AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-12-21

kategori2

Elementary my dear Watson*

Aralık ayının  ve 2009 yılının sonuna geliyoruz. 2008-2009 krizinden ya 2009 dördüncü çeyrek verileri ilan edildiğinde ya da 2010 ilk çeyreğinde küçük de olsa pozitif bir büyüme yaşayarak çıkacağız. Krizde hem güçlü ve pozitif hem de zayıf ve negatif  yanlarımız ortaya çıktı. Pozitiflere bakarsak biriktirdiğimiz döviz rezervleri işe yaradı ve ne döviz bitti ne de kur delirdi ne de yabancı sermaye külliyen kaçtı. Bunlar  olmayınca faiz de delirmedi. Bankalarımız da batmadı. Demek ki 2001 krizinden bu yana ekonomik yapıyı önemli ölçüde değiştirmişiz.
Tabii zayıf yanlarımız ve bağımlılıklarımız da  ortaya çıktı. Dünya ticareti çöktü, bizim ihracatımız da (Almanya’nın da olduğu gibi) çöktü. İhracatın yüzde 80-85 kadarı sanayi ürünü olduğu için  sanayi üretimi de çöktü, bu ortamda büyük firmalar dayansa da orta ve küçük boy firmalar ya kapandı ya da işçi çıkarttı, bu da işsizlik oranlarını yüzde 13-14 aralığına yükseltti. Sonunda ihracatın önemli olduğunu ama iç piyasanın da en az ihracat kadar önemli olduğunu, ihracatın da bir tür bağımlılık olduğunu (aynen Almanya gibi) anladık.
Milli gelir ve harcama sayıları ilan edildiğinde gördük ki, en büyük harcama kalemleri olan ülkenin özel tüketimi ve özellikle de özel yatırımı 2008 yılı ortasından başlayarak freni çekince, yüzde 10 kadar payı olan kamu tüketimi ve yüzde 4 kadar payı olan kamu yatırımı pozitif gelişse de ekonomiyi ayağa kaldıramaz. Krizin siyaseten kavga ile dolu bir iç ortamda gerçekleşmesi de kötümserliği artırırken, büyümede yavaşlama nedeniyle düşen vergi hasılatı mahalli seçim harcamaları ile birleşti ve 2009 yılında büyük bir bütçe açığı ve borç yükü gelişmesi ortaya çıktı. Bu nedenle de mali açıdan 2005 yılına geri döndük ve üç yıl kadar da kemer sıkacağız.
Bütün  bu felaketin ortasında çok iyi yönetilen Merkez Bankamız ise düşük iç talep ortamında  enflasyon düşerken, fırsatı kullandı ve faizleri de hızla düşürdü. 2008 Kasım ayından 2009 Aralık ayına kadar olan faiz indirimi 10.25 puan oldu. İş Yatırım tarafından derlenen bilgilere göre aşağıda bazı ülkelerin faiz indirimleri ve mevcut düzeyleri var. Bu ülkeler krizde çeşitli problemler yaşayan ama geçmişi de sorunlu ülkeler. Aşağıdaki tablo Eylül 2008 tarihinden bu yana (yani Lehman batışından bu yana)  yapılan faiz indirimlerini gösteriyor.
Geçmişte bizimle aynı kategoriye uygun gösterilen birçok gelişen ülkenin faizi bizden çok çok daha az düşürülmüş.
Tablo dikkatle incelenmeli. Örneğin Brezilya krizden çok zarar görmeyen bir petrol ve emtia ihracatçısı ülke, çok da başarılı bulunuyor, hep bize örnek gösteriliyor. Fakat dikkat edilirse faizi 8.75 ile bizden yüksek ve bu süreçte de sadece % 5 faiz indirimi yapmış.
 TİM, ihracatçılar, Bakan Zafer Çağlayan ve diğer birçok kişi (guruları Ege Cansen ve Güngör Uras başta olmak üzere)  faizin inip kurun yükselmesini bekliyorlardı. Birincisi faizler hem nominal hem de reel hızla indi  ama kur olduğu yerde kaldı. Çünkü kur değil gelir elastik, iyetleri daha büyük. Kurlar, büyük çapta da, çapraz kurlar dalgalanınca dalgalanmakta. İkincisi, bir düşünün bakalım, 2001 krizinden sonra 60 milyar dolar satın alan Merkez Bankası döviz alarak TL’yi mi değerlendirir, yoksa yabancı dövizi mi?
Bu sorulara cevap veremeyenler doğru analiz yapmıyorlar demektir. Yani onlara “Elementary, my dear Watson!” denir!

* Efsanevi dedektif Sherlock Holmes’ün tek dostu ve asistanı Dr. Watson’a, 1939 yapımı ‘Adventures of Sherlock Holmes’ adlı filmde sık sık tekrarladığı replik... Bu sözü aslında Holmes’ün hiç söylemediği ama film için çıkarıldığı söylenir. Birisine, anlamadığı bir konuyu izah etmek için kullanılır.