AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-12-31
Olaylar doğuran bir ülke olduk. Hızla değişmekte birçok şey. Hızla devinmekte ülkenin düzenini çeviren çarklar. İktidardan yana olanlar, büyüyoruz, özgürleşiyoruz, her şey güzele doğru gidiyor diye düşünüyor. Ergenekon diktasını kaldırıyoruz diye seviniyorlar, kafalarında tazeleyemedikleri dünya görüşünün diktasını görmezden gelerek. Elbette ülkenin geleceği üstüne ince hesaplar yapılıp, güç kazanma mücadelesi yapılıyor. Çok ağır bir toz var Türkiye üstünde. Sokaklar, yanıyor. İktidar bu toz bulutunu pırıl pırıl bir gökyüzü olarak görüyor, 'Yerel birtakım olayları abartmanın anlamı yok' diye düşünüyor. Türkiye hızla büyüyor, ülke güllük gülistanlık bir biçimde gelişmekte onlara göre. Karşılarında olanlar ise ülkenin çökmekte olduğunu, durumun gittikçe kötüye gittiğini söylüyor.
Ne ilginç! Gözümüzün önünde olup biten olaylara bakıp farklı farklı şeyler görüyoruz. Neyi görüyoruz? Neyi görmek istersek onu! Ne olmakta bu ülkede ki, herkes istediği biçimde görebiliyor olayları? Neler olmakta bu ülkede ki, bir tarafın ışık gördüğü bir yerde diğeri karanlık görüyor?
Kolay yanıt: 'Türkiye değişiyor. Türkiye'de değişmeden yana olanlar var, onlar ülkeyi ışıklar içinde görüyor. Değişmeden rahatsız olup statükoyu savunanlar ise bu gidişin bizi karanlıklar içinde bırakacağını düşünüyor. Oysa değişen toplumlarda böyle durumlar doğaldır. Daima değişmeden yana olanlar haklıdır. Tarih bunu gösteriyor. Hayırlı değişimler içindeyiz. Alışmalıyız bu değişime. Doğum sancılarıdır bunlar. Değişime tahammülü olmayanlar durumu karanlık göstermek istiyor.'
Bu yanıtta her değişimin iyi olabileceği düşüncesi saklı. Elbette dünya değişiyor. Ülkemiz de. Yaşadıklarımızı kötümser açıdan görenler de, bu konuda iyimser olanlar da değişimi inkar etmiyor. Değişmeden yana iki taraf da. Değişimin yönüne ve niteliğine farklı bakıyorlar. Olaylar öyle bir ortam içinde olup bitiyor ki isteyen istediği gibi görebiliyor olup bitenleri. Bu durumda basmakalıp iyimserlik de basmakalıp kötümserlik de bu ülkenin geleceğini anlamakta uygun bir tavır olarak görünmüyor.
İyimserliğimiz ve kötümserliğimizin dayanaklarını sorgulamak gerek. Bu sorgulamada her değişimin iyi olmadığını görürüz öncelikle. Değişim, yaşamımızı anlamlı kılan değerlerimizin fark edilip yaşanmasıyla zenginleştirici ufuklara götürebilir bizi. Oysa ne açılımın ne açılımla gerçekleşeceği düşünülen değişimin düşünce temelleri yeterince açıktır. Değişim, dünyanın akışına kendimizi bırakarak, üzerimizdeki güçlere teslim olarak mı gerçekleşecek? Değişim, cumhuriyetin hangi değerleri doğrultusunda bizim kendi kararlarımızla, bizim kendi özgür irademizle ortaya çıkacak? Bu değişimin dayandığı, kültürel, toplumsal, siyasal, ahlaksal temeller nelerdir? Değişim, giderek kendinden farklı düşünenleri ortadan kaldırmaya yönelik bir yönetimi demokrat göstermeye çalışanların çabalarıyla mı gerçekleşecek? Demokrat bir bakış, kendi öz eleştirisini yapan bir bakıştır. Ben bizi yönetenlerin özeleştiri yaptıklarını görmedim. (Belki kendi aralarında yapıyorlardır!) Bunun yerine daima haklı olduklarını söyleyip duruyorlar. Bu gurur çok tehlikeli. Mazlum görünerek zulmetme yolunu denemeye çalışıyorlar. Bu nasıl bir değişimdir ki yalnız iktidar ve iktidardan yana olanlar değişiyor! Değişime karşı olanlar düşman görülüp ezilmeye çalışılıyor. Değişim meşruiyetini nereden alıyor? Halktan mı? Halk bu değişimin yönünü, niteliğini biliyor mu? Değiştiriciler değişimin yönünü, niteliğini ne kadar biliyor? Bunlar üzerinde ne kadar düşünüldü? Değişimin dayandığı değerler dünyası, mana alemi ne kadar açık, ne kadar irdelenmiş, tartışılmış?
Bindik bir alamete gidiyoruz değişime. Allah ne verdiyse yaşayacağız. Böyle adet yerini bulsun diye yapılmaya çalışılan değişimin bizi nerelere götüreceğini hep birlikte göreceğiz.
Yeni yılda daha güzel bir Türkiye'ye daha güzel bir dünyaya doğru değişmemiz dileğiyle...