AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-12-01
Geçenlerde bir yazımda da dediğim gibi mizah Amerika'da 1970'li yıllarda zirve yapmıştı. Öğrencilik yılları tesadüfüyle birinci elden şahit olma şansına sahip bulunduğum bu müthiş patlamanın oluşum nedenlerini iyi anlamak gerekiyor.
Mizah, toplumsal baskı çevrelerinin duyarlılıkları göz önüne alarak yapılamıyor. Herkese aynı anda doğru davranma arzusu taşıdığınızda iyi bir mizahçı olabilmeniz galiba mümkün olamıyor. Yani 'Political correctness' olarak bilinen herkese karşı doğru ve düzgün davranma kaygısı devreye girerse bu, mizahın ölümü anlamına gelebiliyor.
1970'li yıllar ABD'de bu tür kaygıların tamamen bir kenara itilebildiği yıllardı. Sokaklardaki kaos ve anarşi, mizahçıların beyinlerine de aynen yansımıştı. Dönem anarşik düşünme ve gerekirse rahatsız etmekten korkmamak dönemiydi. Dönem, Robert Crumb'ın anarşik karikatür eseri 'Fritz the Cat'e dayanılarak yapılan çizgi filmin X reyting alması dönemiydi. Filmi 42. Cadde'de bir sinemada izlediğimde müthiş bir pornografi şahaseri ile karşı karşıya olduğumu düşünmüştüm. Çünkü kedi Felix eline geçirdiği her dişi kediyle sevişiyor ve akla hayale gelmeyen pozisyonları vardı.
Sinemaya birlikte gittiğim üniversiteden kız arkadaşım o filmden sonra beni bir daha görmek istemedi. Bazı insanlarda hiç hayatla dalga geçme yeteneği olamıyor nedense. Ben o kızın yerinde olsaydım beni ilk çıkışımızda o tür bir filme götüren adamla hemen ayrılmazdım. Hiç olmazsa belki eğlenceli olabilir adam diyerek bir süre daha kalırdım.
O yıllarda televizyonda komedi şovlarında oynanılan skeçlerle, mizahla uzaktan yakından ilgisi olmayan, düzgün olma iddiasındaki insanların kutsal, dokunulmaz olarak gördükleri her fikre her duyguya adeta savaş açılmıştı. Mizahçılar bir ordu gibi bu hedefe tümden saldırmaktaydı.
Sadece politik görüşler, ideolojiler değildi hedefte. Toplumdaki bütün insanların düşünmeden savunabileceği aile inanışları da hedefteydi. Mizahçılar deyim yerindeyse bütün zincirlerinden boşalmış gibiydi. Komedyen Don Rickles şovlarına üzerinde 'Nefret ediyorum' yazan bir tişörtle de çıkardı zaman zaman. 'Neden veya kimden nefret ettiğini neden yazdırmadın tişörtün üstüne?' diye sorulduğunda da 'Herkesten ve her şeyden nefret ediyorum' cevabını verirdi.
Bu cevabın, düzgün ve doğrucu insanlar açısından şoke edici, kırıcı bir cevap olması, protesto edilmesi gerekir herhalde.
Yine o dönemde, örneğin; bir Carol Burnett şovunda 'Yaşlı insanlara karşı olan' bir skeç vardı. Bugün bu skeçi oynayabilmek mümkün değil. Çünkü yaşlı insan karşıtı olma duygusu duyarlı insanların, düzgün insanların kabul edebileceği bir şey değil. Böyle şeyler onları çok üzer ve toplumlara ne yazık ki bu zihniyet hakim. Her türlü yaratıcılığı 'düzgün olma' yolunda harcayabiliyorlar. Carol Burnett'in şovundaki skeçte birtakım yaşlı insan rolündeki aktörler yavaş çekimde yürürken tuhaf inleme sesleri çıkarıyorlardı. Hepsi de sakar ve bunamışlardı.
O dönemde İngiltere'den bir şov geldi. Bu şov kendisine sadece kamu kanalı olan New York kanal13'te (PBS) yer bulabildi. Çünkü diğer televizyonların genel seyirci kitlesine göre düzeyi hayli yüksekti. Bunun onlar tarafından anlanılabileceği düşünülmüyordu ama olsun, onlar anlamasalar da protesto edebilirlerdi.
'Monty Python's Flying Circus' adlı şov absürd anarişizmiyle özellikle entelektüel çevrelerde çok beğenildi. John Cleese,Terry Gilliam, Eric Idle, Graham Chapman, Terry Jones'tan oluşan ekip komedi dünyasında fırtına gibi esti ve önlerine çıkan her konuyu her sosyal tavrı yıktılar. Bu şovdan bazı skeçleri hala daha hatırlayınca katıla katıla gülerim.
Gerçi İngilizlerin mizaha karşı hoşgörüleri daha yüksektir ama bu şovun ancak 1970'ler koşullarında üretilebileceği açıktı. Çünkü onlar hiçbir fikre saygı duymadan yıkıcı olabiliyorlardı. Doğrucu ve düzgün fikrin hakimiyetini kurduğu dönemde bu şov ancak marjinal kalır ve büyük ihtimalle yaygın bir şekilde kınanırdı..
Bir komedyenin mesleğinin başında kendisine bir aşmaması gerek had sınırını kafasından çizmesi ve meslek yaşamının geri kalan bölümünde sürekli olarak bu sınırları aşmak için uğraşması gerekir. 1970'li yılların komedyenleri bu görevlerinin farkındaydı ve gerekeni yaptılar. Doğrucu ve düzgüncü düşünce, durmadan başka insanlara had sınırı çizmek için uğraşır durur. Ama ondan sonraki dönemde samimi olmasa da doğrucu ve düzgün düşünme gerekçesi ile hareket eden düşünce hakimiyetini yavaş yavaş kurdu. (Political correctness).
Doğrucu ve düzgüncü faşizmin hakimiyetini kurmasıyla akademisyen Allan Bloom'un deyimiyle Amerikan aklının kapanması (The Closing of American mind) yaşandı. İnsanların beyinleri bu şekilde kapatılınca yaratıcı mizah yapmanın da imkanı kalmıyor. Amerikan deneyiminde bunu gördük.
Yeni dönemde 1970'lerin tavrıyla mizah yapmayı sürdürenler gittikçe marjinalleşti. Bunlar merkez medyada yer bulamadı. Amerikan halkının mizah tüketimi televizyonlarında gece saat 23.30'la sınırlı kaldı. Marjinal tavırlı ve cesur mizah, HBO gibi kablolu yayınlara kaydı.
23.30'da Jay Leno ve David Letterman gerçi tavırlı ve rahatsız edici anarşik komediyi bilirler ama yeni toplumsal duyarlılıklar ve düzgün, doğrucu tavır koymak için fırsat arayan insanlar nedeniyle bunu yapamaz oldular. Çok genel, suya sabuna dokunmayan esprilerle dolu stand-up yapmaya başladılar.
Bu yeni dönemi en iyi anlatan olay, Jay Leno'nun şovunun saatinin 23.30'dan saat 22.00'ye kaydırılmasıydı. Yani şovdaki esprileri o kadar zararsızdı ki; şovun 'Prime time' diye adlandırılan saat dilimine kaydırılmasında sakınca görülmemişti. Zirveden başlayan Amerikan mizahı bence bu son gelişmeyle ciddi bir yara aldı.