AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-12-01
Pazar öğleden sonra... Etiler’deki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde Bedri Baykam’la buluşuyorum... 26 Ekim’den beri bir türlü gerçekleşmeyen bir buluşma bu... Araya seyahatler, hastalık falan girince bu güne kadar sarktı. Buluşma vesilemiz “Koleksiyonlardan Bedri Baykam” sergisi...
Yaşayan en meşhur Türk ressamlarından Baykam’ın dokuz koleksiyonerde bulunan ve 1983-2008 arasındaki tablolarından oluşuyor. Türk resminin “dâhi çocuk” unvanlı sanatçısının son 30 yılına kuşbakışı için tam bir fırsat...
Bedri Baykam henüz gelmeden salonda 80’lerin başında Amerika’da yaptığı resimleri inceliyorum. Her bir resme küçük bir hikaye de eklenmiş.
Ve daha ilk dakikada 1983 tarihli “Her zamanki gibi numaralarını çeken sihirbaz” tablosuna vuruluyorum. “Bir resmin değeri ona harcanan boya ve zamanla ölçülemez... Bilmeyen kaldıysa diye söylüyorum” yazmış resme eşlik eden yazıda Baykam.
Bir süre sonra oğlu Suphi’yle sergi alanına geziyor ve bütün resimler üzerine teker teker konuşma şansımız oluyor. Tabloları çok önemli koleksiyonerlerin elinde bulunan, iki yaşından beri sürekli üreten, dünyanın çeşitli yerlerinde sergiler açan ve Edirne dışında adı bilinen ressamlarımızdan biri olan biriyle bu sergiyi gezmek büyük bir fırsat.
“Sihirbaz” tablosunu soruyorum. “15 dakikada bitti” diyor. “Bazı
resimler öyle bir anda bitiyor, bazılarına beş-altı hafta harcıyorum.”
83’ten günümüze uzanan tablolara baktığımızda Bedri Baykam’ı meşhur yapan özelliklerini de görmek mümkün: Sloganlı, içinde yazı kullandığı resimler mesela... 80’li yıllarda ilk kez resimlerine “Hands up my friend”, “This can go on forever”, “Please tell me a comforting lie, now” gibi sloganlar yazdığında sanat tutucularının da saldırılarına uğraşmış.
“Yaklaşık beş-altı sene mücadele etmek zorunda kaldım” diyor, “Resmin içinde de yazı olabileceğini kabul ettirdim. Bugün bu resimlerin her biri aslında büyük bir mücadelenin ürünü.”
Amerika’dan döndükten sonra Türk resimine ve sanat dünyasına kattıklarını bundan da ibaret
değil.
Bedri Baykam’dan sonra Türk resiminde ilk başta sergicilik anlayışı devrim geçirdi. İlk kez kataloglar, açılışlar, tanıtımlar, röportajlar, sergi posterleri onunla başladı. Bugün iki milyon TL’ye satılıyorsa Türk resimleri, Baykam’ın açtığı yolun kuşkusuz çok büyük katkısı var.
Daha da büyük bir katkı: Bedri Baykam’la beraber Türk resmi de dev tuvallerle, büyük ebatlı resimlerle tanışmaya başlıyor. 80’lerde suntalar üzerine çizen, ardından pratik sebeplerden dolayı tuvalete geçen Baykam’dan önce günümüz Türk resminde sadece tek-tek dev kanvaslar var. Bedri Baykam yine bütün eleştirilere ve itirazlara rağmen bu dev boyutlarda ısrar etmiş...
İlk kez de yine o yıllarda bir ressam politik görüşlerini, dünya ve Türkiye’nin gidişatı üzerine düşüncelerini röportajlarda dillendirmeye başlamıştı...
Bunun yansımaları Baykam’ın sonraki işlerine de yansıyor zaten. 80’lerin sonuna doğru sansüre karşı açtığı sergiden resimler, 90’lı yıllarda epey ses getiren Kuvay-i Milliye serisi ve Deniz Gezmiş’le Che Guevara’nın aynı tuvallerde buluştuğu “68’li yıllar” başlıklı resimler koleksiyonerlerin duvarlarından MKM’ye gelmiş.
Bedri Baykam’la dolaşırken ona da söylediğim bir gözlemimi burada da paylaşmak istiyorum.
Bu sergide hem Bedri Baykam’ın sanatındaki gelişime, arayışa, sürekli yenilik isteğine tanıklık ediyorsunuz. Hem de bir sanatçının asla vazgeçmediği bazı temaların yıllar içinde nasıl kullanıldığı karşınıza çıkıyor. Bu açıdan etkileyici.
Henüz iki yaşında çizdiği bir desen 40 sene sonra bir resimde karşınıza çıkabiliyor. 80’li yıllarda denediği sloganları resimlere 15 sene ara verdikten sonra, birden hiç beklemediğiniz bir seride yeniden bir sloganla karşılaşıyorsunuz. Artık Bedri Baykam’la özdeşleşen “This has been done before” sloganı bir damga gibi belli dönemlerde yeniden beliriyor.
Bedri Baykam’ın bu sergisi 5 Aralık’a kadar MKM’de... Şanslıysanız, bir öğleden sorna ressamı da oradayken bu sergiyi gezebilirsiniz. Ne olur, kaçırmayın.
Gitmediğim bir mekanı kötüleyeceĞİm
Geçenlerde Şişhane metro durağının önünde bir arkadaşımı bekliyordum. Buluşup yeni açılan Public adlı bir yerde yemek yemeğe karar verdik. Bugünlerde lifestyle köşe yazarları buradan bahsediyor. Bir mahalleyi kalkındırıp bambaşka bir şeye dönüştürmesinin bir yansıması olarak Şişhane’nin de yıldızı yükseliyor, Public de buraya ilk konan mekânlardan biri oldu.
Metroda beklediğim anda Public’e girmekten vazgeçtim. Önünde birkaç bodyguard, bir isim listesi, bir de valet bekliyordu arabaları çekmek için. Siyah giyimli adamlar. İçerideki son derece çakma New York atmosferini de New York özentisi kimi İstanbul simaları tamamlıyordu; yazı hırsızlığı yaptığı için daha başlayamadığı işinden kovulan bir moda editörü mesela...
Her neyse... Public’e gitmedim... Gitmediğim gibi ürktüm de. O gece Asmalı Cavit’te muhteşem bir akşam yemeği yedik ama Public’in o çevresiyle uyumsuz görüntüsü de aklımdan
gitmedi...
Evet, bir zamanlar Lucca da böyle başlamıştı kendi halindeki Bebek semtinde. Bodyguard’lar, listeler, pahalı arabalar... Şimdi mafyalara, fuhuş operasyonlarında adı geçen satılık kadınlara ve sonradan görme para sahiplerine hitap ediyor Bebek. Birileri dayak yiyor, birileri mekân kurşunluyor. Ve Okan Bayülgen’den sonra Pınar Altuğ da burayı terk etmeye hazırlanıyor.
Public’in de Şişhane-Tünel bölgesine katkısı böyle olmasın sakın? Tünel mekânları bodyguard, siyah giyen adamlar, valet, liste kaldırmaz... Alın bu Etiler kültürünü ait olduğu yerde yaşatın. Lucca müşterisini buraya çekip İstanbul’un en kendine has bölgesini de kirletmeyin...
Public’in işletmecilerinin hedefi bu değildir eminim. Ama tercihleri bu kaçınılmaz sonu hazırlayacak...
Yer aldığı semtin dokusundan uzak ve orayı kirleten görüntüye sahip bir yer daha gördüm aynı bölgede geçenlerde. Asmalımescit’te bir türlü tutmayan uğursuz bir köşeye açılan Mirror Lounge. Kapının önünde sadece
Keops’ta eşine benzerine rastlayacağınız türde insanlar vardı müşteri kitlesi olarak...
Umarım ben yanılırım... Umarım Asmalımescit, Şişhane, Tünel böyle bozulmaz... Ama sanırım bu kaygıları dillendirmek için bile çok geç kaldık... Bodyguard’larınızla mutlu ve bol kazançlı bir hayat yaşayın!