AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-12-09

kategori2

Yine düştük yollara

Tel-Aviv
Bulutsuzluk Özlemi'nin bu şarkısı aslında durumumu çok iyi özetliyor. American Jewish Community'nin davetlisi olarak birkaç gündür İsrail'deyim, bir süre daha kalacağım. İnanılmaz yoğun bir program var: Her gün sabahın erken saatlerinde toplantılar başlıyor, ardından bir yerden bir başkasına sürükleniyoruz. Aynı gün içinde hastane, üniversite, büyükelçilik falan derken hal kalmıyor... 'Okulu kırma' olanağı olmayacak kadar sıkışık bir program hazırlamışlar...
Dün sabah önce İsrail Ordusu'nun basın sözcüsü Barak Raz'la 'sohbet toplantısı' yapıldı. Akşamüstü Tel Aviv Üniversitesi'nin çok kıymetli öğretim üyeleriyle Türkiye-İsrail ilişkilerinin nereye doğru gittiğine dair çok ateşli bir tartışma yaşandı. Detaylarını anlatacağım. Öncelikle şu kadarını söyleyeyim: Endişeliler... Nasıl Türkiye'de bizler ülkemizin aldığı yön konusunda endişeliysek onların da Türkiye'nin bir 'Ortadoğu ülkesi'ne dönüşmesine yönelik çok büyük kaygıları var...
İsrail'de hemen hemen hiç kimse Türkiye'nin Ortadoğu'da bir aracı olarak görev yapması fikrine sıcak bakmıyor. Özellikle İsrail-Suriye arasındaki ilişkilerde dengeyi kaçırdığına dair endişeler var.
Bu yoğun programda aklımda sadece böyle sıkıcı konular var...
Tel Aviv'de bir gün bir saat sahilde, bir gün de bir saat bir ana caddede dolaşabilme imkanım oldu. Onun dışında görüp görebildiğim binalar, binalar... Deplasmana maça geldiği şehri sadece otobüsten gören futbolcular gibiyim...
Bu kısa notu sabahın erken saatine konan bir saatlik bir panelden gizlice kaçarak yazabiliyorum. Bunun ne kadar zor olduğunu anlatamam: Organizatörler baş öğretmen misali tepemde, neredeyse yoklama alıp kaçırdığım dersler için ceza kesecekler...
Birazdan İsrail'in kuzeyine doğru otobüsle yol alacağız. Bu yolculukta bize İsrail Ordusu'ndan bir subay da katılacak ve bir dağın tepesinden Hizbullah aktivitelerini izleyeceğiz. İki-üç saat süren bir yolculuk. Ardından bir saat daha Akko şehrine varılacak. Bütün gün 'yolda' geçsin diye tasarlanmış.
O yüzden dedim ya 'Yine düştük yollara' şarkısının anlam ve önemi çok büyük bugün...

İlk bakışta neler öğrendim
1. Sular çok kötü: İsrail'in hiçbir doğal kaynağı yok, dolayısıyla su da yok. İçme suyu olarak genellikle musluk suyu kullanılıyor ama tadları çok tuhaf. Adeta içinde kum varmış gibi sert bir tat. Bazı şişe suları da bir o kadar kötü...
2. Mimari eksiklik: Tel-Aviv'in bir kısmı Amerikan şehirlerini andırıyor, yüksek binalar, geniş caddeler, ofisler, apartmanlar... Ancak bir kısmında da Ortadoğu mimarisi hakim. Özensiz binalar, bakımsız yollar, terk edilmiş apartmanlar... Müthiş bir karmaşa, iç içe geçmişlik. Bir bütünlük, bir estetik yok.
3. Bauhaus etkisi: Bauhaus mimarlarının İsrail'e yerleşince eserlerini sergiledikleri Rotschild Caddesi geçtiğimiz yıllarda Unesco korumasına alındı. Bir tek bu cadde belki ciddi anlamda görülesi estetik bir yer ve pek çok Bauhaus binası da korunmuş... Ancak dünyanın çok şık şehirlerini gördüyseniz Tel-Aviv'den pek bir şey beklemeyin...
4. Oteller çok kötü: Otellerin kötülüğü anlatmakla bilmez... Biri diğerinden daha iyi diye bir kural da yok, hepsi ama hepsi gelişemekten nasibini almış... Sahil boyunca inşa edilmiş devasa Hilton, Sheraton, Carlton otellerinin balkonlarındaki plastik iskemleler dikkat çekici ve tabii irkiltici.
5. Herkes sporcu: Fit olma furyası İsraillileri de sarmış. Sahil şeridinde herkes koşuyor, top oynuyor, çalışıyor, antrenman yapıyor... Hiç kimse durmuyor...
6. Ne İstiklal'i: Buranın İstiklal Caddesi olarak anlatılan Ben Yesuda Caddesi'ni şöyle anlatayım... Bir Anadolu şehrinin çarşısı. Ya da Bayrampaşa, Beyazıt falan gibi bir yer.