AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-12-01

kategori2

Entelektüel eşcinsellerin demokrasiyle imtihanı

Tam 14 yıldır ekrana çıktığı Kral TV'den bir gün aniden apar topar uzaklaştırılması VJ Bülent'i hiç beklemediği bir hukuk savaşının ortasına itiverdi. Türk televizyonlarının sevgi kelebeği, hiç kimseyle kötü geçinebilme potansiyeli olmayan biri zaten; belli ki hazırlıksız da yakalandı bu savaşa. Şimdi belki de hiç tahmin etmediği şekilde ciddi bir mücadelenin bayraktarlığını yapacak.
Bunun zorlu bir yol olacağı ortada. Homofobiyi içselleştirilmiş Türk medyasında belki de eşi benzeri görülmemiş bir mücadele bu. Bugüne kadar herkes sindi, herkes susturuldu ve bütün mağdurlar bir şekilde bu durumu kabul etti.
Şimdi de VJ Bülent'in işten atılmasının homobiyle ilgili olmadığını göstermek için çeşitli teoriler ortaya atılacak. Daha ilk günden 'Kral TV artık VJ'li yayın yapmayacak, o yüzden çıkardık' gibi sözler dolaşmaya başladı piyasada. Malum bir de Cem Uzan hakkında konuştuğu için çıkarıldığı gibi absürd bir teori de var.
Oysa aylardır uygulanan baskı rejiminin açıklaması ne? Rivayetler gerçekten doğru mu: Mesela VJ Bülent'e sakal bırakması, tarzını değiştirmesi telkin edildi mi edilmedi mi?
Bu zorlu yolda VJ Bülent'in en çok şaşıracağı ise kendisinin nasıl yalnız bırakıldığı olacaktır. Bir bakacak ki yola beraber çıktığı, ona destek olduğu insanlar ortadan kaybolmuşlar...
Onu ilk yalnız bırakanlar da Türkiye'nin eşcinselleri olacaktır. Tuhafınıza mı gitti homofobiye karşı mücadele vermeye hazırlanan birinin eşcinseller tarafından yalnız bırakılacak oluşu? Bu oksimoron gibi dursa da maalesef bir Türkiye gerçeğidir.
Çünkü Türk eşcinseli korkaktır. Korkak olduğu için de bugüne kadar hiçbir hak elde edememiştir zaten.
Hatta çoğu zaman eşcinsellerin haklarını savunmak için başkalarını kendilerini ortaya atmış, onlar adına mücadeleye girişmiştir...
Bir süre önce yaşanan gay hakem tartışmalarında da gördük. Hangi eşcinsel yazar, hangi Radikal-Taraf-Cihangir çevresi sesini yükseltti? Onlar susup oturmuşken, gay hakemin hakkını Ayşe Arman'la CHP'li Mehmet Sevigen aradı!
Aynı şey Hürriyet yazarı Onur Baştürk'e tokat atıldığında da yaşanmadı mı? Eşcinsel entelijansiya 'Bana sarktı' gibi yersiz ve çirkin ithamlar karşısında bile sustu, Baştürk'e kadın yazarlar destek çıktı sadece...
Çünkü eşcinsel entelijansiya sadece ve sadece kendi çevrelerindeki birkaç olay için kıllarını kıpırdatır. Ucu ancak onlara dokunacaksa birkaç satır yazarlar, birkaç televizyon programına görünürler. Çünkü onlar için eşcinselliği bir politik mücadeleye döndürmek ancak sonunda kendilerine bir şıklık sağlayacaksa mübahtır.
Bu yüzden büyük demokrasi savunucusu gibi görünen bir Yıldırım Türker mesela televizyonlarda Fatih Ürek ve Kuşum Aydın'ın artık yer almıyor oluşuna ses çıkarmaz. Çünkü adının onlarla anılması, onlarla aynı kareye girmesi 'şık' görünmeyecektir. Hatta ve hatta Cihangir'deki kimi arkadaşları onu 'Ay onlarla ne işin olur' diye kınayacaktır.
Oysa mesela Türkiye'nin yaşadığı bu hızlı muhafazakarlaşma süreci bir anda Murathan Mungan'ın kitaplarının basılmasına engel olsa hemen ayaklanırlar.
VJ Bülent'i büyük ihtimalle 'varoş, çakma Japon, kirpiklerini alan ve barlarda sahneye çıkan bir pavyon şarkıcısı' gibi görüp küçümsedikleri için onu savunmak adına kıllarını kıpırdatmazlar.
Dün Huysuz Virjin'e, Fatih Ürek'e, Aydın'a, bugün VJ Bülent'e uygulanan baskının eninde sonunda Murathan Mungan'a, Radikal gazetesine falan uzanacağını da hesap edemezler. Bu kadar kör, bu kadar kendileriyle ilgilidirler çünkü.
VJ Bülent işten atılalı bir haftayı geçti ve ne kadar cılız sesler çıktı medyada...
Çünkü bu eşcinsel lobisi de kendi içinde feci bir sınıf katmanı ve ayrımcılığı olan, aslında son derece faşizan bir çevrenin üretimidir.
Yoksa kültür-sanat ortamında ağırlığı bulunan bu lobinin ağa babaları bugünlerde büyük ihtimalle dincilerle, hükümet yandaşlarıyla dizi yazıp, ortak para kazandıkları için mi pek kimseleri ürkütmek istemiyor? 'Aman Fehmi duymasın' mı? 'Başbakan'ın sevdiği radyocuyu karşımıza almayalım' kaygısı mı?
Zaten doğrusunu söylemek gerekirse bu lobinin eşcinsellik mücadelesi de İstanbul Film Festivali'nde birkaç tane çıplak erkek görünen film izleyip, dergilerde onları tanıtmaktan öteye gitmedi ya bugün...
Bugün de VJ Bülent'in hakkını arayan bir Gülben Ergen kadar olamadılar...
Bunların bu acıklı halini görmek, sindirilmişliklerini, korkaklıklarını yüzlerinden okumak beni bile homofobik yapıyor; düşünün gerisini...
Evet sevgili VJ Bülent... Bu zorlu bir mücadele olacaktır emin ol, ama bu yola baş koyarsan, yılmadan kazanmak için uğraşırsan inan bana bu kavgaya değecek.

'Beşiktaşk' ne demek?
Manchester United-Beşiktaş maçını beraber izlediğimiz atv Haber Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan Aktaş'ın 'En fanatik taraftar' olduğunu yazmıştım izlenimlerimde. Hakikaten de Aktaş maçta kendinden geçiyor, maçı kazanınca da mutluluktan yerinde duramıyordu. Machester'a beraber gittiğimiz diğer gazeteci arkadaşlarımızın da gündemi Aktaş'ın fanatikliğiydi...
Önceki gün Erdoğan Aktaş'la konuştuk, fanatizm lafına itiraz etti... 'Beşiktaş taraftarlığı realizmdir' dedi... Ben de kendisinden bu realizmi anlatmasını istedim, kırmadı şu satırları yolladı...
Yarın Erdoğan Aktaş'ın kaleminden 'Beşiktaşk'ı okuyacaksınız bu köşede...

Radikal İki-Vakit aşkı
Şeriatçı Vakit gazetesinin basından seçmelerden oluşan bir sayfası vardır. Bu sayfada genellikle Vakit editörleri kendi düşünce sistemine uygun yazıları alıntılar, kimi zaman da 'uysa da uymasa da' diye çarpıtarak yer verir. 'Eksik alıntı yanlış alıntıdır' kuralı geçerli değildir bu sayfada...
Önceki gün Radikal İki'de çıkan bir makaleyi vermişler manşetten... Yazının ne olduğu, kimin yazdığı falan önemli değil...
Ama bu yazı solcu, Batılı, devrimci olmakla övünen ve hep bu çizgide ilerlediğini beyan eden Radikal İki'de basılmış...
Şeriatçı ve gerici Vakit gazetesinin de hoşuna gitmiş...
Sizce ortada bir çarpıklık yok mu?
Solculuk artık Türkiye'de bu hale mi geldi, dincilerle el ele verip aynı düşünceleri savunmaya mı vardı bu iş...
Yazık, gerçekten çok üzüldüm...