Sürücü belgesi alma şartları ile ilgili 1996 yılında bir yasa değişikliği yapıldı. Buna göre, eski sisteme göre 5 yıllık ilköğretim mezunları sürücü belgesi (ehliyet) alamayacaklardı. Bu değişikliğin uygulanması 3 kez ertelendi. Eğer yeni bir erteleme yapılmazsa 2011 yılının temmuz ayından itibaren bu yasa doğrultusunda işlem yapılacak.
Konu şu sıralar medyada tekrar 'ısıtıldı'. Isıtma işleminin ardından başlaması öngörülen uygulamayı destekleyenlerle uygulamaya karşı çıkanlar beyanat verme yarışına girmiş durumda. Toplumsal yapımızda bulunan ve gittikçe sayısal olarak artan 'fikri olmayanlar' da var tabi.
TRAFİK KÜLTÜRÜ
Trafikte araç kullanmak için görme, işitme gibi bazı duyuların sorunsuz olması gerektiği açık. Bütün bunlara ek olarak görece daha eğitimli kişilerin trafikte bulunmasına da itirazımız yok. Düz mantıkla bakıldığında, trafik kuralları konusunda eğitimli kişilerin daha uyumlu olduğu da söylenebilir.
Trafik konusunun bir 'kültür' olayı olduğunu unutmamak gerekiyor. Kültür ve eğitim arasındaki ilişkiyi yadsımak da mümkün değil. Ama eğitim ve kültür farklı şeyler. Özellikle eşekten inip araç kullanmaya başlayan bir kısım eğitimli cahillerin diploması değil, kültür yapısı ve benimsediği toplumsal değerler daha önemlidir. Bu durumun kanıtı niteliğindeki olaylarla karşılaşmak vakayı adiyeden...
HANGİSİ DAHA ZOR?
Şimdi izninizle bir soru sorup cevaplamaya çalışalım. Trafikte araç kullanmak mı zor, yoksa kanun yapmak mı? Soruyu biraz değiştirelim. Sürücü belgesi alınmasında mı, kanun yapılmasında mı eğitim daha öncelikli olmalı?
Bütün toplumun uyması gereken kuralların kanunla belirlendiği, değiştirildiği ve uygulamadan kaldırıldığı Meclis üyelerinin eğitimli olmasının öncelikler sıralamasında daha önde olması gerekmez mi?
Bilmeyenler için hatırlatalım. Milletvekili, bakan hatta başbakan olmak için ilkokul mezunu olmak yeterli. Hal böyleyken ehliyet almak için ilkokul mezunu olmanın yeterli olmaması biraz tuhaf kaçıyor.
YÜZEYSEL BAKIŞ
Bazı alanlarda düzenleme yapılırken konunun bütüncül olarak ele alınması gerekiyor. Aksi takdirde yapılan düzenlemeler yüzeysel kalır. Tıpkı fıkrada olduğu gibi bir durumla karşı karşıya kalırız.
Karadeniz'de arabasıyla doğa gezintisine çıkan bir kişi, stabilize yolda giderken önüne bir dere çıkar. Yol derenin karşısında da devam etmektedir. Ne var ki, yağmur yağmış ve derenin suyu bulanık akmaktadır.
Arabasıyla karşıya geçme konusunda duraksama gösterdiği sırada dere kenarında oturan Karadenizli'yi görür. 'Dere derin mi, karşıya geçebilir miyim?' diye sorar. Karadenizli, 'derun değil, geçebilursun' diye cevaplar.
Teşekkür edip gaza basar. Derenin ortasına geldiğinde arabası sulara gömülür. Güç bela canını kurtarır. Kendine geldikten sonra, hışımla Karadenizli'nin yakasına yapışır. 'Manyak mısın be adam? Az kalsın ölüyordum, hani derin değildi?' Karadenizli şaşkın gözlerle cevaplar: 'Valla ben de bi şey anlamadum. Az evvel karşuya bi ördek geçtu, su ancak belune kadar celeydi'.
Emlak vergisini ödemez katılım payını ödersiniz
BABAM işçi emeklisi. 200 m2'yi geçmeyen bir evi ve gelir getirmeyen 300 m2 arsası var. Emekli maaşından başka hiçbir geliri yok. 17 Mayıs 2009 tarihli AKŞAM gazetesi internet baskısında bu konudaki yazınızı gördüm. Yukarda açıkladığım durumlarda olan bir emeklinin gelir getirmeyen arsası olsa dahi uygun bir dilekçeyle başvurursa emlak vergisini ödemeyeceğini açıklamıştınız.
Uygun formu doldurarak (tek meskeni olan emekli dul ve yetimlere ait form) belediyeye başvurduk. Ancak görevli memur 'arsanız varsa emlak vergisini ödemek mecburiyetindesiniz' dedi. Üstelik bina vergisine ilaveten daha önce sokağımızın bordur tretuar taşları yaptırılmış, bunun için de yaklaşık 180 TL borç çıkarılmıştır. Belediyenin tüm bu uygulamaları doğru mudur? Değerli görüş ve önerilerinizi bekliyoruz. (R.S.)
Tek konutun dışında gelir getirmeyen işyeri, arsa ve araziye sahip olunması, indirimli emlak vergisi oranı uygulamasına engel değil. Bu durumda da tek konut için emlak vergisi ödenmeyecek. Konuya ilişkin açıklama 38 Seri no.lu Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği'nin 3/e maddesinde yer alıyor. Belediye emlak vergisi alamaz. Ancak bordur tretuar yapımı ile ilgili olarak Belediye Gelirleri Kanunu'nun 86. maddesine göre Yol Harcamalarına Katılım Payı alınması mümkündür.
Sekiz yıllık Bağ-Kur borcumu sildirebilir miyim?
BAĞ-Kur'a 8 yıllık borcum var. Şu an sildirme imkanım var mı acaba? Söz konusu bu borcum varken ben, eşim ve çocuklarım sağlık hizmetinden yararlanabilir miyiz? Veya SSK'lı çocuğumun üstünden sağlık hizmeti alabilir miyim? F. Dere
30 Nisan 2008 itibarıyla beş yıldan fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanlardan, borçlarını
31 Temmuz 2009 tarihinde kadar ödemeyenlerin sigortalılıkları durdurulup, borçları 3 Ağustos 2009 tarihinde silindi. Sigortalılıkları durdurulanlardan, çalışmaları 30 Nisan 2008 tarihinden sonra da devam edenlerin 4/b (Bağ-Kur) sigortalılıkları 1 Mayıs 2008 tarihinden itibaren yeniden başlatıldı. 30 Nisan 2008 tarihi itibarıyla borcunuz beş yıldan fazlaysa 30 Nisan 2008 öncesi sigortalılığınız durdurulup, borcunuz silinmiştir. Ancak 1 Mayıs 2008 sonrasında da Bağ-Kur sigortalısı olmanızı gerektiren çalışmanız devam etmiş ve borcunuz 90 günlük prim tutarından fazla ise siz ve eşiniz sağlık hizmeti alamaz. 18 yaşını doldurmamış çocuklarınıza ise sağlık hizmeti verilir.
Sigortalı çocuğunuz üzerinden sağlık hizmeti alabilmeniz için her türlü kazanç ve irattan elde ettiğiniz gelirin asgari ücretin net tutarından az olması gerekiyor.
AKLINIZDA BULUNSUN
Trafik cezalarında erken ödeme indirimi
TRAFİK kurallarının ihlali halinde uygulanan idari para cezaları tespit anında muhatabına tebliğ edildiği gibi, muhatabın bilinen adresine postayla da gönderilebiliyor. Bu cezaların tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenmesi halinde, kesilen cezada yüzde 25 oranında indirim yapılıyor.
GÜNÜN SÖZÜ
'Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler
birbirlerini yiyorlar.' Goethe