AKŞAM | CUMARTESI | 16 OCAK 2010, CUMARTESİ

Dolunay kimilerini kurt adam kimilerini yazar yapar

Gazeteci Berrin Karakaş 'Üç Noktalar Sarayı' adlı  yeni kitabında değişen dünyaya uyum sağlamaya çalışan, onu  kabul eden ya da  konumunu değiştirmeye çalışan orta sınıf ailesinin bireylerini anlatıyor.
Berrin Karakaş'ın dördüncü kitabı 'Üç Noktalar Sarayı' Turkuvaz Kitap'tan çıktı. Konu bildik olsa da kitabın dili oldukça şiirsel ve kimi yerlerde tekerleme tadında zekice yapılmış dil oyunları var.
Yazar, yeni bir kitap daha çıkarmanın tarifsiz heyecanını yaşadığını belirtirken yazma halini 'tek bir cümleyle gelen büyük bir dünya' diye tanımlıyor. 'Baştan ne yazacağımı bilmesem de hangi derdimi anlatacağımı bilirim' diyen Berrin Karakaş ile yeni romanını konuştuk.   

- Yeni bir kitap daha yazdınız, neler hissediyorsunuz?

Her kitap çıktıktan sonra çok da tarif edilemeyen bir hisse kapılıyorum. Sanki çıplak kalmış gibi hissediyor ve bir yere kapanmak istiyorum. Çok önemli bir parçanı yitirmişsin de sanki bir daha o geri gelmeyecek gibi bir duygu. 

MEVCUT HAYAT GİTMİYORSA YENİSİNİ ÇİZERSİNİZ

- Romanda plazalarda yaşamdan kopuk hayatlar, özgürlüğün ancak parayla mümkün olması, sevmedikleri işlerde çalışmak zorunda kalanları anlatıyorsunuz, herkesin derdi aynı galiba?
Artık böyle bir dönem yaşıyoruz. Her şeyin bir tıkanma noktası vardır. Dünya bile alarm verdiğine göre insan da sıkıştığı noktada başka bir yöne doğru gidecektir. Günümüz insanı da çok sıkıldığında hem kişisel hem de toplumsal olarak bir şeylere müdahale edecektir. Gitmediği noktada, yeni bir hayat çizersiniz kendinize. 

- Rüya karakteri aileyle birlikte yaşamak isterken bir yandan da 'bağ, bağımlılık getirir' duygusuyla çok sıkılıyor bu durumdan...
Zaten bu çok önemli bir dert herkes için. Herkesin annesiyle ve babasıyla bir hesaplaşması vardır. Aile, doğduğunuz andan itibaren sizi yönlendirir ve dünya kafesine iter. Ve sizin derdiniz bitmez hiç aileyle. En iyi anne-babayla bile ters düşebilirsiniz. 

- Romanda mesela baba karakteri her zaman kızlara en uygun görülen öğretmenlik mesleğini yapsaydı Rüya diyor...
Rüya'nın derdi aslında şair olmak. Sadece yazarak para kazanmak ve serseri olmak istemiş ama olamamış. Aslında biraz arada kalma durumunu anlatmak istedim. Bir sürü insanın hayatında kendini garantiye alma, sigortalı bir işte çalışma fikri hep vardır. Bunların hepsi sizi içten içe yiyen şeylerdir. Aslında çok iyi niyetle kızının geleceğini düşünüyor, 3 ay tatili olsun, evinde olsun diyor...

- Siz peki kendinizi arada kalmış gibi hissediyor musunuz?
Zaman zaman hissediyorum. Öyle çok fazla müdahale eden bir ailede yetişmedim. Her zaman yaptıklarıma saygı duydular. Ama ister istemez bir çatışma oluyor tabii. Babanızın bir bakışı, annenizin küçücük bir şey söylemesi bile yetebiliyor.

BİR YANIMIZ 90'LAR BİR YANIMIZ MİLENYUM

- Rüya karakteri hayaller ve şiirin dünyasında geziniyor; Dünya karakteri tutucu, değişimi kabul etmeyen; Deren karakteri ise birleştiren, dalgacı ve her şeyi hafife alan biri gibi. Bu isimler özellikle mi seçildi?
Bütün yazdığım romanlarda isimler özellikle seçilir. Deren işte tam da 'yenidünya çocuğu'. 80'lerden sonra doğmuş ve kabloları yakalamış bir jenerasyon. Bilgisayarla ve teknolojiyle araları çok iyi. Dilleri farklı. Daha pozitifler.

- En çok Rüya karakteri arada kalmış...
Rüya 90'larda gençlik geçirmiş biri. Ne olduğunu çok anlamasa da 80 ihtilalini görmüş ve hem eski hem de yeni arasında kalmış biri. Ne o olabilmiş, ne diğeri. Aynı kuşağı yaşayanların bir yanı hala 90'lardaki haldir bir tarafı da milenyumdur. Onlar biraz aradadır. 

- Yazma anınızda sizin için hava güneşli midir yoksa dolunay kasveti mi olur?
Dolunay benim için çok önemli bir yazma dilimi. Her dolunayda 'bak bu da kaçtı, yine yazamadım' diye hayıflanabilirim. Dolunay herkeste belli bir duyguyu öne çıkartıyordur, bende yazdırma gücünü kullanıyor. Dolunay etkisi kimilerini kurt adam, kimilerini ise yazan insan yapabilir. 

- Bir söyleşinizde 'ölüm güzel bir şey onu anlayana' demişsiniz, çiçeğe, toprağa karışıp farklı biçimlerde var olmak mı yoksa yaratana geri dönmek mi ölümü güzel kılan?
Her ölüm yeni bir başlangıç gibi. Mevlana'nın 'Şeb-i Aruz' hikayesi gibi; o ölüm bir düğündür aslında. Güzel dediğim; yeni kavuştuğun toprakları keşfetmek. Ölümden sonra o başlıyor.

Bu roman bir orta sınıfın hikayesi

- Kitabınıza 'Üç Noktalar Sarayı' adını vererek bir şey diyecekken yarım bırakmak ya da devam eden bir cümlenin bize kalmış halini mi anlatmak istediniz?
Bu orta sınıfın bir hikayesi ve toplumun zaten çoğunluğu da onlardan oluşuyor. Bu senin de hikayen, o üç noktaları doldur ve sen de sarayına yerleş demek istedim. Önüne, arkasına, her yerine bir şey ekleyebilirsin... 

- Romanda sizin gibi üç kız kardeş, polis memuru baba, yazar olmak isteyen gazeteci ortanca kız. Sanki anlattıklarınızda siz varsınız...
Yapmak istediğim orta sınıf bir aile kurgulamaktı. O ailelerden biri olarak çok fazla gözlem yapabileceğim insan vardı. Bire bir aile bireylerini anlatmadım tabii. Üç kız kardeşiz, benim de babam polis memuruydu. Her eserde sahibinden bir parça vardır zaten. Bu kaçınılmaz. Kendinizden bir şey katmadığınızda kuru kalacağına inanıyorum.

 

 

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3