AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2010-01-02
Sayılara terk edilen 'insanlık hallerimizi' hesaplayanlar asgari ücreti belirlediler.
Nicedir ahlaki ve adil olanı bölüştürmeyen ekonomik performans, 2010 yılı için 31 lira zamla asgari ücreti 577 lira olarak saptadı.
Yani günlük '1 liralık' zamla aslında ülke genelinde 'insanca yaşayamama çıtası' yükseltildi.
Doğru düzgün vergi toplayamayan devlet, yegane vergi kaynağı asgari ücrete sıkı sıkıya yapıştı.
Günlerce süren pazarlıklardan sonra hem Türk sanayiini hem de kendini rahatlattı, maddi yük ise gene çalışana devredildi.
Batı'da devletin sosyal eşitliği ve adaleti sağlamak için uyguladığı asgari ücret bizde 'insanı' ıskalar.
İktisadın dilinde yasak 'insan yaşamının onuru' ise yine simide teslim edildi.
Asgari ücrete yapılan cüz'i zamla kaç simit alınacağı hesaplandı.
Yapabildiğimiz tek reel ekonomik hesap, 31 TL'lik zamla 41 simit şeklinde oldu.
Simit-yaşam-asgari ücret denklemi bozulamadı.
Toplumsal hayatımızın fotoğrafındaki yoksulluk, açlık ve işsizlik daha da koyultuldu.
Bir ülkedeki çalışanların alacağı 'en düşük ücret' olan asgari ücret, ülkedeki tüm toplumu şekillendirir.
Genellikle de ücretleri daha da düşürmeye yarar.
Çünkü asgari ücretin yarısına 'uzun süreli işsizlikle' razı edilen milyonlarca insan sudan ucuz ve kayıtdışı emek halinde kullanılır.
Asgari ücret yaklaşık aileleriyle beraber 40 milyon insanımızı etkiliyor.
Açlık sınırının 795 TL olduğu ülkemizde 40 milyon insanın 577 lirayla yani yoksulluk sınırının da yarısı kazançla yaşamayı nasıl becereceğine devlet kayıtsızdır...
Beslenme, barınma, ulaşım, sağlık, eğitim, ısınma temel ihtiyaçlarını karşılayamayacakları yaşayamama koşullarının siyasi ve sosyal sonuçları gündem dışıdır.
Sosyal korunmanın ve sosyal hizmetlerin yokluğunda işleyen süreç 'sosyal dışlanma' olurken toplumsal rahatsızlığın işaretleri de savsaklanıyor...
Aile dayanışmasından toplum dayanışmasına giden halkalar kopuyor.
'Sosyal dışlanmayı' hızlandıran politikasızlık ve sistemin gözü karalığı yeni kapitalizmin gereği kabul ediliyor.
IMF ve Dünya Bankası'nın 'emeğin azami maliyetsizleştirilmesi' altın tavsiyesi, piyasa için emir addediliyor.
Geniş istihdam kesimlerinin gözden ve yaşam alanından çıkartılması bir zorunluluk.
Yoksulluk, uzun süren işsizlik, toplumdan ayrışma, açlığı üreten düşük ücretlerin, birbirlerinden türeyerek ürettikleri 'yoksunluk alanı' genişliyor.
Bu yoksunluk alanını ekonominin rakamlarına geçirip ölçebilecek metotlar henüz geliştirilemedi.
Ama sosyal tepkiler ' insanca yaşamak' istediklerini bağırıyorlar.
Asgari ücretin 'ahlaki boyutuna' dikkat çekerek İş Kanunu'nda belirtildiği üzere 'çalışanların insanca yaşamasına yetecek ücret' tanımını hatırlatıyorlar.
Asgari ücretin, çalışanların toplumda yaratılan zenginlikten daha adilce pay almalarını ve bozuk gelir dağılımını düzenleyici sosyal ve ahlaki amaçlarını da...
Ve 'emek piyasalarında' yapılan insafsız karaborsa işlemlerine karşı GSMH'dan kendi paylarının karşılığını istiyorlar.
Biz de nasıl bir ülke olduğumuzu emek ve yaşama hakkının varlığından ya da yokluğundan anlayabiliriz.