AKŞAM
Arka plan
Savaş tarafların aynı hikayeleri, yalnızca kendilerine özgü zannederek anlattıkları bir 'trajediler zinciri'. Birbirine düşman edilmiş, birbirine öcüleştirmişlerin acılarını bitirmek için karşı tarafı lanetlediği bir akıl tutulması. Bir zamanların 'Kafkas kültür başkenti'nde rastladıklarımız da aynı hikayeleri anlatıyor, Karabağ'ın ücra köşesinde bulduğumuz Azeri kadın da...
Bugün Azerilerin 'Şuşa', Ermeniler'in 'Şuşi' dediği kentten başlayacağız hikayemize. Burası bir sembol. Sovyetler zamanında Kafkaslar'ın incisi kabul edilen şehir, sanatçıları kendine çeken bir 'cazibe merkezi'ydi. Bugünkü halini görünce yaşananları tarife pek de gerek kalmıyor.
Şuşa (Şuşi) tam bir hayalet şehir. Zamanında 400 bin olan nüfus, bugün 4 bini bile bulmuyor. Karabağ'daki çatışmaların en büyük ibret noktalarından.
Burada Karabağ göçmenlerinden sorumlu Sarasap Saroyan ile yaptığımız söyleşiyi okuyacaksınız. Ardından oğlunu ve eşini savaşta kaybetmiş Flora Hambardzumyan'ın hikayesine tanık olacaksınız.Ve bu 'kırık' tabloyu mevcut durumla kıyaslamak için sözü de facto Ermeni yönetiminin Dışişleri Bakanı Georgy Petrosyan'a bırakacağız.
Yıkılmış bir şehrin hüzünlü hikayeleri
Burası işgal altındaki toprakların paylaşılamayan şehri. Ermeniler Şuşi, Azeriler ise Şuşa diyor. Savaştan sonra tek bir Azeri'nin kalmadığı hayalet şehre yerleşen Ermenilerin hayatları da harabeye dönmüş
Stepanakert (Hankendi)'den bir taksiyle yola çıkıyoruz. Nefis dağ manzarası içinden geçtikten sonra rehberimiz 'İşte' diyor neredeyse tamamı yıkılmış evleri göstererek: Burası Şuşi. Şehrin belediye binası olduğunu öğreneceğimiz harabe haldeki bir binanın önünde taksiden iniyoruz. O sırada binadan Sarasap Saryan dışarı çıkıyor.
Saryan, Karabağ bölgesine çatışma döneminde göç edenlerden sorumlu direktör. Bize hayalet şehri dolaştırırken kendi hikayesini anlatmaya başlıyor: 'Bakülüyüm. Çok güzel bir hayatım vardı. 1980'de Rusya'da, önce askere sonra da üniversiteye gittim. Mühendislik okudum ama mezun olmadan Sumgayit'teki kıyımlar başlamıştı. 1988'de evime dönerken Bakü havaalanında Azeriler Ermenileri gösterip, sırtını dönüyordu. Bir şeyler olacağını hissettim ve aileme hemen Azerbaycan'ı terk etmelerini söyledim. Her şeyi geride bırakıp Karabağ'a geldik. Ama Bakü ile Karabağ bir mi? Burası daha çok tarım bölgesi. Oysa biz şehirliydik.'
AZERİLER DE ACI ÇEKTİ
Saryan 'Buraya ilk dalgada gelenler, evlere yerleşmişti. Biz, Stepanakert'te bir apartman dairesini iki-üç aile paylaşabildik' diyor ve konuşmasına şöyle devam ediyor: 'Sanma ki bu anlattıklarım yüzünden Azerilerden nefret ediyorum! Olur mu hiç öyle şey! Onlar da aynı acıları çektiler. Ben Azerilere değil, Bakü politikalarına, Haydar Aliyev'e kızıyorum!'
Saryan'ı dinleyince insan sanki tek bir Azeri ölmemiş, Ermeniler hiç kimseye zarar vermemiş yanılgısına kapılıyor. Oysa şehir, bunun doğru olmadığının en büyük kanıtı. Kent nüfusunun yüzde 70'den fazlasını oluşturan Azeriler bugün yok. Çoğu ya öldürülmüş, sağ kalanlar ise kaçmış. Saryan, bunu 'Ermeniler kendilerini savundu. Hayatta kalmak için şehri ele geçirdi' diyerek 'tek tarafın gözüyle'açıklıyor.
Şehirde nüfusun yarısından fazlası göçmen. Meğer göçmenleri ikiye ayırıyorlarmış: Karabağ'ın içinden ve dışından gelenler. Şuşi'de göçmenlerin çoğu Karabağ'dan. Saryan'ın 'Gelin bir eve konuk olalım' teklifi üzerine yola koyuluyoruz. Bu hayalet kentte gittiğimiz ev tam bir enkaz. Evin bahçesinde tavuklar, köpekler var. Ölümün içine bir hayat kurmuşlar... Acıların üzerine yarım yamalak da olsa mutluluk...
OĞLUMU VE KOCAMI SAVAŞ ALDI
Burası Flora Hambardzumyan'ın evi. Aile 1988'de Fizuli'deki evleri yakılınca apar topar kaçıp, Stepanakert'e gelmiş. Türk olduğumuzu duyunca Flora Hanım'ın yüzünden bir gölge gelip geçiyor. Gözlerimin içine bakıp 'Evime gelen ve bana gülen gözlerden zarar gelmez' diyor ve başlıyor anlatmaya: 'Stepanakert'e kaçtığımızda başka ailelerle ortak evlere yerleştik. 1992'de bize Şuşi'deki bu evi verdiler. İki oğlum vardı. Biri öğretmen. Çatışmalar başlayınca savaşa gitti. Aylarca bekledik haber almak için. Sonra duyduk ki Martakert'te ölmüş. Bunu duyan kocam üzüntüden kalp krizi geçirdi. Onu da kaybettim. Bu savaşta 30 yıllık yuvam, oğlum, eşim, evim, her şeyim yok oldu. Burada diğer oğlum ve ailesiyle yeni bir yaşam kurduk. Ama eskiler unutulur mu?'
Unutulmaz herhalde. En azından Flora Hambardzumyan'ın gözleri öyle söylüyor. Bize evi gezdiriyor. Gelini sofrayı hazırlıyor. Flora Hanım bize kendi arılarının balını, ev yapımı reçel, ekmek ve yoğurt ikram ediyorlar. Vedalaşırken uzun ve içten sarılıyorlar.
TEK SEÇENEK SAVAŞMAK
Georgy Petrosyan işgal altındaki Karabağ'da 'sıradışı bir politikacı' olarak tanınıyor. Petrosyan'la söz verdiği tarihten bir gün önce, Karabağ'a varır varmaz bir araya geldik. Vize almak için Dışişleri Bakanlığı'na gittiğimizde. 'Yarını beklemeyelim, haydi şimdi yap röportajı' dedi ve anlatmaya başladı...
l Siz 'Bu topraklar bizim. Kanıtı da buradaki yüzlerce yıllık Ermeni kilise ve manastırları' diyorsunuz, Azeriler ise 'Hayır o manastır ve kiliseler bizim atalarımız olan Hıristiyan Arnavutların' diyor...
Bu tez doğruysa Azeriler, bana nasıl İslam'a döndüklerini açıklamalı. Bu topraklarda İslam 1000 yıldır var. Bir gün 'Atalarımız Türk' diyorlar ertesi gün 'Atalarımız Arnavut'. Artık bir kara versinler! Hıristiyan Arnavutların torunları olduklarını düşünelim, krallığın en önemli tapınaklarından biri Gandazar Manastırı ki bu da krallığın kuzeye doğru çok daha geniş bir coğrafyada bulunduğunu söylüyor. O zaman Azeri komşularımız Rusya'dan da toprak istesinler. Bakın 'Komşularımız' diyorum. Biz hiçbir zaman düşman demiyoruz.
l Türkiye ve Ermenistan arasında yaşanan yakınlaşmada 'Karabağ'da çözüm' sıkça telaffuz ediliyor. Buradan çözüm nasıl gözüküyor?
Burada bir savaş oldu. Bunu inkar edemeyiz. Bugünkü durum o savaşın sonucu. Değişiklik olacaksa bu önce bize sorulmalı. Benim sorunumu bensiz çözmeye çalışıyorlar. Bize sorulan bir şey yok henüz.
l Sorulacağı yönünde umudunuz var mı?
Kesinlikle var. Sorulmazsa buralardan kaçamayacağımıza göre tek seçeneğimiz savaşmak olacak.
l Ermenistan kendi çıkarı uğruna sizin adınıza söz verirse ne olacak?
Hele bir denesinler. Biz zor hedefiz demek istemiyorum ama insan çocuğunu satar mı?
l Satarsa Ermenistan'dan bağımsız bir Karabağ ordusu var mı?
Tabii ki var. Ama Ermeni ordusu ile yakın işbirliği içindeyiz. Hatta Karabağ ordusu Ermenistan ordusundan önce kuruldu. Üstelik Karabağ'ı sadece buradakilerle sınırlı düşünmeyin. Diasporada çok güçlü insanlar var. Dünyanın dört bir yanında, dünya politikalarını etkileyecek konumda Karabağ Ermenisi var.
KÜLTÜR MERKEZİYDİ KÖY OLDU
Şuşi ya da Azerilerin dediği gibi Şuşa, çatışmalar başlayana kadar Karabağ'ın en büyük kentiydi. 1800'lerde Rusya'nın ele geçirdiği şehir o dönemden beri Azeri kültürünün yeşerdiği önemli merkezlerden biri. Çatışmalar öncesinde kentin nüfusunun yüzde 70'den fazlasını Azeriler oluşturuyordu. Bugün ise tek bir Azeri yok. Şehir, Ermeni ve Gürcüler için de önemli bir merkez olmuş. Şehirde 18. yüzyılda bir Ermeni prensliği hüküm sürüyordu. Tartışmalar da burada farklı dönemlerde farklı egemenliklerin hüküm sürmesinden kaynaklanıyor. Şuşa (Şuşi) bugün tek bir otelin bulunduğu, adeta bir hayalet şehir...
YARIN: Karabağ'daki Azerileri bulduk. Yıllar sonra Azerbaycan'a gönderilen mesaj