Kapitalizmin her krizi aslında kozların yeniden paylaşıldığı bir oyundur. Kriz sonrası tüm dengeler deÄŸiÅŸir. Hem ülkeler hem ÅŸirketler açısından kriz öncesi ve sonrası tablo farklıdır. Åžirketler açısından bakıldığında; birçok sektörde iflaslar, birleÅŸmeler, satın almalar görülür. Bazı oyuncular yeni döneme güçlenmiÅŸ olarak bazıları zayıflamış olarak girerler. Bazı oyuncular ise sahneden tamamen çekilir, yerine yenileri gelir. Ülkeler itibarıyla da durum farklı deÄŸildir. (Dubai, İzlanda gibi.) Oyuncu ister ülke olsun ister ÅŸirket, krizden sonra onu neyin beklediÄŸini belirleyecek olan iki temel faktör vardır: Krize hangi durumdayken girdiÄŸi ve kriz sürecinde izlediÄŸi politika.
Kriz anlarında temkinli davrananlar, eÄŸer saÄŸlam sermaye yapıları varsa, fazla küçülmeden ama aynı zamanda fazla büyümeden süreci atlatırlar. Kriz anlarında rakiplerinin korkularından ve temkinliliÄŸinden faydalanıp yırtıcı politikalar izleyenleri ise iki son beklemektedir. Aldıkları risk ya onları batırır, ya da kriz öncesine göre kat be kat güçlenmiÅŸ olarak yeni duruma merhaba derler. Fakat krizde belki Ali kazanır, belki Veli kaybeder ama totale baktığınızda net kayıp vardır ve genelde kaybedenler daha fazladır.
İşte bu kaybedenleri avlamak kriz kurtlarının iÅŸidir. Kireçle balık avlama metoduna benzetirim ben bunu, vahÅŸiliÄŸinden. Suya kireci atarsınız, kirecin haÅŸladığı balıklar suyun yüzüne çıkar ve onları toplarsınız. Kriz dönemlerinde de sermayesi büyük olan ÅŸirketler, kireçte haÅŸlanmış balıklar misali can çekiÅŸen ÅŸirketleri yok pahasına satın alır. Bu satın almalar ve birleÅŸmeler sayesinde cüsselerine cüsse katan ÅŸirketler, kriz sonrasında piyasada daha az oyuncu kalmasını da fırsat bilir ve yollarına devam ederler. İlave olarak ölçek avantajı sayesinde maliyetleri daha da düÅŸer. Piyasada az oyuncu olduÄŸu için (Oligopol veya Monopson bir yapı içinde) iÅŸgücünün, ürünün veya hizmetin fiyatını da büyük oranda kendileri belirler. Daha ne olsun. Anadolu'da iÅŸi iyi olanlar için kullanılan bir deyim vardır; 'Senin iÅŸin Almanya'dan iyiymiÅŸ' derler.
Kriz sürecinde ABD'de irili ufaklı 120 banka batmış bugüne kadar. Sırf bankacılık sektörünün kaybı 200 milyar dolar civarında. Bu bankalardan bazıları millete akıl veriyordu düne kadar. Herkes onların aÄŸzının içine bakıyordu yatırım kararları alırken. Dağıttıkları aklın yarısını kendilerine saklasalar daha iyi olurmuÅŸ. Lehman Brothers, Merrill Lynch, AIG grubu (sigorta) gibi küresel devler battı bu krizde. Bazı Polyannalar da krizin bu yönünü öve öve bitiremezler. Kriz çürükleri ayıklar saÄŸlamları bırakırmış, bu da herkes için hayırlı olurmuÅŸ.
İyi de büyük olan ÅŸirketler küçük olanlara göre daha düzgün iÅŸ yapar diye bir kaide mi var?
Tam tersine son küresel kriz gösterdi ki asıl haltı büyük ÅŸirketler yemiÅŸ. Hatta bunların muhasebe hileleri, spekülatif yatırımları ve dizginlenemeyen kar hırsları bizzat küresel krizi tetiklemiÅŸtir diyebilirim. Oysa herkes için hayırlı olan iÅŸ dünyasının ÅŸeffaf olması, genel kamu yararının korunarak, irrasyonel ve reel ekonomiden kopuk politikaların engellenmesidir. Dolayısıyla kamunun denetim ve gözetimine tabi tutulamayacak kadar aşırı büyük olandan daha hayırlıdır makul büyüklükte olan. Hayvanat bahçesinde maymunlar tepiÅŸirse sadece gürültü olur, ama filler tepiÅŸirse zarar ziyan büyük oluyor maalesef.
Bir de az geliÅŸmiÅŸ ülkelerde her hükümet sonrası kağıtlar yeniden dizilir. Ancak burada pek kural mural olmadığı için, iktisat teorisi içinde açıklanabilir yanları azdır. Orta oyunu gibi bir ÅŸeydir; figüranları vardır, talanı, yalanı ve rüÅŸveti bolcadır, çerçeve dışı bu duruma yine de demokrasinin tecellisi denmektedir.