AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-12-01

kategori2

Dürüstlük kriteri

Pazar günkü Milliyet'te Semih İdiz'in ilginç bir önerisi vardı: 'Türkiye; İsrail-Suriye arabuluculuğundan vazgeçmeli'.
İdiz; 'Türkiye'yi istemiyoruz' diyen İsrail ve 'Biz de Türkiye'den başkasını istemeyiz' diyen Suriye'yi aynı kefeye koyuyor ve her ikisini samimiyetsizlikle suçluyor.
İlginç ve bir o kadar şaşırtıcı bir yaklaşım.
Çünkü İdiz'in kendi samimiyetsizlik kriterinin tersine, bence hem İsrail hem de Suriye, söylemlerinde çok samimi.
Önce İsrail'e bakalım.
AK Parti'nin iktidara gelişi ile birlikte Ankara ile ilişkileri aşamalı olarak soğuyan sonra da bozulan İsrail her seferinde Türkiye'ye yalan söylemiş ve deyim yerindeyse kazık atmaya kalkışmıştır. Ankara ise İsrail'in bu politikalarına haklı bir şekilde sert tepki gösterip gereğini söylemiş ya da şimdiye kadar sergilediği karşı davranışlarda bulunmuştur. Kudüs'teki kazılar, Gazze'deki Türk sanayi bölgesinin bombalanması, Hamas'ın elindeki esir askerin kurtarılması ve son olarak Suriye ile barış konusunda İsrail hep Ankara'ya yalan söylemiştir.
Dolayısıyla İsrail; genel olarak Türkiye ve özel olarak Türkiye'nin arabuluculuğu konusunda kendince çok samimi davranmıştır.
Çünkü İsrail hiçbir şekilde barış istemez ve bölgede mutlak olarak kendi yandaşı olmayan güçlü bir Türkiye'yi kabullenemez.
Gelelim Suriye'ye...
AK Parti'nin iktidara geldiği ilk günden itibaren Ankara ile Şam arasında çok hızlı ve karşılıklı güvene dayalı ilişkiler başlamış, bugünkü stratejik dostluk ve işbirliği düzeyine gelmiştir. Aslında Cumhurbaşkanı Sezer'in Hafız Esad'ın cenaze törenine katılımı ile başlayan bu süreç 10 sene önce savaşın eşiğine gelen iki ülkenin ilişkilerini Cumhurbaşkanı Gül'ün deyimi ile uluslararası alanda örnek bir ilişki haline getirmiştir.
Yani Suriye; Türkiye ile ilişkilerinde samimi olduğunu kanıtlamıştır.
Gelelim İdiz'in karşı çıktığı arabuluculuk konusuna...
İstanbul'da beş dolaylı görüşmeden sonra İsrail Başbakanı Olmert 22 Aralık 2008'de Ankara'ya gelerek Başbakan Erdoğan ile dolaysız görüşmeler konusunda anlaştı ve İsrail'e döndükten 5 gün sonra Gazze'ye saldırdı. Yani samimi inancı doğrultusunda kendisinden beklenen şeyi yaptı.
Peki Suriye ne yaptı?
Olmert Ankara'da iken Esad Başbakan Erdoğan'a 'Ben dolaysız görüşmelere hazırım ve Türkiye'ye bu konuda tam yetki veriyorum' dedi.
Yani Şam barışa olan inancı ve Türkiye'ye olan güveni doğrultusunda davranarak bu söyleminde samimiydi.
Biraz da sonraki günlere bakalım.
İsrail Başbakanı Netanyahu, Dışişleri Bakanı Liberman, Amerika'daki Yahudi lobilerinin yöneticileri ve İsrail medyası Davos'taki 'one minute' olayını bahane ederek barış ve arabuluculuk konusunda Türkiye'ye güvenmediklerini söyleyip durdu.
İsrailliler bu konuda da samimiydi.
Peki ya Suriye?
Başkan Esad, Türkiye ve uluslararası medyaya konuştuğunda İsrail'in hazır olması durumunda barış için gerekli her adımı atacaklarını ve bu konuda yalnızca Türkiye'ye güvendiğini söyledi. Esad aynı söylemi konuştuğu tüm ABD ve Avrupa lider ve yetkililerine tekrarladı. Suriye'nin AB ile ilişkileri açısından çok önemsediği Paris'te bile üç hafta önce Başkan Sarkozy'ye 'Ortadoğu'ya gelmek ve İsrail ile aramızı bulmak istiyorsanız önce Ankara'ya uğrayın' dedi.
Yani Esad ne pahasına olursa olsun barış konusunda  Ankara'dan vazgeçmeyeceğini ve vizenin kaldırılma kararı ile Türkiye ile ilişkilerini ne denli önemsediğini samimi olarak kanıtladı.
Durum böyle iken Semih İdiz, Suriye ve İsrail'i aynı kefeye koymakla acaba neyi amaçlamış olabilir?
Üstelik sevgili Semih hükümete bir çağrıda bulunarak 'Ben bu arabuluculuk konusunda yokum' demesini tavsiye ediyor.
Türkiye şimdiye kadar resmi ve gayriresmi olarak Pakistan-İsrail, Pakistan-Afganistan, Filistin-İsrail, Rusya-Gürcistan, Ermenistan-Azerbaycan, ABD-Iraklı Sünniler, İran-Batılı ülkeler, Bosnalılar-Sırplar, Irak-Suriye, Lübnanlı taraflar ve en son İsrail-Suriye arasında arabuluculuk yapmıştır. Sevgili İdiz için önemli olmayabilir ama Türkiye bu çabaları ile bölgesel ve uluslararası alanda çok ciddi bir prestij, saygınlık ve güç kazanmıştır. Eğer Türkiye bu çabasında beklediği ve amaçladığı tam başarıyı sağlayamadı ise  o da kendi suçu değildir. Suç muhatap aldığı taraflar ya da taraflardan birine aittir. Tıpkı İsrail-Suriye görüşmelerinde olduğu gibi. Bunu da en iyi bilen sevgili Semih arkadaşımızdır.
Yok eğer bu konuda bir kuşkusu varsa o zaman dünkü Radikal'de sevgili Ceyda Karan'ı okumasını tavsiye ederim!