AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-12-20
Milli Mücadele'de Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. İttihat Terakki içindeki aykırı dikendi. İçişleri Bakanlığı da yaptı, vatana ihanetten hapis de yattı. İsmail Canbulat, sonunda Atatürk'e suikast iddiasıyla idam edildi
Abdullah Öcalan Meclis'te grubu bulunan bir lider olduğunu ispatladı. Bugüne kadar 'Biz PKK'dan ayrıyız' diyen DTP'liler de bu durumu resmen kabul etti. Oysa biraz geriye gidin ve Abdullah Öcalan'ın yakalandığı 1999'un 15 Şubat'ını düşünün. Veya mahkemede cam kafes ardındaki halini hatırlayın. Herkes intikam hissiyle dolmuş, asılmasına kesin gözüyle bakıyordu. Şimdi ise ülkenin bölünmesini istemeyen bir kanaat önderi sanki. Artık kimse Öcalan'ı önümüzdeki yaz, çok istediği Ankara Sakarya'da bira içerken görürse şaşırmasın. Şunu demeye çalışıyorum. Tarih öyle aldatmacalı bir oyundur ki kime ne zaman ne rol vereceği hiç belli olmaz. Birkaç yıl önce hain dediğinize birkaç yıl sonra kahraman veya devlet adamı dersiniz. Ya da tam tersini... Konjonktür, iktidar, dış dengeler bütün bildiklerinizi altüst edebilir. İşte size tarihten şahane bir örnek: İsmail Canbulat.
İsmail Canbulat, 1926'da Atatürk'e suikast girişiminden asıldı. Oysa çok değil, 6 yıl önce Atatürk'ün en yakın arkadaşı ve sırdaşı olarak Milli Mücadele planları yapıyordu. 'Devrim önce çocuklarını yer' tekerlemesine kulak asmadan söylüyorum. Bugün kahraman dediğinize, yarın ne diyeceğinizi siz değil, kudret tanrısı belirler. Gelelim bir kahraman, bir hain sayılan İsmail Canbulat'ın dramatik hikayesine...
CUMHURİYET'E KARŞIYDI
Tam adı İsmail Hakkı Canbulat'tı. Büyük Çerkes sürgününde Anadolu'ya göç etmiş Hatko aşiretindendi. (Ömer Seyfettin ve Behice Boran'ın eşi Nevzat Hatko gibi birçok tanınmış isim de İsmail Canbulat'la aynı aşiretin mensubuydu) TBMM'ye verdiği tercüme-i hal kağıdına bakacak olursak, 29 Ekim 1880'de doğdu. Garip bir tesadüf Cumhuriyet ile meselesini çözemeyen biri olarak doğumu Cumhuriyet'in kurulacağı 22 Ekim'e denk geliyordu. Bir parantez açarsam Cumhuriyet'le meselesi olduğu iddia edilen liderlerin çoğu 29 Ekim doğumludur. Abdullah Gül, Necmettin Erbakan da öyle...
KULELİ ASKERİ LİSESİ ÇIKIŞLI
İsmi konusunda da halen tartışma sürüyor. Kimi Canpolat, kimi Canbulat diyor. Soyadı Kanunu çıkmadan öldüğü için tercüme-i hal kağıdını temel almak ve Canbulat demek en doğrusu olacak. İsmail Canbulat, Jandarma Binbaşı Cemal Bey'in oğludur. Önce Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi'ne ardından Kuleli Askeri Lisesi'ne gitti. Kendi kuşağının birçok üyesi gibi o da Selanik ve Manastır'da görev yaptı. Özgürlükçü fikirlerle bu yıllarda tanıştı. İttihat Terakki'nin kuruluşunda görev aldı.
MEBUSKEN HAPSE DÜŞTÜ
Adını, Selanik Merkez Kumandanı Nazım Bey'e yönelik suikast girişimiyle duyurdu. Plana göre Enver Paşa, aynı zamanda eniştesi olan Nazım Bey'den randevu alacak, İsmail Canbulat ise odasına girip görüşecekti. Bu sırada bahçeye sızan Mustafa Necip de Nazım Bey'i silahla öldürecekti. Her şey tam planlandığı gibi yürüdü. Enver Paşa, ısrarla İsmail Canbulat'ı Nazım Bey'in yanına götürdü ve Mustafa Necip'in bahçeden açtığı ateşle Nazım Bey vuruldu. Ama seken kurşunlardan biri İsmail Canbulat'ın da kasığına saplandı. Kimse bu tertibin içinde onun da olabileceğini düşünmedi. Bu olay Meşrutiyet'in fitilini ateşledi.
Osmanlı'da 1908 yılında yaşanan büyük isyanının başrolünde o da vardı. 1909'da Adalar Kaymakamı, 1912'de ise Meclis-i Mebusan'da İzmit Mebusu olarak görev aldı. 1913'e yani, ünlü Bab-ı Ali Baskını'na kadar İttihat Terakki iktidardaydı ama muktedir değildi. İttihat Terakki'nin ipleri eline 1913'ten sonra aldı. İşte 1912 yılında Ahmet Muhtar Paşa, İttihatçı tevkifatına başladı. Canbulat, gözaltına almak için gelen inzibat erini vurdu. Er ölmüştü ama diğer ekip Canbulat'ı gözaltına almayı başardı. Canbulat, Bekirağa bölüğüne kondu. 4 yıl öncesinin hürriyet kahramanı ve şimdinin mebusu artık bir katil olarak cezaevindeydi. İsmail Canbulat'ın hapsi kısa sürdü. İttihatçılar birer ikişer Bekirağa'dan kaçmaya başladı. Zaten 1913 başında yapılan Bab-ı Ali Baskını ile de tamamı dışarı çıktı.
ARANIZDA BİR DİKEN GİBİYİM
Peki, sonra ne oldu dersiniz? İsmail Bey Emniyet Müdürü oldu. Bitmedi; sonra İstanbul Valisi ve Stokholm Büyükelçisi, 30 Temmuz 1918'de ise Dahiliye Vekili yani İçişleri Bakanı oldu. 2 ay 10 gün bakanlık koltuğunda oturdu. Kuruluşundan itibaren çelik bir İttihatçı'ydı ama ne Enver Paşa ile ne Cemal Paşa ile ne de Talat Paşa ile bir türlü uzlaşamadı. Cemal Paşa'nın rüşvet yediğini ve kabineden uzaklaştırılması gerektiğini söyledi. Cemal Paşa çok sert tepki verdi ve 'Seninle her türlü münasebetimi kesiyorum, artık hasımız' diye mektup yazdı. Enver Paşa'ya muhalefet etti. Talat Paşa'ya söylediği 'Aranızda bir diken gibiyim' aslında durumunu anlatıyordu. Talat Paşa gerçi 'Ama tatlı bir dikensin' diyerek İsmail Canbulat'ın gönlünü almıştı.
YOLLAR AYRILIYOR
Ama elbette Canbulat da İngilizlerin takibinden kurtulamadı. Hakkında yapılan ihbarlar sonucu bir kez daha tutuklanarak, Bekirağa'nın yolunu tuttu. Oradan kendi gibi 144 sanıkla beraber Malta'ya sürgün edildi. 2692 no'lu tutuklu olarak Malta'da yatarken İngiltere Başbakanı Lloyd George'a bir mektup yazdı ve 'Ne İngiltere'ye ne de başka bir devlete verilecek hiçbir hesabım yoktur' dedi. 1921'de diğer Malta sakinleriyle beraber Ankara'ya döndü. Büyük Millet Meclisi'ne girdi. Bu kez İstanbul Mebusu'ydu. Ama tahmin ettiğiniz gibi muhalefet cephesinde yer aldı. Önce 2'nci grupta, ardından 1924'te kurulan Terakkiperver Fırkası'nda yer aldı. Artık Atatürk'le yolları iyiden iyiye ayrılmıştı.
ARKADAŞI YARGILADI
Ama asıl büyük ayrılık, 1926'da Atatürk'e düzenlediği iddia edilen suikast girişimiyle oldu. Yakalananlar arasında o da vardı. Peki, yargılamayı yapan kimdi? 'Kel Ali' lakabıyla ünlü, Ali Çetinkaya. Mahkeme Başkanı sıfatıyla onu yargılayan Kel Ali'ye ilk silah eğitimini o vermişti. Dahası Ayvalık ve bölgesinde Milli Mücadele'yi örgütleme görevini Kel Ali'ye, İsmail Canbulat vermişti. Malta'da da sürgünde beraber yatmışlardı. Kel Ali, İzmir'deki dava boyunca eski silah arkadaşını hiç tanımadı. Sanki ilk kez karşılaşıyorlarmış gibi sorular sordu. İsmail Canbulat suikasttan haberinin olmadığını söyledi. Mahkeme boyunca yüzünde hep bir tebessümle oturdu. Kel Ali 'Bütün İttihatçıların Mason olduğu söyleniyor, ne diyeceksin?' diye sorduğunda İsmail Canbulat yine tebessümle kinayeli bir cevap verdi:
-Siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum.
GAZİ PAŞA ŞAHİDİMDİR
İsmail Canbulat elbette Mason'du. Savunmasında bütün iddiaları reddetti. Mahkemede, 'Ben Şükrü Bey gibi Kara Kemal'in arkadaşıymışım. Savcıdan başka hiç kimse, bunu bilemez. Beni tanıyan kimse buna inanmaz. İlkeleri olan, özgür düşünceli bir kişiyim. 'Kara Kemal'in adamıdır dolayısıyla suikasttan haberlidir' diyorlar. Kara Kemal ile ilişkim azdı, bir buçuk yıldır ise hiç yok. Sultan Vahideddin'in öldürülme teklifini reddettiğimi, Gazi Paşa'nın kendisi bilir. Suikast girişimine karşı olduğuma şahit olarak Gazi Paşa'yı gösteriyorum' diye ifade verdi. Ali Çetinkaya, İsmail Canbulat'ın yargılamasını Ankara'ya bırakmadı, idam kararı verdi. İdam sahnesi ise oldukça dramatikti. 14 Temmuz 1926 günü kurulan idam sehpasının önüne gelen İsmail Canbulat şaşırtıcı ölçüde soğukkanlıydı. Hiçbir şey yokmuş gibi ağır ağır yürüdü ve ipin önüne geldi. Cellat gözlüğünü almak isteyince çıkıştı: 'Bırak gözlüğümü vazifene bak!' Atatürk, gerçekten yakın arkadaşı İsmail Canbulat'ın bu suikast işinin içinde olduğuna inanıyor muydu? Bence hayır. Elinde net bir bilgi yoktu. Ama İsmail Canbulat'ın isterse neler yapabileceğini çok iyi biliyordu. O yüzden idamını istedi. İsmail Canbulat'ın hikayesi böyle... Bu gözü kara İttihatçı, asker ve devlet adamı, politikacı, bürokrat bir hain mi yoksa kahraman mı?