AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-12-09
Washington
Tokat'taki 'zaman ayarlı hain saldırıyı' her kim planladıysa Beyaz Saray zirvesini sabote etmeyi düşünmüş olmalı. Bu hedefine ne kadar ulaştığı tartışılır, ne var ki; yaratılan etkiyi sadece Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın değişen yüz ifadesinden, konuşmalarındaki vurgudan ve seçtiği sözcüklerin keskinliğinden anlamak bile mümkündü. Uçakta gördüğüm Erdoğan'la Beyaz Saray'daki arasında gerçekten çok fark vardı. Üzüntü ve öfkesi Willard Otel'deki basın toplantısına da yansımıştı.
Kanlı saldırı anlaşılan bölücü PKK'nın işi. Acaba 'kendi tasfiye sürecine yönelik' bir baltalama mı hesapladılar?
Ya Ankara-Washington hattına mayın döşemek isteyebilecek uluslararası bazı 'oyun kurucular'?
Belki de bu yakınlaşmanın yaratacağı yeni durumları önlemeye çalışanlar?
Öyle ya Beyaz Saray gündeminde Afganistan, İran, Irak, Ermenistan gibi küresel konular ön plandaydı.
Üstelik, Başbakanlık uçağında bir kurmay general, İkinci Başkan Aslan Güner de var...
İhtimaller çok, hedef Türkiye, belki ABD.
Bilemeyiz. Bildiğimiz, Washington'daki 'havayı' etkilediler, değiştirdiler.
Şehitlerimizin haberi gelmeseydi her şey daha farklı olabilirdi. O acı yüreklere bir kez düşünce, sınır komşumuz olan süper gücün terörle mücadelede memnuniyet ve beklenti yaratıcı söz ve teminatları anlamını yitiriyor.
BEYAZ SARAY'IN BİLANÇOSU
Amerikan tarafı, Türk heyetini memnun etmek için çok dikkatliydi. Ziyaret boyunca tüm sembolik adımlara, bütün detaylara özen gösterdiler. Peki büyük resme baktığımızda ne görüyoruz. Abartılı coşkuya kapılmadan, yaşananların önemini azaltmadan da nasıl bir bilanço çıkarabiliriz?
Obama, istediklerinin hem tek tek hem de bütün olarak yarısını aldı. Onun önceliği İran ve Afganistan'dı. Hayal kırıklığına uğramadı ama tatmin de olmadı. Afganistan'a muharip asker göndermiyoruz, İran konusunda 'dengeli' politikaya devam ediyoruz. Oysa onlar Tahran'ı daha çok izole etmek ve baskı altına almak istiyordu. Yine de bu iki konuda 'biz yokuz' demiyoruz. Diplomasi de biraz böyle bir sanat.
Müzakerenin bir tarafı, beklentilerinin bir kısmını karşıladıysa, karşısındakinin taleplerinin de bir bölümünü yerine getirir. PKK tasfiyesi, Kandil ve Mahmur konusunda somut bir ilerleme yok. Ama işbirliği devam edecek. Bu durum biraz, 'tarafların birbirine mecbur olmalarıyla' ilgili. Bence Ankara, Washington'ın stratejik ortağı değil, yakın mesai içinde bir görüntü vermiyor. Teslim de olmuyor ama... En azından taraflar 'açık oynuyor' rollerini. 1 Mart tezkeresinden dersler alınmış, kim neye karşıysa açıkça söylüyor. Obama ve Erdoğan'ın kişilikleri de buna uygun. Türkiye, yeni dış politikasını çok taraflılık üzerine oturttu. Ortadoğu'da, sokağın popülaritesini kazandı, sarayların da... Kendine Batı gözünde bir güç bölgesi ve vazgeçilmezlik algısı yarattı. İşte o algı Erdoğan'a geniş bir diplomatik manevra alanı sağlıyor. Türkiye'nin gücünü kullanıyor.
'PKK ORTAK DÜŞMANDIR' TEYİDİ
En önemli kazancımız 5 Kasım 2007'deki 'PKK ortak düşmandır' açıklamasının yeni başkan tarafından teyit edilmesidir. Anlık istihbarat paylaşımının devamını sağladı bu yaklaşım. Obama pekala Bush'tan farklı bir tutum izleyebilirdi.
AFGANİSTAN, OBAMA'YI BİTİREBİLİR
Yazımı, Türkiye için sabaha karşı yazıyorum, şu anda saat beş... Az önce Medya Mahallesi'ne katıldım, telefonda Ayşenur Arslan'ın sorularını yanıtladım. Kıdemli meslektaşımızınki ne profesyonellik, günler öncesinde sözleşmiştik.
Bağlandığımızda saat 04'ü geçiyordu, 'bakalım uyuyabilecek misiniz' dedi, uyumadım, onun yerine 'on demand' tuşuna basıp 'günün anlam ve önemine uygun' bir film siparişi verdim:
Gerçek bir hikayeden beyazperdeye aktarılan Amerikan Kongre Üyesi 'Charlie Wilson'un Savaşı'nı...
2007 yapımı, Mike Nichols'un yönettiği ve Tom Hanks ile Julia Roberts'in başrolünü oynadığı filmi.
Afganistan'ın Ruslar tarafından işgali... Kongre Üyesi Wilson, ABD'nin Afgan savaşçılara para ve silah yardımı yapması için büyük mücadele veriyor ve kazanıyor. Savaşın da kaderini değiştiriyor. İnanmış ve ölmeye hazır insanların, büyük devletleri nasıl alt edebileceğini görüyorsunuz, bir kez daha. Komünizmin bitişinin ilk büyük sinyali, Afganlıların 1987 yazında başlayan ve 1988'de süren ataklarıyla Rus helikopterlerini, uçaklarını düşürmeleriydi... Bunu gelen ABD yardımıyla başardılar, sonra Afganlılar Rusları ülkelerinden kovdular.
Obama, barış vaadiyle geldi, taahhütleriyle ve rüzgarıyla Nobel kazandı. Şimdi Afganistan'a 30 bin yeni asker gönderecek Afgan stratejisini açıkladı. Amerikalı Bush karşıtı yönetmenin dalga geçtiği gibi, o geçit vermez Afgan dağlarında ve Pakistan sınırındaki birkaç yüz kişi için 30 bin asker daha...
Obama'nın popülaritesi düşüyor. Daha da düşebilir. Bush için Irak neyse, Obama için Afganistan o hale dönüşebilir. Bir zamanlar ABD'nin yaptığını şimdi pekala Ruslar veya ne bileyim başka Amerikan karşıtları deniyor olabilir. Afgan savaşçılara yardım ediyor olabilir, kim bilir?
Obama, Türk Başbakan'dan istediklerini alamadı, hele kendisi için bu kadar hassas ve hayati bir konuda. Bana kalırsa Erdoğan Afganistan ve İran için tam da yapması gerekeni yaptı. Belki de Obama'nın, hiç gereği yokken Heybeliada Ruhban Okulu'nu, görüşme dışında da hatırlatması veya Kandil için somut bir karar çıkmaması bundandır, ne dersiniz?