yiyebilir, futbolun içinde bunların hepsi var. Ama Fenerbahçe bu kadar umursamaz oynayamaz. Fenerbahçe bu kadar boş veremez. Sahanın içinde İstinye Park'ta dolaşır gibi dolaşamaz. Bir de sinirli diye, gergin diye Emre'ye kızıyoruz. Emre'siz takımı gördük. Üstlerinde ölü toprağı var gibi. Takım, Kasımpaşa 'ya 2-1 mağlup, hiç olmazsa, on dakikalığına bile olsa bir baskı kur, rakibi yarı alanına hapset, bunalt, bir şeyler yap. Oysa kimse kılını kıpırdatmıyor. İnanılır gibi değil ama 'Dünya yansa, hasırları yanmayacak' Demek ki, Emre saha içinde bunlara kızmakta, tepki göstermekte haklı. Düşünün, Kasımpaşa 3-1 kazanmış, 'altı olurdu, yedi olurdu' diye konuşuluyor. İşin gerçeği de bu. Beyler, Fenerbahçe babanızın çiftliği mi?
Soru: Daum'un futbolcular üstünde otoritesini kaybettiği konuşuluyor?
Cevap: Horozun çok olduğu yerde, sabah zor olurmuş. Daum'un disiplinini kaybettiği saha içinden belli. Yenilgi, kötü gidişler kimsenin umurunda değil. Güiza antrenmanda formayı atıp, bir hafta sonra ilk onbir de sahaya çıkabiliyor. Sakat diye Kasımpaşa kadrosuna alınmayan Andre Santos, maç akşamı belki de sabahın ilk ışıklarına kadar sakatlığına Beyoğlu barlarında çare arıyor. Kazım, sabahın dokuzunda antrenman varken, gecenin üçünde, üç buçuğunda yatabiliyor. Daum'un otoriteyi kaybetmesi bir yana, futbolcuların güvenini kaybetti ki, bu hepsinden de kötü. Formayı adaletli dağıtmıyor, kontenjandan adam oynatıyor, formda olanla formsuz olan arasında bir farklılık görmüyor. Daum geldiği günden beri daha ileri giden bir futbolcu yok. Hepsi geriye gidiyor. Otorite olsa, disiplin olsa, hocaya güven olsa, en önemlisi adil bir forma paylaşımı olsa, Kasımpaşa karşısındaki Fenerbahçe bu mu olur?

ESER YÖNETİMİN ESERİ
Soru: Fenerbahçe'nin bugünkü performansı göz önüne alındığında Başkan Aziz Yıldırım'ın 'Üst üste üç yıl şampiyonluk' sözünde durabilir mi?
Cevap: Fenerbahçe halen lider. Üstelik ikinci yarıda ciddi avantajlarla dolu bir fikstürü var. Bildiğim kadarıyla koca bir ikinci yarıda sadece iki defa İstanbul dışına çıkacak. Sonuçta Başkan Yıldırım, şampiyonluk sözünde durabilir. Ancak takım futbol oynamıyor. Seyirci her maçta futbol işkencesi çekiyor. Seyircinin futbol keyfi kaçtı. Bunlar ne olacak? Yazık değil mi bu seyirciye.
Soru: Fenerbahçe 'de kötü gidişi durdurmak için yönetim müdahalede bulunmalı mı?
Cevap: Ne yapacak yönetim bu hocayı yönetim getirmedi mi? Bu transferleri yönetim yapmadı mı? Bu kadar kötü futbolda yönetimin hiç mi günahı yok. Sonuçta, eser yönetimin eseri. Hocasıyla, transferleriyle...
Soru: Alex durunca, Fenerbahçe duruyor. Bu sorunu nasıl aşabilir Fenerbahçe?
Cevap: Demek ki, takım oyunu yok Fenerbahçe'de. Bundan sonra önüne gelen rakip, Alex'i markaja alırsa, Fenerbahçe futbol oynamayacak mı?. Her şey bir Alex'e bağlıysa bu kadar iddialı ve pahalı transfere ne gerek var. Her şeye rağmen Fenerbahçe şampiyon olabilir, ama takım olabilir mi, iyi futbol oynayabilir mi derseniz, bundan derin kuşkularım var.

Sorumlu Rijkaard
Soru: Galatasaray'ın son haftalarda başarısız sonuçlar almasının en büyük sorumlusu kim? Yönetim mi, teknik heyet mi, futbolcular mı?
Cevap: Başarıyı, ya da başarısızlığı bir adama fatura ederseniz, takım oyununa, takım dayanışmasına ihanet edersiniz. Galatasaray'da başlangıçtaki büyük başarıda ortak bir katkı vardı, şu günlerde yaşanılan büyük çöküşte de gene ortak bir kusur var. Ancak başarı, ya da başarısızlıkta fatura liderlere kesildiğine göre, bu işin sorumlusu Rijkaard demek doğru olur.
Soru: Sezona fırtına gibi başlayan takıma ne oldu?
Cevap: Fırtına eserken herkes formdaydı, şimdi herkes çok formsuz. Düşünün, başlangıçta Mustafa Sarp, her hafta ya maçın adamı, ya haftanın kahramanı oluyordu. Şimdi o Mustafa'nın yerinde yeller esiyor. Sadece Mustafa mı? Orta alanın diğer oyuncuları nerede? Barış, Mehmet Topal, Ayhan, Arda nerede? Türkiye'nin istikrar şampiyonu Hakan Balta bile bu kadar kötü oynayabiliyorsa, Galatasaray'ın kötü gidişi normal demektir.

KAPTANLIĞINI TARTIŞMIYORUM
Soru: Arda'nın kaptanlığı tartışılıyor. Sizce Arda bu yükü kaldıramıyor mu?
Cevap: Arda'nın kaptanlığını başkaları tartışabilir. Ben tartışmıyorum. Bizim ülkede genç olmak kusur gibi görünüyor. Ben Arda'nın, Galatasaray kaptanlığını hak ettiğini düşünüyorum. Ancak ortada bir takım oyunu varken, her şeyin Arda'dan beklenmesi, özellikle yönetimin böyle bir hava yaratması, beklentileri yükseltti ve sanıyorum ki, bu baskı da Arda'yı olumsuz yönde etkiledi. Biz zaten ya çok abartıyoruz, ya da yerlere çalıyoruz. Düşünün bu ülkede Arda ile Messi'yi mukayese ettik, 'Messi daha iyi' diyenlere linç kampanyaları düzenledik. Böyle bir anlayışın içinde, böyle bir ortamda Arda gene de iyi oynuyor. Adamı bu genç yaşında yiyip bitirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Helal olsun Arda'ya, dayanıklı adammış.

KÜPÜ DOLDURMAYA GELİYORLAR
Soru: Elano ve Keita aldıkları paranın hakkını veriyor mu?
Cevap: Şu görüntüleri ile hayır. Ama iyi futbolcu oldukları apaçık ortada. Ancak bakıyorum, bizim ülkemize 'Bedelli askerlik' yapar gibi gelen yabancılar var. Üstelik bedelli askerlikte, parayı askere giden veriyor. Burada Türkiye'ye askerlik için gelen alıyor, hem de çuvalla. Hani dünya yıldızları, son vurgun için Arap ülkelerine gidiyorlar ya, bize gelen yabancıların büyük bir bölümü de, sadece Galatasaray'a değil, diğer takımlarımız da dahil,'futbol oynamaya değil, küpünü doldurmaya' geliyor. Tamam kardeşim, küpünü doldur da, Allah rızası için biraz da futbol oyna. Askerliğin de bir şerefi haysiyeti var.

EKİBİNİ İYİ KURAMADI
Soru: Adnan Polat, futbol şubesinin başında mı daha başarılı, kulüp başkanı olarak mı daha başarılı.
Cevap: Ben Adnan Polat'ın kulüp başkanı olarak beğeniyorum. Her şeyden önce, kulüp bu kadar sıkıntı içinde inlerken, herkes görevden köşe-bucak kaçarken, ortaya çıkıp bu işin sorumluluğunu aldı. Kriz sürecini de iyi yönettiğini düşünüyorum. Ancak ekibini iyi kuramadığı, bu ekibin içinde derin uzlaşmazlıklar olduğunu duyuyorum ve ekibini oluşturması konusundaki eleştirilere ben de katılıyorum.
Soru: Rijkaard'ın rotasyon adına takımı sık sık değiştirme doğru mu?
Cevap: Rijkaard, sezon başında, hem de Avrupa kupası maçına ilk on birin altı oyuncusunu birden değiştirip çıkınca ve kazanınca , 'helal olsun' deniyordu. Herkese şans verdiği, futbolcuların güvenini ve sevgisini kazandığı konuşuluyordu. Dün söylediklerimizi bugün unutuyoruz. Kazanırsan rotasyon şahane, kaybedersen rotasyon bahane. Eğer Galatasaray'ın profesyonel kadrosundaysan, her oyuncu her şartta oynayabilmeli.

BAROS YOKSA NONDA
Soru: Hollandalı teknik adamın Bursa maçında Arda'yı son adam olarak sahaya sürmesi doğru mu?
Cevap: Değil. Kesinlikle değil. Stoperde 1.90'lık Ömer Erdoğan ile Zapatocny'nin karşısında 1.60 'lık Arda. Bu tercih, Galatasaray teknik heyetine yakışmadı. Ancak bu maçta gözden kaçan bir şey var. Arda klasik santrfor oynamadı. Kenarlara da geldi, ortaya Keita da girdi, Kewell da. Ama ne olursa olsun, Baros yoksa, Nonda mutlaka ilk on birde olmalı. Baros dedim de ne büyük adammış. Galatasaray için ne önemli adammış. Galatasaray'daki büyük düşüş konuşuluyorsa, bunun bir numaralı nedeni Baros'un yokluğudur.

BARCELONA'DA KİM OLSA...
Soru: Rijkaard dünya çapında bir hoca olarak lanse edildi. Sizce şu ana kadar Galatasaray'a oynattığı futbolla bu unvanı hak etti mi. Kaldı ki, Barcelona dışında fazla bir başarısı yok.
Cevap: Barcelona'da kim olsa, gene aynı futbolu oynuyor. Bugün takımın başında hocalık tecrübesi pek de fazla olmayan Guardiola var ama Barcelona aynı Barcelona. Kendimiz için gerçekten üzülüyorum. Kimse kusura bakmasın, sezon başında Rijkaard'ı, Tanrı yaptık, şimdi 'Hoca mı' diye tartışıyoruz. Ya sezon başında yaptığımız yanlış, ya şimdi yaptığımız yanlış. bu kadar kısa sürede, böylesine derin bir çelişki başka bir ülkede yaşanır mı acaba? Üstelik biz futbolda çok ileri gitmiş ülkeyiz ya, hoca beğenmeyiz. Kovduğumuz Del Bosque, İspanya'nın, kovduğumuz Löw, Almanya'nın, kapıyı gösterdiğimiz Hiddink, Rusya'nın başında. Bizim 'Hoca değil' diye kovaladıklarımızı, futbolun kitabını yazanlar baş tacı edip takımlarının başına getiriyorlar. Anlayacağınız bu işi biz biliyoruz, onlar bilmiyorlar. Tek kelimeyle komik durumdayız.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3