AKŞAM | PAZAR | 06 ARALIK 2009, PAZAR

Bir video için tüm Türkiye'yi cezalandırıyoruz

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı Doç Dr. Mustafa Akgül ile internet sansüründen devletin uygulamaya geçirmeyi planladığı 'anaposta'ya; son dönemde internet denildiğinde gündemimizde olan konuları konuştuk.

akgul

Bir tarafta kurumlar ya da kişisel şikayetlere dayanan ve temelsiz kalan internet sitesi kapatılmalarının kronik hale gelmesi ve YouTube gibi popüler bir sitenin Mayıs 2008'den beri erişiminin engelli olmasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınması; diğer tarafta devletin tüm vatandaşlara 'anaposta' adı altında bir e-posta adresi verip kişilerin T.C. kimlik numaralarıyla eşleştirilmesi projesi... Bütün bunlar Türkiye'de yaşayan internet kullanıcılarının kafasını karıştıran uygulamalar. Yanlarında onlarca soruyu da beraberinde getiren bu uygulama ve yasaklar sürerken, YouTube'un erişim engelini AİHM'e taşıyan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı Doç Dr. Mustafa Akgül ile bir araya gelip, internet ve yasaklar konularında detaylı bir söyleşi gerçekleştirdik.

- Bir tarafta sansür, diğer tarafta devletin başlattığı anaposta girişimi ve YouTube yasağının AİHM'ne taşınması... İnternette neler oluyor?
Türkiye'nin internet ile sorunları çok fazla. Dağınıklık ve kafa karışıklığı mevcut. Devletin içinde bir merkez olmadığı için herkes durumdan bir vazife çıkarmaya çalıyor. RTÜK zaten başından beri interneti kontrol etme amacında. Başbakanlıkta bir e-devlet ajansı çalışması var. Kurumsal bir değişiklik yapılmadan var olan yasaya eklenen madde ile bir anda ortaya çıkan Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) derken, her şey birbirine karışmış durumda.  

- Neden, internet çözülmesi gereken bir dertmiş gibi girişimlerde bulunuluyor?
İnterneti takip etmek ilericiliğin, çağın insanı olmanın temsilcisi olarak algılanıyor ki gerçek payı var bunda. Herkes kontrol etmeye, kendini lanse etmeye, ondan pay almaya çalışıyor.

- Bu süreçte izlenen yol hiç de çağa uygun değil!
Değil tabii. Türkiye internetinin sorununun temelinde örgütlenme ve kurumsal yapılanma eksik. Devlet adına değil, genel olarak Türkiye adına bu işlere kafa yoracak, yön vermeye çalışacak, sinerji yaratacak ve tüm toplumla işbirliği içinde çalışacak bir yapı yok. Ayrıca insan gücü ve eğitimi konusunda da Türkiye'nin bir planı yok, öyle ki bilgi toplumu planı içinde yapı kurmaya yönelik maddeler gündeme bile gelmedi. Neye odaklanacağı bilinmediğinden, aslında Türkiye'de ciddi bir sorun olmayan çocuk pornosu problemi öne çıkıyor. Çocuklara karşı uygulanan suçlar yüksek ama esas sorun internet değil.

SANSÜR İÇİN 3 KAVRAM:    DON KİŞOT, HARAKİRİ VE DEVEKUŞU 
- YouTube davasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıdınız, ne durumda gelişmeler?
İnternet, yaşamın bir devamı. Yaşamda olan her şey internette var, bazen daha fazla, bazen daha az. İnternet yasakları ve YouTube söz konusu olduğunda kullandığım 3 kelime var. Bunlardan ilki Don Kişotluk. Türkiye sorunun farkında değil ama buna rağmen internete kendi kurallarını koymaya çalışıyor. Bu uluslararası bir yapıdır, o yapı içinde Türkiye varlığını hissettirmiş değil ki bir kanun çıkarıp 'internette benim kurallarım geçerli olur' desin. Devlet, dünyadaki bütün ticari içerik sağlayıcılar gelsinler, telekomünikasyon kurumuna kaydolsunlar istiyor. Neden böyle bir şey yapsın adamlar? Bu yasağı artık Türkiye koyamaz. 1995'te bu konu gündeme geldiyse de, devlet ikna edildi ve internetin önü açıldı. Üstelik bu yasakları delmek mümkün ki bunu yapanlardan birisi de başbakan. Bu kara mizah örneğidir. Bu işten esas zarar gören yine internet kullanıcısı. Bir videonun içeriği sebebiyle sitenin tamamı kapatılıyor ama o video hala orada ve göremeyen sadece biziz. Bu görmezden gelmeyi 'devekuşu' tanımı ile açıklıyorum. Oysa internette içerik bakımından uygun bulunmayan videoların kaldırılması ile ilgili uygulamalar mevcut. Bir kütüphanedeki tek bir kitabın bir sayfasında problem var diye, bütün kütüphaneyi yasaklamak gibi bir şey. Bu, kelimenin tam anlamıyla da harakiri yapmaktır. Bunun yerine filtreleme sağlayan servisleri teşvik et, yazılım geliştir ve bunları kaynak kodu açık hale getir. Devletin artık vatandaşı koruma içgüdüsünden uzaklaşması gerek. Neyin iyi, neyin kötü ya da neyin zararlı olduğuna vatandaş kendi karar verecek. 5651 sayılı kanun yani 'İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun' düzenlenilirken Adalet Bakanlığı devre dışıydı. Bunu, Ulaştırma Bakanlığı çıkardı. Esnada abartılarak sunulan çocuk pornosu basında destek gördü, muhalefet sesini çıkarmadı... Biz Cumhurbaşkanı'na gittik, anlattık. Ne var ki çocuk pornosunu korumakla suçlanmaktan korkuluyor. Danıştay da ciddiye almayınca son iş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmek oldu. 20 Kasım'da başvurumuzu gönderdik. Süreç 3 seneye kadar sürebiliyor. Özgürlüklerle ilgili olduğu için değerlendirme öne alınabilir diye umut edip bekleyeceğiz. Kamuoyunun bilmediği birkaç şey var. Diyelim ki bir video ya da bir yazıyı yasaklamak istediler, ki bu yasakların doğruluğunun tartışılması da ayrı hikaye. Şu anda BTK, yönetmelik gereğince o video veya yazının bulunduğu sitenin tamamını yasaklamak zorunda. Başka seçenek yok. Halbuki söz konusu nesneler üzerinde yoğunlaşmak mümkün ama bunu için teknolojik yatırım yapmak gerekir tabii. İnternet konusunda hakim sivil kurumlar, uzmanlık mahkemeleri gerek. Bugün Türkiye'de herhangi bir mahkeme, herhangi bir internet adresini kapatabilir durumda.

KAPATMALAR HUKUKA AYKIRI
- Kapatmalar insan haklarına aykırı değil mi?
Bir kere temel hukuk kurallarına aykırı. Burası bir iletişim ortamı: Öğrenimden ticarete her türlü iletişim yöntemi mevcut. Mesela Amerika'da üniversiteler kolay erişildiği için ders notlarını, NASA halka açıklanan bulguları YouTube'a koyuyor. Bir video için tüm Türkiye'yi cezalandırıyoruz. İnternet yasakları insan hakları ihlalidir. Zararlı içerikle mücadele etmenin yolları mevcuttur. Kapatılan bu siteler hangileri ve hangi içerikten dolayı kapatıldı tam olarak onu da bilmek mümkün değil.  

- MÜYAP da son dönemde internet kullanıcısı için sancılı açıklamalar yaptı...
MySpace, Last.fm ve Daily Motion gibi popüler sitelerde sorun yaşanması üzerine ortaya çıktı bu ama MÜYAP 3000 adresi kapattığını söylüyor. MP3 indiren yazılımı koyan sayfaları da kapattırıyorlar. FSEK yani Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Amerika'daki bir maddenin acele ve yanlış bir çevirisi olarak, kanun hükmünde kararname olarak işleve girdi. Özel ilgi gruplarının baskılarıyla, tartışılmadan yürürlüğe konulabiliyor. Madonna artık plak satarak para kazanmıyor başka iş modelleri geliştiriliyor.  

- Devletin tüm vatandaşlarına vereceği ve nüfus cüzdanlarında da yer alması planlanan 'anaposta', 'Büyük Birader' tarafından izleniyor olmanın göstergesi değil mi?
Bizim, kendimizi birey olarak devletle bütünleştirmek gibi kültürümüzden gelen bir problemimiz var. Devlet, bildirge, talimat ve cezalarını bu şekilde ulaştırmak için bunu oluşturma çabasında. Tamam, tasarruf ve zaman kazancı olacak ama ülke buna hazır değil, devlet bunu kendi içinde bile uygulamıyor. Haberleşme Genel Müdürlüğü internet sayfasında bir e-posta adresi bile göremedim!

- Peki, sonuç olarak?
Sonuç olarak bir buçuk yıldır YouTube yasağını konuşuyoruz, vakit kaybediyoruz. Oysa internet ile ilgili başka şeyler konuşuyor olmalıydık: Ülkenin ticari rekabetteki yeri nasıl artırılabilir, bilgi toplumu nasıl oluşur, vatandaş bundan nasıl faydalanır... Türkiye henüz bilgi toplumuna dönemedi. E-devlet, kullanımı yanlış bir kavram. Bunun doğrusu 'bilgi toplumu' olmalıdır.

Devletin yurttaşlarını izleme sevdası
Doç. Dr. Aslı Tunç - İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi
Bir ülkede farklı nedenlerden ötürü 6 binden fazla web sitesi yasaksa, hukuka ve kamu yararına aykırılık var demektir. Böyle bir zihniyet içinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kalkıp 'ülke hassasiyetlerini' neden gösteriyor, yerli bir arama motoru yapmaya girişiyorsa kuşkucu olmak için çok nedenimiz var. Bu 'kendi kendimizi denetleyelim de kimseler duymasın' yaklaşımı yeni medya ortamında işlemez. Yasakçı zihniyet, şimdi internet üzerinden İslam dünyası ve Türki Cumhuriyetler ile bütünleşmenin hesaplarını yapıyor. Türkmenistan, Mısır, Suriye gibi ülkeler internet üzerine uyguladıkları yasaklarla dünyadaki sıralamalarda en dipteler. Bu ülkelerin Türkiye'de yapılmış bir posta altyapısını Batı kaynaklı sistemlere tercih edecekleri söyleniyor. Bir anlamda Türkiye'nin İslam aleminin sanal lideri olması hedefleniyor. Bu, şu andaki Türk dış politikasının bir uzantısı mı bilemiyorum ancak şunu söyleyebilirim ki 70 milyon yurttaşa e-posta adresi verme ve T.C. kimlik numaralarıyla bunları eşleştirme fikri, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir yaklaşımdan çıktığında devletin yurttaşlarını izleme sevdasından öteye geçemez.

Merkezi otorite amaçlı
Vadi Efe - İnternet girişimcisi
Sivilleşme çabaları ve demokratikleşme hareketleri bir süredir ülkemizin gündeminden düşmeyen konu başlıkları. YouTube davasının 1,5 senedir sivil irade ve devlet işbirliği ile çözülememiş olması ve AİHM'ye taşınması daha atmamız gereken çok adım olduğunu gösteriyor. Bürokrasi problemi, vurdumduymazlık veya adını ne koyarsak koyalım, ortada ciddi bir problem var; bu dava bu problemi gündeme taşıyacaktır ve çözüm yolunda etkili olacaktır diye umuyorum. Fakat keşke dışarıya yansımadan kendi içimizde çözebilseydik bu problemleri. Anaposta uygulamasının e-postalar üzerinden yürüyen bilgi akışını merkezi otorite altına alma amaçlı olduğu çok net. Hem teoride hem de pratikte uygulanması imkansız ve uygulamaya alınmaya çalışıldığında çok tepki göreceği açık. Devlet kurumlarının bu tip temelsiz uygulamalara kalkışmak yerine internetin doğasını kavramış ve bu işte uzmanlaşmış kişi ve kurumların işbirliği ile hareket etmesi gerekir.

SELİN ÖZAVCI

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3