AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-12-20
Rana yılbaşı hoşluğu olsun diye bir çam ağacı almış. Her konuyu abartması gerektiğinden ben o çam ağacının New York Rockefeller Plaza'dan çalındığını düşünüyorum. Çünkü Rockefeller Plaza'da her yıl Amerika'nın en büyük çam ağacı sergilenir.
Filmlerde görmüşünüzdür; süslü büyük ağacın altındaki buz pistinde insanlar paten kayar. Büyük ihtimalle şimdi çekilen filmlerde orada sadece buzda paten kayanlar görülüyordur. Çünkü o çam ağacı bizim evimizde artık. O ağacı bizim eve nasıl getirtti, bunu anlamam mümkün olmadı ama umarım para vererek satın almamıştır diye dua ediyorum..
Yıllar içinde birçok ağaç süsü de satın almış. Bir çılgın koleksiyoncu gibi yemin ediyorum. Görenler yılbaşı dekorasyonu dükkanı açacağımızı filan sanır. Böylesine vukuatlarımız da var.
Viyana'da bir gün oyuncakçı dükkanına girdik. Rana o kadar fazla oyuncak satın aldı ki diğer müşteriler merakla etrafımıza birikti. Kimse anlamlandıramıyordu olan biteni. Çünkü hiçbir şey rasyonel değildi. 'Bunlar bizim çocuk için' deseydim hepsi anında şak diye bayılıp kalırdı, öyle görünüyorlardı. Sonunda biraz rahatlasınlar ve paniklemesinler diye; 'Karımla ben bir kreş açacağız da ondan bu kadar fazla oyuncak aldık' şeklinde açıklama getirmek zorunda kaldım durup dururken.
Bu hatırayı sadece Rana'nın alışveriş anındaki ruh halini anlamanız için anlattım. Her şeyi çok seviyor, hiçbirisini bırakmaya kıyamıyor, tercih etmek, seçmek kavramının da anlamını bilmiyor. Dolayısıyla da zorunlu olarak hepsini satın alıyor. Yıllar önce Washington'da bir dükkan onun alışverişinden sonra stok yenilemek için günlerce kapalı kalmıştı.
Şimdi büyük ağacı da süsleyecek ama yıllar içinde hoşuna giden dünya ölçeğindeki tüm ağaç süslerini almış ve onlar arasında bir tercih yapması şarttı. Bir kısmını ağacın üstüne koymaması gerekecekti. Bu süreç onu seyretmek zorunda kalan bir insanın huzurunun tamamen bozulması anlamına geliyordu. Öyle ki; süsleme sürecinin bir aşamasında ben 'Keşke 2012 yılında olsaydık da şu an kıyamet kopup bu süsleme işkencesi bitseydi' diye söylenmeye bile başladım.
Ona bir aşamada mecburen durması gerekeceğini söyledim. Ağzım tutulsaydı da söylemeseydim. Çünkü öyle bir cevap verdi ki; ben çok tehlikeli bir şizoid vakasıyla karşı karşıya olduğumu anladım. Bana 'İçimden durmak gelmiyor' dedi. Durmak gelmiyordu içinden ve süslerin hepsi de asılacaktı ama o ağaçta bile yer sonsuz durumda değildi maalesef.
Nedense aldığı süslerin tümünde pembe renkler de hakimdi. Bu renk bana bir hatıramı hatırlattı.
Uzun yıllar önce Rana ile gayrimeşru, evlilik dışı ilişki yaşarken bir gece dışarıya çıkacaktık. Ondan rica ettim, 'Çok tanıdığımız var, lütfen çok dikkat çekecek şekilde giyinme' dedim. Sonra onu almaya gittim. Bir de baktım ki Çingene pembesi bir palto giymiş üstüne. Siz gri bir Ankara akşamında Çingene pembesi paltolu bir kadının nasıl dikkat çekebileceğini düşünebiliyor musunuz...
Nitekim korktuğum başımıza geldi. O gece şehirdeki bizi tanıması muhtemel olan her insan bizi gördü. Hatta birçok insan bizi tebrik bile etti, gri bir akşamda onların hayatlarına renk kattığımız için...
Allah'tan evde iki adet daha küçük boylu ağaç da var. Dolayısıyla hiçbir süs açıkta kalmadı. Hiçbir süs mahzun kalmayacaktı. Rana bu ihtimal var diye de üzülüyor zira. Sonunda ağaç inanılmaz derecede şenlikli oldu, pembe pembe yanıyor gibiydi.
Görünüm, bende ağacın altında hemen bir ayine başlamak duygusu yaratıyordu.
Çünkü fotoğraflardan bilirim, Ortodoks kiliselerinde abartılı bir süsleme geleneği de vardır.
Evimiz aniden bir Ortodoks kilisesinin içine dönüşmüştü. Hatta Patrikhane'nin yerine bizim evi ekümenik ilan etsek, kime itiraz etmezdi. 'Kendime acilen bir patrik cüppesi bulup bu ağacın yanında fotoğraf çektirmem gerekiyor' dedim Rana'ya. 'Gecenin bu saatinde nereden bulacaksın patrik kıyafetini' dedi. 'Sen bul' desem ona, ben eminim ki hemen dünyadaki tüm patrik cüppelerinden birer model satın alırdı.
'Ne yaparsan yap ama süslerden bir tanesini bile yerinden oynatma. Çok uğraştım bunun için' dedi. Bilmem mi nasıl uğraştığını. Üstelik ağacın üstünde arp çalan melek figürleri bile var. Yılların emeği yatıyor orada. Ağacın bir noktasına dokunmak isteyen olursa beni bile karşısında bulur, o ağacı hayatım pahasına korurum.
TİM Show Center'da büyülendim
Ben uzun yıllardır 'Cirque du Soleil'in çalışmalarını takip ederim. Haklarında kitaplar okudum, dokümanterler izledim ama bir türlü Cirque du Soleil'in şovunu seyretme şansını bulamadım.
Bir defasında az daha New York'ta yakalayacaktım ama biletleri tükendi, yine göremedim. İstanbul'da uzun zamandır çok başarılı işlere imza atan TİM Gösteri Merkezi'nde 'Kuşevi' adlı şovu kısa süre önce seyrettim ve bir mini 'Cirque du Soleil' seyretmiş oldum.
Burada mini derken sadece boyuttan bahsediyorum. Yoksa sanatçıların her biri birer devdi. İnanılmaz hareketleri son derece şık ve sanki yer çekimine tabi değilmiş gibi yapıyorlardı.
Bana bir rüya gecesi geçirmek imkanını tanıyan TİM Show Merkezi'ne çok teşekkür ediyorum. Hep kaliteli işlere organizatörlük yapıyorlar. Bu İstanbullular için bir şans. Diyorum ki siz de benim gibi TİM'in önümüzdeki aylardaki program planlamasını takibe alın ve şovların çoğıunu da kaçırmayın, mutlu olacaksınız.
TİM (Türker İnanoğlu Maslak Show Center. Darüşşafaka Lisesi yanı Maslak. Tel (212) 286 66 86 www.timshowcenter.com.