AKŞAM | CUMARTESI | 16 OCAK 2010, CUMARTESİ
Çiçeği burnunda bir orta sınıf burjuva çifti banliyödeki evlerinde rahat bir yaşam sürmektedir. Kadının çocukluğundan beri gelen bir sorunu vardır: Takip edildiğini ve kendisine bir 'şeyin' musallat olduğunu iddia etmektedir. Adam buna inanmaz ve alayla yaklaşıp eve bir kamera getirir. Buna karşılık, 'sorunu çözmek' hiç kolay değildir.
Çıplaklık ve seks, oluk oluk akan kan ve parçalanan ya da canlanan cesetler yok... 'Bunlar olmadan da gerilim-korku filmi olur hatta daha iyi olur' diyorsanız böyle buyrun!
Filmin büyük bölümü kameranın açısının karşısında bize dönük yatan çift, açık bir kapı, o kapıdan görünen hayli loş bir koridor ve merdivenlerden oluşan derinlikli kompozisyonda geçer. Basit bir el kamerasıyla çekilen görüntüleri izleriz. Bir 'şey'in musallat olduğu genç kadın ve sürekli gırgıra meyilli partnerinin macerasını izleriz. Hiç dışarı çıkılmaz, 'dışarısı' takip alanımızda değildir.
EVDE GEÇEN 'BLAIR CADISI'
Söz ettiğim, Oren Peli'nin amatör oyuncularla ve el kamerasının gerçekliğini kullanarak hayli mütevazı filmi 'Paranormal Activity'. Evde geçen 'Blair Cadısı' demek çok da yanlış sayılmaz. Özellikle izleyicinin gözünün içine baka baka, dürüstçe (!) attığı 'fake' (aldatmaca) yenilir yutulur şey değil! Biri Bizi Gözetliyor türü 'Büyük Birader' çağrışımı yapıyor, insanın röntgencilik/gözetleme zaafını da alabildiğine sömürüyor. Filmin üzerinde yayın haklarını alan şirketin kararsızlığı, yeniden çekelim, yok orijinal halini dağıtalım, türü tartışmalar sonucu gösterime 2 yıl sonra çıkıyor olması da efsaneleşmesini sağlıyor. Belki de ilk defa bir film hakkında düzenlenememiş bir kampanyanın aslında kampanyadan güçlü yürüdüğünün de ilginç bir kanıtı oluyor.
'Paranormal Activity'yi izlerken çok korktum/hiç korkmadım penceresinden bakmak yerine söylemeye çalıştığı şeylere ya da söylemek istediği bir şeyler var mı ona bakmak lazım. Şehirden firar etmiş, hayallerindeki evlerde oturanları yine mutsuz görüyoruz. Ne diyor filmin parapsikoluğu, 'nereye giderseniz o sizinle gelecek'. Mutlu olmayı beceremeyen, tek bilgi kaynağı hayli bulanık internet havuzu olan genç kadın ve adamlar 'yanlarındakini' gittikleri yere de götürmektedir şüphe yok.
ÜÇ AYRI FİNALİ VAR
Tam 3 ayrı final kurgulanmış filmin bizde gösterilecek kopyası her ne kadar George A. Romero'nun 'Yaşayan Ölülerin Gecesi'ni anımsatsa da, en etkili final olduğunu söyleyebilirim. Belki son yılların en iyi korku-gerilim filmi ya da başyapıtı değil ama adıyla birlikte anıldığı tüm filmlerden daha çok şey söylemeye çalışan bir film. Muhafazakar bir utangaçlık ve ürkeklik içinde dindar ama kesinlikle 'gerici' değil! Korkularınızı ve önyargılarınızı yenebilirseniz, gidin gözetleyin!
AKLI HAVADA
Bir 'outplacement departmanı uzmanı' olan Ryan Bingham, Amerika'yı adım adım gezerek çalışan insanlara işten çıkarıldıklarını tebliğ etmekte ve onların kariyer planlamalarına yardımcı olmaktadır. Günün birinde iyi eğitimli çaylak bir genç kız gelir ve işten çıkarma tebliğlerini internet üzerinde halletmeyi önerir. Ryan Bingham'ın görevi, bütünüyle karşı olduğu bu projenin mimarı çaylağı iş sahasına çıkarıp gezdirerek tecrübe kazanmasını sağlamaktadır. Bu arada sayısız yolculuğu sırasında tanıyıp günlük ilişkiye girdiği genç bir kadın tüm hayatına damga vuracaktır.
Ryan Bingham rolünde, George Clooney, sanki kendi için yazılmış, gerçek hayatıyla duygusal anlamda son derece benzeşen bir karakteri canlandırıyor. Clooney, kariyerinin belki de en etkili ve başarılı rolünde harikalar yaratıyor.
CLOONEY TEKNOLOJİYE KARŞI
Ryan Bingham, tam bir 'çok gezen, çok bilir' tipi üzerine kurulmuş bir karakter. Ama o, zaten son derece vahşi bir sistemin felaket tellallığının insanlık karşıtı 'online' sisteme çevrilmesine muhalif, yani işten çıkarma tebliğlerinin internet yoluyla yapılacak kadar küstahlaşmasına... Her şey belki iyi ilerliyor ama 'Up in the Air' (Aklı Havada) bizde soru işaretleri bırakıyor. Öncelikle Ryan, teknoloji karşısında insan ruhunu savunuyor. Buna karşılık 'telefonla aşk mesajı' gönderimleriyle bir tarafını teknolojiye yem etmiş zaten. İkincisi, Ryan karakteri üzerinden son derece mutsuz ya da en azından buruk bir finale kanat çırpıyor. Son yıllarda Hollywood bu tip olumsuzlukları bir koz olarak gösterip diğer coşku patlamalarını azami ölçüde vererek filmlerinin Oscar'a giden yolda fazla yıpranmamalarını sağladı.
Yönetmen Jason Reitman, babası efsane komedi/macera filmi 'Ghostbusters'ın yönetmeni Ivan Reitman'ın oğlu olarak umut veriyor.
Ayrıca filmin en önemli özelliği, makinelere karşı insan duygularını savunması. Sonuç olarak 'Aklı Havada' izlenmeyi hak ediyor. Ancak gerçek dünyada, anlattığı şeyleri ütopik çerçeveden kendisinin bile çıkarmakta zorlandığını da kabul edelim. Zira hayat boş sırt çantalarına da, hayat üstüne nutuk abiliklerine de zaman tanımıyor. Yine de kimbilir, Akademi, George Clooney'yi elinde heykelcik ve boş sırt çantasıyla törende konuşturabilir.