AKŞAM | CUMARTESI | 16 OCAK 2010, CUMARTESİ

Amacım televizyonu sokağa taşımak

zkkatCumartesi geceleri SKYTÜRK'te yayınlanan 'Matrax'ın yaratıcısı  Zeki Kayahan Coşkun, 10 yıldır aynı isimle ALEM FM'de program yapıyor ve 'Amacım, radyo programında olduğu gibi şimdi de televizyonu sokağa taşımak' diyor.

Yıllardır yaptığı radyo programıyla tanınan başarılı bir isim Zeki Kayahan Coşkun. Çocukluğundan beri radyocu olma hayali taşıyan Coşkun, 'bugüne kadar radyoda yapılmayanı yapmak' amacına ulaşmış. ALEM FM'de 'Matrax' programını yapan Coşkun, aynı adlı televizyon programıyla izleyicileri ekran başına kilitliyor.

- 'Matrax'ı televizyonda yapmaya nasıl karar verdiniz?
Yıllar önce AKŞAM Gazetesi'nin gençlik ekinde yazmaya başladığımda, 'Yazdıkların gibi radyo programı yapabilir misin?' demişlerdi. 'Deneyelim' dedim ve haftada bir saatle başladık; sonra iki saat, altı saat derken haftada 5 güne çıktı. Ardından kitaplarım yayımlandı. Daha sonra, 'Radyo programında yaptığın, kitaplarında yazdığın gibi televizyon programı yapar mısın?' dediler. Şimdi de televizyondayım. Her şey böyle bir süreçten geçti. Tıpkı radyo programında olduğu gibi şimdiki amacım da televizyonu sokağa taşımak. 

- Ne şans! Radyoculuk hiç aklınızda yok muydu?
Ortaokuldan beri hayalimdi. Başta ailem olmak üzere kimse onay vermemişti. Kalabalık otobüs duraklarında sürekli şakalar yapardım belki bir şöhret avcısı beni keşfeder diye. Ama şöhret avcısı toplu taşıma aracı kullanmadığı için keşfedilmemiştim. 

- Sizce hala radyo dinleniyor mu?
23.00'te başlıyor programım. Dolayısıyla o saatler sadık dinleyicilerin fazla olduğu saatler. Programıma başladığımda eminim ki, dinlenme oranları ve aldığım ödüller de bunu gösteriyor zaten; televizyon kapatılır, dinleyici her şeyden kendisini soyutlar ve dinlemeye başlar. Programı bitirdiğimde de gidip yatar.

AŞEREN DİNLEYİCİYE AŞURE ULAŞTIRIYORUM
- Peki, diğerlerinden farkınız nedir?
Programın en önemli farkı radyoyu sokağa, sokağı radyoya taşımak oldu. Gecenin bir yarısı 'Aşureye aşeriyorum' diyen hamile bir kadın yayına katıldığında, mikrofondan 'Var mı aşuresi olan, bu hanımefendiye ulaştıracak' dediğimde biri 'Var ama aracım yok' diyor. Beni dinleyen bir taksi şoförü, 'Neredeyse gelir alırım' diyor. Dolayısıyla birbirinden uzak düşmüş insanları aşure aracılığıyla gecenin bir yarısı bir araya getirebiliyoruz. Ya da birbirini hiç tanımayan insanlar gecenin bir yarısı piknik yapabiliyor. Mesela kalabalık bir grup Denizli'de uzuneşek oynama rekorunu kırdı.  'Kimse doğum günümü kutlamadı' diyen biri arıyor. Bir dinleyici pasta, biri börek getiriyor, derken 300 kişi doğum günü kutluyor. 

- Dinleyenler neden sizin dediklerinizi yapıyor?
Dinleyicilerim, izleyicilerim programın bir parçası hissediyor kendini. Dolayısıyla program nasıl daha eğlenceli, nasıl daha keyifli hale gelir diye kendisini sorumlu hissediyor. 'Plaj havlusuyla gecenin bir yarısı sokağa çıkıyorum; manyak mıyım; gülerler mi?' sorusundan ziyade, 'Nasıl eğlenebilirim; yıllar sonra bu anıyı nasıl çocuklarıma, torunlarıma anlatabilirim?' diye bakıyor. Bunların hepsi eğer at gözlüğüyle bakılırsa manyaklıktır ama diğer yandan kaç kişi gecenin bir yarısı tanımadığı 156 kişiyle uzuneşek oynama hatırasına sahip olabilir ki? 

- Programın fanatikleri programınızın da bir parçası olmuş mesela yorum yapan Ayten Teyze...
'Ayten'le Haber Anı' diye bir köşemiz var. Çeşitli haberler hazırlıyoruz. O haberlere kendince bir Anadolu kadını saflığıyla yorumlar getiriyor ki, bence hiç kimse bu kadar saf, bu kadar temiz bu haberlere yaklaşamaz. Biz her gün haberlere yorumlar getirildiğini görüyoruz ama kaçı Ayten Hanım'ın penceresinden bakabilir? Dolayısıyla o pencereyi aralamak istedim.   

- Programınızın diğer 'maskot'ları kimler?
Ön plana çıkan bir isim de şizofreni hastası olan Atilla Bey. Delileri çok seviyorum. Onların hayata çok derinlikli baktığını düşünüyorum ve onlarla sohbet etmeye bayılıyorum. Radyo programında tanışmıştım. Atilla Bey karısının çeyizlerini yiyormuş. 'O da benim başımın etini yiyor, ben de tepki olarak yapıyorum' demişti. 

- Sokak Matraxiyonları'ndan en çılgını hangisiydi?  
Yaptıklarımızın hepsi çocuğum gibi. Sokak ortasında şampuanı alıp banyo yapanlar; sokakta çamaşır yıkayanlar, hepsi birbirinden ilginç olaylar. 

- Mektup gönderen dinleyiciler var mı hala?
Günde 30-40 tane mektup geliyor. Öğrencilerden, özellikle cezaevlerinden. Öyle ki; 'Tek lafınla burada isyan çıkaracak noktaya geldik, sen yeter ki söyle' diyorlar. Bütün cezaevlerinde programın kesintisiz dinlendiğini biliyorum.

- Kadın hayranlarınız da çokmuş hatta evinin anahtarını yollayanlar olmuş...
Gelenlerin arasında flört eden zihniyette mektuplar da oluyor tabii. Bir kez çok kabarık bir zarf gelmişti. Allah, Allah ne olabilir deyip zarfı bir açtığımda ne göreyim? İçinden bir hanımefendinin iç çamaşırı, evin krokisi ve yedek anahtarı bir de yarı çıplak fotoğrafı çıktı! 

- Gittiniz mi yoksa?
Gitmedim. Bir de o zaman işe belediye otobüsüyle gidip geliyordum ve otobüsün içinde unutmuştum mektubu. 

- Felaket bir durum, kesin giden olmuştur...  
Valla giden olmuş mudur bilmiyorum ama ablanın 'kim vurdu'ya gittiği kesin! (Kahkahalar)

ACIYI VE AŞKI TATMAK LAZIM
- Çapkın mısınız?
Ben aslında çapkın değil de kendimi acıtacak sevdaların peşinde olan biriyim. 

- Niye acıtacak ilişkiler?
Seviyorum çünkü. Yılmaz Erdoğan'ın 'Ağlamasını bilmeyen adamın gülmesinden bir b...k olmaz' diye bir sözü vardır. Biraz acıyı ve aşkı tatmak lazım. Çapkınlık, tek gecelik ilişkiler, kısa süren şeyler. Ama bir şey beni kanatsın, ben de bunun üzerine kankırmızı mürekkeple bir öykü yazayım isterim. 

- Mesela olmadık kişilere mi aşık oluyorsunuz?
Yabancı birine aşık oluyorum mesela, o da ülkesine dönüyor. Arkasından 'Ben Senden Sonra Düş Oldum' diye bir kitap çıkıyor. Hüznü de seviyorum. Aşkla ilgili bir öyküyü yazarken öyle bir cümle çıkıyor ki elimden, kendi cümleme ağlıyorum. Mizah ciddi bir iştir, şakaya gelmez, belki de en çok burada gerekli olan bir ifade.

- Şimdi biri var mı hayatınızda?
Şimdi yok. Ama zor zaten. O birinin çok büyük olması lazım. Yüreğiyle, söyledikleriyle, tavrıyla... Öyle büyük biri yok henüz. 

- Hiç büyük aşk olmadı mı peki?
Oldu canım, olmaz olur mu? Zaten o büyükler gittiği için tekrar o büyük boşluğu doldurmak sorun olduğu için olmuyor.

Heves kıranları önemsemiyorum
- Size 'Beyazıt (Öztürk) ve Okan (Bayülgen) çakması' diyorlarmış...
Türkiye'de talk şov anlamında başarılı olmuş iki kişi var ve onların dışında kim ne yaparsa onlara benzetiliyor. Giden sevgilinin ardından hüzünlü yazılar yazdım, Yılmaz Erdoğan dediler. Türküleri sevdiğimi söyledim, Beyaz dediler. Herkes kadar asabiyimdir, asabiyetimi saklamayıp salağa salak dediğimde de Okan dediler. 

- Ne yazık ki başarılı olanların işi zor ve kıskanılmaya mahkumlar...
Kitap yazmaya cüret ettiğimde 'Senden başka kim senin kitaplarını alacak' dediler. 'Türkleri Anlama Kılavuzu' adlı kitabım 4 yıl önce 400 bin satışa ulaştı ki, o dönem Ahmet Altan, Orhan Pamuk ve ben ilk üçteydik. Radyo programı yapacağım zaman da 'hadi canım, sen mi yapacaksın?' demişlerdi. Umursamamıştım. Gazetede yazma fırsatı verildiğinde 'her gün nereden bulacaksın yazacak konu' dediler. Benim gibi heveslenen birçok kişiyi bu ve benzeri 'heves kıranlar' engellemeye çalışıyor.

SİBEL ATEŞ YENGİN

 

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3