AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2010-01-16
'Gazze'ye Yardım Konvoyu'na katılanların arasında birçok ülkeden farklı siyasal tercihleri olan insanlar bulunmasına karşın, Türkiye'den gidenlerin büyük bölümünün 'İslami' kimlikli olması dikkat çekmekteydi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Murat Mercan ve milletvekilleri arkadaşları ile İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım ve ekibinin büyük değer biçtiğim katkısı ile amacına ulaşan konvoyda 'sol' kimlikli insanların var olmaması ilginç ve bir o kadar garip.
Hamas'ın 'İslami' bir örgüt olması ise böyle bir yokluğu asla açıklayamaz. Solun ideolojik mücadele tarihinde insanlık onurunun hep ön planda tutulduğu ve bunun için mücadele edildiği hatırlanırsa Türk solunun Gazze ve genel olarak Filistin halkı ile dayanışmada ağırlıklı olarak ortaya çıkmaması anlaşılır gibi değil.
Çünkü toprağı elinden alınan ve 63 yıldır işgal altında yaşayan bir halkla dayanışmanın İslam ve de devrimcilikle bir ilgisi yoktur ve olmamalıdır. Ortada bir haksızlık ve zulüm var. Vicdanı olan herkese düşen görev bu durum karşısında duyarsız kalmamaktır.
İşte bu nedenle gönül isterdi ki; başta CHP olmak üzere tüm sol eğilimi parti, sendika, birlik ve sivil toplum örgütü de Gazze'ye giden konvoyda solcu İngiliz George Galloway gibi yer almalı ya da kendi konvoyunu oluşturmalıydı.
1 Mart Tezkeresi'ndeki onurlu tavrı ile Türkiye'yi büyük bir felaketten kurtaran, bugünkü bölgesel ve uluslararası saygınlığına önemli katkı sağlayan CHP keşke bu duyarlığını sonraki süreçlerde de sürdürseydi. Yani ana muhalefet partisi olarak CHP, Irak'taki tüm süreçlere müdahil olmalı, bölgesel sorunlarla ilgili politikalar belirleyip projeler üretmeliydi. CHP bu projeleri güncelleştirerek sürekli olarak halkla paylaşmalı ve kendi iktidarında bunlarla ilgili olarak neler yapabileceğinin ipuçlarını vermeliydi.
Örneğin; Sayın Baykal, İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırgan politikaları karşısında net bir tavır sergileyerek Filistinli solculara, laik kesimlerine ve hatta 'çaresizlikten' İslamcı olanlara doğru mesajlar vermeliydi. Gerektiğinde Gazze'ye giderek oradaki insanlarla bir araya gelmeliydi.
Sayın Baykal Şam'a, Tahran'a, Beyrut'a, Erivan, Atina'ya ve diğer tüm komşu başkentlere giderek oradaki hükümet ve farklı grupların temsilcileri ile görüşmeli, Türkiye'de AKP'den farklı düşünce ve eğilimlere sahip insanların varlığını yansıtmalı, oradaki insanların Türkiye ile ilgili bakış açılarını öğrenmeli ve gerektiğinde onlarla tartışmalıdır. Aynı şeyi diğer sol eğilimli parti, örgüt ve güçlerin yöneticileri yapmalı, bölgedeki anti-emperyalist mücadeleye katkı sağlayarak bu alanı yalnızca İslami parti ve güçlere bırakmamalıdır.
Yani Gazze Konvoyu'nda, Filistin halkının mücadelesinde, Filistin ve Irak'la dayanışmalarda, ABD, İsrail ve Batı'nın bölgemize yönelik tüm gizli ve açık planlarına karşı mücadelerle var olduklarını göstermelidirler.
Örneğin; İsrail ile son gerginlik...
CHP ve sol örgütler ya da onların paralelindeki yazar-çizer takımı AK Parti hükümetini eleştirmek yerine İsrail küstahlığına yönelik kendi görüşlerini belirtip İsrail'i aklamaya kalkışmamalıydı.
Çünkü söz konusu olan Türkiye Cumhuriyeti ve onunla birlikte Türk ulusunun onurudur. Yani 'söz konusu vatan ise gerisi teferruat'' olmalıydı.
Özetle; Türkiye ve bölgedeki mücadelelerde İslami kimliğin ağır basması sol eğilimli güçlerin ilgisizliği ve beceriksizliği için bir gerekçe olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki; sol ve devrimci eğilimlerin başarısızlığı 'halkları İslam'a yöneltmiş' ve var olan yeni durumu iyi değerlendiren İslamcılar da halkların kurtuluş, özgürlük, demokrasi söylemli politik mücadelesinde ön plana çıkmıştır.
Bu ise Türkiye dahil İslam aleminin son dönemde yaşadığı temel bir gerçektir. Bu gerçeğin ne anlama geldiğini kavrayamayanlar ve kendi ideolojik tercihleri içinde karşı tezlerini geliştiremeyenler hep değer kaybedeceklerdir. Tıpkı bir zamanlar Filistin saflarında çarpışıp şimdi İsrail ya da ABD kampında yer alan 'devrimciler' ve farklı nedenlerden dolayı hızla yozlaşarak ne kadar cahil, sığ ve kolay yönetilir olduklarını her fırsatta kanıtlayan sahte liberaller gibi...
İç ve dış konularla ilgili olarak gerçeği görmeyenler ve gerçekçi olamayanlar hep kaybedecektir.
Kaybetmemeleri, gerçeğin bir bölümünü öğrenmeleri ve olup bitenlerden az da olsa ders almaları için bu tür insanlara ise Ece Temelkuran'ın Lübnan ve Ortadoğu gerçeği ile Batı'nın bu coğrafyaya yönelik yaklaşımlarını anlattığı son romanı 'Muz Sesleri'ni okumalarını tavsiye ederim.
Gerisine de karışmam.