AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2010-01-17
Hikmet kaynaklı felsefeyle din kaynaklı felsefeyi kastetmiyorum, hikmeti burada daha çok seküler bir anlamda kullandığımı bir kez daha söyleyeyim. Elbette dindar bir arkadaş hikmeti kendi doğrultusunda anlayabilir ama ben dindar olmayan biri olarak hep belli bir yaşama dünyasını anlıyorum. Bu dünyada yaşamış alimler sufi olabilirler, derviş olabilirler, farklı dinden olabilirler, çünkü bu topraklarda Yahudi, Ermeni, farklı inançlarda insanlar yaşamış. Bütün onların hepsinin kültür dünyamızın derin hikmetine katkıları var. Hikmet, sofia'dır, felsefe bu sofia'yı sevmedir. Hikmet, bilgeliktir. Bilgelik, bir kültürün yaşam deneyiminden devşirilmiş sanat, bilim, inanç düzeni, ahlak ve estetik düzenidir. Evrensel felsefenin bu topraklardaki hikmet tabanı Anadolu hikmetidir.
Hikmet kaynaklı felsefe, ortaya çıktığı kültürün kendi yaşama dünyasından beslenen felsefe anlamındadır. Batı bunu zaten yapıyor. Batı'nın ateisti de Hıristiyanı da kendi yaşama dünyasından beslenmiştir. Camus bir Hıristiyan ateisttir, Marx öyledir. Marx, Yahudi kökenli olmasına rağmen bence tipik bir Hıristiyan yaşama dünyası içinde bakmıştır meseleye. Çünkü kurtuluş kavramı Hıristiyan” bir kavramdır. Bunlar, yaşama dünyası dediğimiz ve çoğumuzun farkına varmadan küçük yaşlarda edindiğimiz, yemek yerken, annemizle, babamızla, öğretmenle konuşurken, televizyon seyrederken, örtük bilgiler, dile getirilmemiş bilgiler olarak bize ulaşıyor ve felsefi bilinçdışımızda yer ediyorlar.
Yaşam problemlerine felsefece bakabilmenin yolu yordamı nedir, ne gibi örnekleri var, nasıl yapılabilir? Batı bunu denemiş, mesela Platon felsefesinin biraz böyle bir felsefe olduğu, zaten bütün Antik felsefenin kendisinin yaşam felsefesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu felsefeyi gerçekleştirenler kendi hayatlarındaki sorunlardan beslenip felsefe yapmışlar. Orada felsefe manevi bir güçle yapılıyordu. Platon'un Akedemia'sında sabah kalkılıyor, birtakım heykellerin önünde ritüeller gerçekleştiriliyordu. Bu ritüeller belki sırf ritüel olsun diye yapılıyordu belki aralarında inanan insanlar da olabilirdi ama bu her şeyden önce manev” bir derinliğin, daimonik bir heyecanın verdiği, sıradan ve günlük düşüncenin ötesine çıkabilmekle ilgili bir ritüeldi, heyecandı.
Felsefe şevk” bir faaliyettir. Batılı deyimle söylersek erotik bir etkinliktir, insan coşkusuyla başarılabilecek bir çabadır. İçi geçmiş, mızmız, korkak, bıkkın, yılgın, pörsümüş ve tırsmış insanların işi değildir. Risk almayı sevebilen, korkmayan, ama haddini bilen, buna rağmen, içindeki ateşi, bilme, anlama, öğrenme, yardım etme, güzel insan olma ateşini söndürmeyen insanların işidir. Onun için zordur, çünkü birbirine zıt öğeleri bir arada yoğuruyoruz. Bir anlamda haddini bileceksin ama pısırık bir insan olmayacaksın, korkmayacaksın, öbür yandan içinde bir ateş yanacak ama edepsiz olmayacaksın, kendini matah bir şey sanmayacaksın. Bunların harmanlanması, uyum içine girmesi çok kolay gözükmüyor.
Felsefe eğitimi Batı'nın ve bizim hikmetimizin önemli metinlerinin üzerine eğilmekle ve o metinlerin anlamlarını yaşayan hocaların eğitimiyle olabilir. Eğitimde yüz yüze ilişkilerle öğrenilecek şeyler vardır, kitaplardan öğrenilecek şeyler vardır. Felsefe eğitimi yalnız metin okuyarak olamaz çünkü o metinlerin satırlarının arasını okuyabilmek için ayrı bir bilgi türüne ihtiyaç vardır. O da bunu okuyabilmiş, (okuyabilen varsa elbette!) felsefenin tinselliğini, manev” gücünü kavrayabilmiş insanların o metinlere yaklaşımlarını görerek, onlarla birlikte yaşayarak anlaşılabilecek, yaşanabilecek bir şeydir. O yüzden uzaktan uzağa yalnız kitaplarla ve yazışmalarla bu iş olmuyor. Bu felsefi eğitim bir iklim meselesidir. İklimini, atmosferi oluşturmak, deyim yerindeyse bir felsefe küre oluşturmak lazım ki o felsefe küre içine girebilen insanlar, o felsefi havayı teneffüs edebilsinler. Bizde bir felsefi hava, felsefi iklim, felsefi atmosfer meydana getirilemediği için, memur tipli insanların etrafta dolaştığı, nerede eğitim almışsa onun çizgisinde ölünceye kadar yazıp çizip, terfi edip, emekli olan insanların yaşadığı bir ülke olma durumunda kalıyoruz.