Ben Suriye'deyken Oray Eğin bana yanıt vermiş.
Genellikle polemiklerden hoşlanan medya her nedense bu yanıtla hiç ilgilenmedi. Bana gelen elektronik posta mesajlarına baktığımda, bu hafta içinde Eğin'in yazısı ile ilgili olarak Yalova'dan bir okuyucu sıraladığı birçok nedenden dolayı benden yanıt vermememi istedi.
Ben de böyle yapıyorum ve çok önemsediğim bir konuya değinmeyi tercih ediyorum.
Salı ve çarşamba günleri Başbakan Erdoğan 10 bakanı ile birlikte Suriye'deydi. Her alanda işbirliğini içeren 50'yi aşkın anlaşma imzalandı. Bazı anlaşmalar yetiştirilemediği için sonraya bırakıldı. Bunlar arasında Fırat, Dicle ve Asi nehirlerinin paylaşılması ve buna bağlı konular bulunuyor. Örneğin sınırların belirlenmesi ve Hatay konusunun netleşmesi. Durum böyle olunca bazı (aslında bir) medya kuruluşları görüşmelerde kriz çıktığını ve anlaşmaların bile imzalanmasının ertelenebileceğini söylemeye başladı.
Telefonla bağlandığım televizyon ve radyolara, doğru olmadığını söylediğim bu haberler Türkiye'de yayılırken, Şam'da anlaşmalar imzalanıyor, ikili ilişkilerde stratejik kavram ve içeriğin ötesinde yeni bir dönem başlıyordu.
Bu da yetmiyor; Başbakan Erdoğan ve ekibi Şam'da olağanüstü bir ilgiyle karşılanıyordu.
Yani kriz çıktı diyenlerin sevinci kısa sürmüştü.
Çünkü Suriye lideri Esad, kardeşinin ölümünden dolayı yasta olmasına rağmen Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Hanım'a özel ilgi göstermiş, kaldığı otele eşi ile birlikte gelerek 'hoş geldiniz' demiş, ertesi öğle yine eşi ile birlikte Erdoğan çiftini kendisinin kullandığı arabayla alıp Selimiye Camii'ne götürmüş, binlerce Suriyelinin yoğun ve coşkulu karşılaması, kendisinin hazırladığı sürpriz ile Mimar Sinan Sergisi'ni gezdirmişti.
Akşam saatlerinde Esad ve Erdoğan çifti yeniden bir araya geldi. Türk delegasyonun onuruna verilen akşam yemeğinden sonra Erdoğan çifti Ankara'ya dönmüştü.
Özetle; Erdoğan bir Başbakan olarak değil Cumhurbaşkanı olarak karşılanmış ve öyle muamele görmüştür.
Esad ve Erdoğan'ın birlikte düzenlediği basın toplantısında ise Başbakan Erdoğan İsrail'in ne denli barış karşıtı olduğunu, İsrail Başbakanı Olmert'in kendisini nasıl aldattığını detayları ile anlattı. Gazze'ye yönelik saldırı ve kuşatma ile ilgili görüşlerini açıkladı.
Yani İsrail'in dünyaca reddedilen işgalci ve saldırgan politikalarına karşı kendisinin ve Türkiye'nin pozisyonunu anlattı. Başkan Esad'ın 'İsrail ile barış konusunda ben Türkiye'den başka aracı kabul etmem' açıklamasından dolayı kendisine minnettarlığını bildirdi.
Başkan Esad ise Türkiye ile ilgili olarak duygu ve tutumu anlattı. İki ülke arasındaki stratejik dostluğun özünde karşılıklı mutlak güvenin var olduğunu hatırlattı.
Tüm bu olup bitenlerin bir tanığı olarak ben doğal olarak Türkiye-İsrail ve Ortadoğu konusunda taraf oluyorum.
Bu da İsrail ya da ABD yanlısı olmaktan çok daha iyidir.
Belki de bu nedenle ben kendimi hem Suriye'nin hem de Türkiye hatta İran, Irak ve bu barış düşmanı İsrail hariç bu coğrafyadaki tüm ülkelerin ama daha önemlisi halkların sözcüsü gibi hissediyor ve öyle davranıyorum. Yani daha açık bir ifade ile ben İsrail, ABD ya da Batılı emperyalist ülkeleri değil bu coğrafyadaki halkları seviyorum. Onların iyiliği, barışı, esenliği, güvenliği, dostluğu için çalışıyorum.
Bundan da gurur ve onur duyuyorum.
İşte bu nedenle ben Başbakan Erdoğan'ın Şam ve bölgenin tüm ülkelerine ziyaretlerini ve oralarda bazılarının asla anlayamayacağı içten, coşkulu ve onurlu bir şekilde karşılanmasını önemsiyorum.
Tıpkı Cumhurbaşkanı Gül ya da Dışişleri Davutoğlu'nun tüm gezi ve ilişkilerini önemsediğim gibi.
Çünkü tüm bu gezi ve ilişkilerde hep dostluk, barış ve ortak çıkarlar amaçlanmıştır. Bundan hoşlanmayanlar varsa o da onların sorunudur. Çünkü kim ne yaparsa yapsın bu kervan ileriye doğru yürüyecek...
Tıpkı son yıllarda yürüdüğü gibi...
Yani Batı'nın Kıbrıs'ta Rum tarafına destek vermesi ve ikiyüzlü davranması, ABD'nin Irak ve Afganistan işgali, İran'a yönelik tehditleri, son olarak İsrail'in Lübnan ya da Gazze'ye saldırması, bu barış, dostluk kervanını durdurmayacaktır.
İşte bu nedenle bir yılını yarın dolduracak İsrail'in Gazze'ye yönelik insanlık dışı saldırısını, onun önce ve sonrasındaki tüm gelişmeleri ve özellikle Erdoğan'ın onurlu 'one minute' çıkışı ile ihanet içindeki Mısır lideri Mübarek'in Gazze'yi kuşatma girşimleri ve yardım konvoyunu engelleme çabalarını herkes çok iyi değerlendirmeli ve anlamalıdır.
Bunu yapmayanlar ya da herhangi bir nedenden dolayı yapamayanlar inanın bana er ya da geç kaybedecektir.