AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-12-01

kategori2

Pazartesi sendromu için derin düşünceler

Hayatım boyunca kilo vermeliyim düşüncesiyle yaşamaktan sıkıldım. Sadece bu nedenden dolayı Plüton gezegenine taşınmaya karar verdim. O gezegendeki atmosferik koşullar nedeniyle şu anki 78 kilo ağırlığımın orada tartıya çıktığımda 8 kilo civarında göstereceğini öğrendim. Düşünsenize kendinizi şiş hissettiğinde bile en fazla 10 kilo tartacaksınız. İşte o koşullarda kilo vermeliyim diye bence düşünemez insan. Orada kilo almalıyım diyerek yaşamaya başlayacağım ve nihayet mutlu olacağım. Tabii eğer bir gün tekrar dünyaya dönersem tartıda yarım ton çekmem ihtimali de büyük ama her güzel şeyin bir de riskli yanı mutlaka olmalı. Buna yapacak bir şey yok.
- Ertuğrul Özkök’ün dünkü ‘Baba fallusunu kesmek’ başlıklı yazısını okuyunca onun bir ‘Oedipus çocuğu’ olduğuna karar verdim.
- Kendi çocuğunun dünyanın en güzeli ve çok sevimli olduğunu düşünen ve bunu rastladığı herkese teyit ettiren bir anne yanıma doğru yaklaşmaktaydı. Bu absürd fikri bana da onaylatmak isteyecekti  muhakkak. Ona soyut bir oyun oynamak kararı aldım ve bekledim. Geldi yanıma çocuğu birtakım gereksiz sevimlilikler yaptı ve kadın o meşum soruyu sordu bana; ‘Amcası oğlum ne kadar sevimli değil mi?’ dedi ve benden onay beklemeye başladı. Planım işliyordu. Ben birdenbire “Ne! ‘O benim oğlum’ mu dediniz? O Yoda değil mi, eğer değilse o zaman ikiz kardeşi olmalı’ diye haykırdım. Kadın o anda ne dediğimi anlamadı. Ben de onu öyle şaşkın bırakarak yanından uzaklaştım. Kadın daha sonra Yoda’nın ne olduğunu araştırınca iyice şaşıracak ve bana kızacaktı muhakkak ama neyse ki ben o kızdığında kadından hayli uzakta bir yerde olacağım.
- Genç sevgilime ‘Beni seviyor musun, bana saygı duyuyor musun?’ diye sordum. O da bana ‘Taaa biii küa’ dedi. Ben de ona peki neden diye sordum. ‘Seninle seks yapmak benim hayatımı çok kolaylaştırıyor’ dedi. ‘Nasıl yani?’ diye sordum, örneğin mutfakta yemek hazırlarken arada seks yaparsak benim hiçbir kısa pişirme için alarmı kurmama gerek kalmıyor. Seninle sevişmek her defasında tam üç dakikada bittiği için bütün yemekler tam kıvamında pişiyor. Sen özellikle kıvamında yumurta haşlamak için ideal bir erkeksin. Seni mutfak robotum kadar çok seviyorum. Nedense onun bu son cümlesi beni çok duygulandırdı. Ona aşkımın daha fazla artmaya başladığını hissettim. İçim böyle kabarınca ‘Haydi gel sevişelim’ dedim. Ama o ‘Şimdi olmaz şu anda mutfakta pişen bir yemek yok, sevişmemiz boşa gitmesin’ dedi.
- Prusya’nın bir kasabasında doğup da hayatın tümünü oradan hiç çıkmadan geçiren bir insanın onca karmaşık felsefi mesele üzerine kafa yorabilmesi ve yazdıklarıyla dev Alman felsefesinin kurucuları içinde yer alabilmesi, o insanın bence hayli tuhaf olduğunu gösterir. Evet  bence Immanuel Kant hayli tuhaftı ve hatta deliydi. Bu olabilir tabii ki ama bir cumartesi akşamı birasıyla ekranın başına yayılıp eğlenmek için Kant’ın anlatıldığı bir programı izlemeyi tercih edebilen bir adamın Kant’tan kesinlikle daha fazla ve belki de tamamen delirmiş olması gerekmiyor mu? Tamam itiraf ediyorum, o adam bendim cumartesi akşamı. Ülke TV’de ‘Nöbetçi Filozof’ adlı programı izledim akşam vakti. Kant’ın teorilerini eskiden de anlamamıştım şimdi de anlamadım ama şu oldu; Kant yüzünden 4 saatlik uyku sürem o gece 2 saate indi. Başımda bir tek Kant eksikti, şimdi o da tamamlandı. Gece uyandığımda mutat endişelerim ile boğuştuktan sonra uyumaya hazırlanırken şimdi de Kant’ı bir türlü anlayamıyor olmamın bana verdiği endişeler de devreye girmeye başladı. Üstelik  bu son endişem ile nasıl baş edeceğimi de bilemiyorum.
- Rana ile birlikte gideceğimiz restorana önceden gidip stratejik tehlike planlarını yaptım, kaç masa olduğunu filan saydım. Sonra Rana ile buluştuk, kapıda bizi karşılayan garson, iki kişi olduğumuzu görmesine rağmen ‘Kaç kişilik masa istiyorsunuz?’ diye sordu. Bu soru, bana Mad dergisinin meşhur ‘Saçma sorulara hızlı cevaplar’ (Snappy answers to stupid questions) dizisini hatırlattı. Daha önce masaları saymış olduğumdan garsona fazla düşünmeden ‘568 kişilik yer gerekiyor’ dedim. Şaşırdı omzumdan arkadan gelebilecek mahşeri kalabalığı aradı kimse olmadığını görünce biraz daha afalladı. Ben, ona ‘Siz benim karımı tanımazsınız o biraz kararsızdır, biz her restorana gittiğimizde o muhakkak bizim baştan oturtulduğumuz masayı beğenmez ve başka masalara oturup dener. Bugün bizim oturtulacağımız masa dışındaki bütün diğer masalara da kısa süreliğine de olsa oturacaktır. Bu nedenle 568 kişilik yere ihtiyacımız var’ dedim.
- İnşallah Nietzsche’nin teorileri doğru değildir. Eğer doğruysa ben yandım demektir. Çünkü Nietzsche’ye göre her insan şu anda yaşamakta olduğu hayatın aynısını ebediyete kadar durmadan tekrar ederek aynen yaşayacaktır (eternal recurrence). Düşünebiliyor musunuz ben ebediyete kadar Rana ile evli bir aile babası ve Akşam yazarı olarak yaşamak zorunda kalacağım. Bunun hoş bir şey olduğunu düşünüyorsanız ben de size ne diyeceğimi bilemiyorum.
- Eğer bir insan hecelemesini tam öğrenememişse onun yazacağı şiir, entelektüel çevrelerce çok orijinal bir sanat eseri diye büyük bir ilgiyle karşılanır ve kesinlikle de övgü alır.