AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-12-31
Yılın son günü, 2010'un genel tahminleri içinde kaybolacağıma, medyadaki değişim gerektiren noktalara bakmaya karar verdim. Çünkü Türk medyası kilitlenmiş durumda. Topyekun bir şekilde 'ülke seviyesinde' çakılıp kalmış
(national level). Oradan bir an önce çıkması lazım. Peki ama bu ne demek?
***
'Ülke seviyesi'nin iki ayrı ayağı var.
Birincisi yayın organlarının hitap ettiği alan.
Türkiye'deki bütün büyük gazeteler ve televizyonlar 'ülke çapında' olma iddiasında. Hepsinin merkezi İstanbul, en önemli ikinci bürosu Ankara. Hepsi tüm ülkeye yayın yapıyor.
***
Oysa dünyadaki genel medya trendi bunun tersi yönde. Dışarıda 'yerel' medya giderek güçleniyor. ABD başta olmak üzere tüm Batı ülkelerinde yerel yayınların sayısı ve etkinliği yükseliyor. Bizde ise 'adem-i merkeziyetçi' tavrın her bir köşeye aşırı sirayetinden olsa gerek, ülkeyi İstanbul ve Ankara'dan ibaret sanma ve diğer bölgeleri görmezden gelme alışkanlığı bir türlü bitmiyor.
***
Oysa bu alışkanlık ülkenin son dönemdeki gidişine ters. Bugün Anadolu'da yükselen illerden, orada oluşan yeni burjuva sınıfından bahsediyorsak, neden bir Adana'dan, bir Kayseri'den de etkili bir gazete ya da televizyon çıkmasın?
***
'Ülke seviyesi'nin ikinci ayağı ise ele alınan konular.
Onlar da 'ülke çapında'. Ezici bir çoğunluğu İstanbul ve Ankara kaynaklı. Ne daha küçük illere iniyor ne uluslararası boyuta çıkıyor. Her şey 'millet seviyesinde'. Herkesin yalnızca 'ülke meseleleri' ile ilgilenmesi bekleniyor. Yerel haberler ve dünyada olup bitenler gündemin baş sıralarında yer alamıyor.
***
Oysa bu konuda da dünyadaki trend ters yönde. 'Sosyal medya'nın yükselmesi ve insanların bizzat internet aracılığı ile haber yapıcı haline gelmesiyle 'yerel' öne çıkıyor. Artık isteyen kendi sitesini kurup, kendi gündemini oluşturma gücüne sahip olduğunu biliyor. O nedenle medyada birey ve kendi dünyası önem kazanıyor.
***
Yerel olduğu kadar globale de ilgi artıyor dünyada. Bunun bence en önemli sebebi ABD'nin başını çektiği 'kabuğundan çıkma stratejisi'. ABD yeniden dünya ile barışıyor. Bu da global seviyedeki haberlere olan ilginin artmasına sebep oluyor.
***
Bize gelince... Medyadaki genel eğilim bu iki trendi okuyamama yönünde. Hala 'devletçi' bir zihniyetle gazetecilik yapılıyor maalesef. Üstelik bu zihniyete 'mevcut sisteme başkaldırı' iddiasındaki yeni yayınlar da dahil. Hepsi 'ülke seviyesi'ne kilitlenmiş durumda. Herkesin aynı şeyle ilgilenmesi bekleniyor. Medya ne yerelle haşır neşir olmaya tenezzül ediyor ne de kafasını kaldırıp dünyaya bakıyor.
***
Bu nedenlerle benim 2010'la ilgili dileğim ve beklentim medyanın bu sıkışmışlıktan kurtulması. Türkiye artık dışarı açılıyor, uluslararası bir aktör olduğunu iddia ediyor. Böyle bir değişim başka yerleri merak etmeyi de beraberinde getirir. Büyümek yalnızca göz hizasındakileri görmek değil, hem yukarı hem de aşağıyı sürekli kolaçan etmeyi gerektirir.
***
Hepimize dünyaya ve yanı başımıza uyum sağlamış 2010'lar!
2010'un son'ları
BAZI başlangıçları yapmak için önce bazı bitişlere cesaret etmek gerek. Bu nedenle ben 'ilk' değil 'son'larımı listeledim. 2010'da listeme sadık kalabilirsem, değişimi sizler de fark edeceksiniz...
- 'Olmam gerektiği gibi' olma çabasına son
- 'Sıkıcı' bulduğum sohbetlere 'öğretici' demeye son
- Her duyduğuma inanmaya son
- İnandığım televizyon projesini ertelemeye son
- Hayatı kompartımanlara ayırmaya son
- Türkiye'de komplo teorilerine inananların sayısının azalacağı umuduna son
- Ansızın bir mucize olacağı rüyasına son.