AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-01-16

kategori2

Alman ekonomisi hem iyi hem kötü!

Alman ekonomisi hem Türkiye hem Avrupa hem de dünyanın ekonomik trendleri açısından çok önemli bir ekonomi, çünkü dünyanın dördüncü büyük ekonomisi ve Avrupa'nın ise en büyüğü!
2009 yılı ekim ayında İstanbul'da IMF tarafından açıklanan global büyüme tahminlerinde Alman ekonomisinin 2008 yılında yüzde 1.2 büyüdükten sonra, 2009 yılında yüzde eksi 5.4 reel daralma sergileyeceği vurgulanmıştı.
2010 yılı için ise, IMF'nin Alman ekonomisi için büyüme tahmini yüzde 0.3 gibi çok düşük bir düzeyde idi. Toparlanmanın oldukça yavaş olacağı düşünülüyordu.
Alman kamuoyunda ise Alman ekonomisinde ihracatın büyük rolü nedeni ile (Alman ekonomisi Çin ortaya çıkana kadar en büyük ihracatçı ülke idi ama şimdi bu unvanı Çin'e kaptırıyor) ihracata aşırı bağımlılığın ülkenin bacağını tuttuğu konusu tartışılıyordu. Bazı çevrelerde yavaş yavaş konuşulmaya başlanan, iç ve dış talep arasında dengeli bir durum söz konusu olmazsa, ihracatın bir tür dışa bağımlılık arz ettiği idi. 
Ancak Almanya'da 2009 yılının son bölümünde ilan edilen çeyrekler itibarıyla büyüme 2008 son çeyreğinde eksi 1.2, sonra 2009 ilk çeyreğinde eksi 3.5 yani reel daralma sergilemiş, fakat 2009 ikinci çeyreğinde pozitif 0.4 ve 2009 üçüncü çeyreğinde de pozitif 0.7 reel büyüme ile Almanya durgunluktan yani resesyondan çıkmıştı. Bu süreçte ihracat toparlanma sergilemiş ve Almanya'da moraller göreli olarak iyileşmişti. Ancak şirket yatırımlarında ise (aynen Türkiye'de olduğu gibi ) durgunluk devam etmişti.
14 Ocak 2010 günü medyaya yansıyan verilerde ise Alman Federal İstatistik Bürosu 2009 yılı bütünü için daralmanın yüzde eksi 5.0 düzeyinde kalacağını, ama 2009 dördüncü çeyreğinde ise sıfır veya çok küçük pozitif büyüme sergileneceğini vurguluyordu.
Aslında 2009 yılı bütünü için yüzde 5.0 büyüme IMF tarafında ekim ayında yapılan yukarıda belirttiğimiz 5.4 reel büyüme tahmininden daha iyi bir veri. Ama beklenti anketlerinde daha kuvvetli toparlanma ümidi vardı.
Üretimde şirketlerin stok üretiminin dalgalı gitmesi bu göreli olarak beklentilere göre düşük kalan büyüme tahminleri konusundaki en önemli negatif faktör olarak görülüyor. Şirket yatırım harcamaları da henüz toparlanma sergilemiyor ve bu nedenle de Almanya da henüz büyümeye ivme  kazandıramıyor yorumu medyada yer almaya başladı. 
Avrupa genelinde de Noel ve yılbaşına rağmen tüketimin 2009 yılı dördüncü çeyreğinde yavaşladığı konusunda da medya haberleri görülmeye başlandı.
Tabii Almanya'yı zorlayan bir konu da Yunanistan'ın durumu.
Hatırlanırsa Roubini bundan birkaç yıl evvel İtalyan Bakan Tremonti ile bir kongrede atışmış ve İtalya'nın euro tek para sisteminden çıkacak ilk ülke olacağını vurgulamıştı. Roubini'nin bu tahminin doğru çıkmasını üç yıldır bekliyoruz. (Roubini ayni şekilde Latvia'nın sabit kur sisteminin çökeceği konusunda da tahmin yürütmüştü, tahminden bu yana iki yıl geçti, bu tahminin gerçekleşmesini de hala bekliyoruz).
Aslında Roubini birkaç aydır tahmin üretmemekte.
Şimdi ise medyadaki kötümserler Yunanistan'ın durumunu dillerine dolamış bulunuyorlar. Birkaç aya kalmaz Yunanistan euro para isteminden çıkar şeklinde tezler ortada.
Yunanistan Başbakanı George Papandreu televizyondan yaptığı açıklamada 'Yunanistan'ın euro tek para sisteminden çıkması hiç söz konusu değil!' diyerek endişeleri göğüslemeye çalıştı.
Ama örneğin Avrupa Merkez Bankası ve Brüksel bürokrasisi Yunanistan'ın daha önce açıkladığı 2008 bütçe rakamlarını bile revize etmesi gerektiğini vurguluyorlar. Yunanistan'ın ratingini düşüren rating kurumları ve dış yatırımcılar Yunanistan'ın GSYİH oranı olarak yüzde 13 düzeyine dayanan bütçe açığını toparlayacağına hiç inanmıyorlar.
Hatta rating kuruluşları ciddi rekabet kaybı nedeni ile Yunanistan'ın Portekiz ile beraber 'yavaş ölüm' sendromu sergilediğinin altını çiziyorlar.
Yunanistan ekonomisini de bundan sonra yakın takibe alıyoruz! Ama Avrupa konusundaki beklentilerimiz açısından Yunanistan'ın durumunun endişe verici olduğunu da düşünüyoruz!