AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2010-01-17
İnsanlık tarihinin en acı olaylarından Yahudi soykırımına bazı araştırmacıların itirazı var. Onlar soykırımın anlatıldığı gibi olmadığını ispat etmeye çalışıyor. İşte soykırımı sorgulayanların tarihi...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'İsrail kendine çekidüzen vermeli' sözünde haklılık payı var. Yakın tarihe baktığınız zaman, İsrail hep arsız ve şımarık bir çocuk gibi oldu. Her dediğini yaptırabilmek için olmadık yola başvuran, başaramadı mı hemen ağlayan, mağduru oynayan bir çocuk gibi. Peki, İsrail'in dünya nezdinde en büyük mağduriyeti olan soykırım bir tasarım olabilir mi? Bu, Hollywood'un yarattığı bir mit olabilir mi?
TARTIŞMA BAŞLADI
Tarihin en acı olaylarından Yahudi soykırımının gerçekten olup olmadığına ilişkin tartışmalar, 1950'lerden bu yana sürüyor. Cılız da olsa bazı bilim insanları 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere karşı baskı ve zulüm yapıldığını kabul etmekle beraber, anlatılan türde bir soykırımın olmadığını dile getirdi. Ama asıl büyük çıkış 1990'larda oldu. Değişik ülkelerden birkaç tarihçi ve araştırmacı soykırım üzerine araştırmaya girişti. Tabii başlarına gelmeyen kalmadı. Seyrettiğiniz bütün Hollywood yapımlarını unutun, önyargılarınızı da bir süreliğine bir kenara bırakıp, soykırım üzerine çalışan bilim insanı ve tarihçilere kulak verin. Karar yine sizin...
TORONTO DAVASI
Öncelikle isimden başlayalım; Yahudilere uygulanan soykırıma 'Holokost' deniyor. Yani 'Yakarak imha etme.' Neden? Çünkü toplama kamplarında gazla veya başka şekilde de öldürülse cesetler, fırınlarda yakılmıştı. Çünkü 6 milyon ceset ortalıkta yoktu. 'Hepsi kül oldu' denmişti. Ama peki 6 milyon kişiyi yakabilecek kapasitede kaç fırın vardı ve bir insanın yanması ne kadar zaman alırdı? Ünlü Toronto Davası'nda bütün bu teknik ayrıntılar ele alındı. Kanada'nın Calgary kentinde bir ölü yakma merkezinde müdür olarak çalışan Yvan Lagace'nin bilgisine başvuruldu. Lagace, Birkenau toplama kampındaki fırınlarda, 24 saat tam kapasite çalışılsa bile, en fazla 184 cesedin yakılabileceğini teknik bir raporla sundu. Yani fırınların arıza yapmaması ve ara verilmemesi halinde soykırımın yapıldığı iddia edilen 1941 ila 1944 aralığında en fazla 150 bin cesedin yakılabileceğini söyledi.
6 milyon kişinin cesetleri neredeydi o zaman? O zaman şu soru zorunlu oluyor: Soykırımda hayatını kaybettiği söylenen Yahudi sayısı gerçekten 6 milyon mu?
6 milyon sayısını besleyecek ilk doneler savaş yıllarındaki gazetelerde çıkmaya başlamıştı.
NÜRNBERG TARTIŞMASI
3 Haziran 1942 tarihli New York Times gazetesi günde 1000 Yahudi'nin kamplarda öldürüldüğünü yazdı. Gazetenin yaklaşık bir öngörüyle söylediği rakam giderek kabul gördü. Kimse New York Times'ın kamp civarında muhabirinin olup olmadığına dikkat etmedi. Ama asıl kanaat, savaş suçlularının yargılandığı Nürnberg yargılamalarında oluştu. Nürnberg Mahkemesi, Sovyet kaynaklarını açık delil olarak kabul etti. Buna göre 4 milyondan fazla Yahudi hayatını kaybetmişti. Binlerce klasörlük dava dosyalarında her ayrıntı ele alınıyordu ama bu kadar insanın hangi yöntemle öldürüldüğüne değinilmiyordu. Yani ortada bir suç varsa suç aleti de olmalıydı. Roger Garaudy'in sorularına kulak verelim:
'Tesirini göstermesi için Zyklon-B gazı için ne kadar süre gerekiyordu?
Kapalı bir yerde bu gaz ne kadar süre etkili kalıyordu? Bu gazın kullanılmasından yarım saat sonra aynı odaya maskesiz girmek mümkün mü?
Bir ölü yakma fırınında 20 dakika da kadavrayı tamamen yakıp kül etme imkanı var mıdır? Ölü yakma fırınları gece gündüz aralıksız çalışabilirler mi?'
Garaudy'nin soruları uzayıp gidiyor. Ama bu soruların hiçbiri Nürnberg'de gündeme gelmemişti tabii ki.
LEUCHTER RAPORU
Peki, toplu öldürmelerin nasıl olduğu iddia edilmişti? İki yöntemle. Birincisi Zyklon -B adı verilen bir gazla. Hidrojen ve siyanür karışımı bir gazdı. Kullanıldığı her yerde kalıcı izler bırakıyordu. Diğeri ise dizel motorla çalışan kamyonların egzozlarından çıkan gazla. Yani bir kamyon gaz odasının kapısına yanaşıyor ve motorunu sürekli çalıştırıp odanın içine egzozundan gaz salıyor, böylelikle bir değil, beş değil, on değil, en iyimser tahminle sadece toplama kampı Auschwitz'te 1 milyon kişi öldürülüyor. Kaç kamyon kaç günde kaç kişiyi? Bu sorular cevapsız kalmıştı. Yıllar sonra Fred Leuchter, gaz odalarının duvarlarından kopardığı parçaları, Amerika'ya götürüp analiz etti. Hidrosiyanikasit izine rastlamadı. Oysa Zyklon-B adlı gazın, yıllar geçse de muhakkak iz bırakması gerekiyordu. Leuchter, yaptığı analizleri 'Leuchter Report' (Leuchter Raporu) başlığı altında topladı. Peki, Leuchter bu çalışmayı kim adına yapmıştı. Ernst Zundel için. Zundel, Alman bir bilim adamıydı. Yahudi soykırımını tümden reddediyordu. Ama asıl üzerinde çalıştığı konu gaz odalarının olup olmadığıydı.
Leuchter'in Zundel için hazırladığı rapor, bir anda şimşekleri üzerine çekti.
Leuchter, Kaliforniya eyaletinde idam cezalarında bulunan bir danışmandı. Uzun yıllar birçok idamın infazında bulunmuştu. Gazla öldürmenin pahalı ve zor bir yöntem olması bir yana, 1940'lı yıllarda yalıtımın sağlanmasının ve ölümlerden sonra odanın temizlenmesinin çok zor olduğunu belirtiyordu. Leuchter'e göre 'ölüm kamplarında' basit bir yalıtım tekniğinden bile söz edilemezdi. Krematoryumlarda yakma olayında ise Leuchter'e göre 'Bir cesedin 1,25 saatte, başka bir deyişle 19,2 cesedin 24 saatte yakıldığından hareketle Auschwitz-Birkenau kampında 'yalnızca' 82.092 ceset yakılmış olabilirdi. Ayrıca bu kadar insanı yakacak kadar kömürün nereden geldiğinin de bilinmediğini söyledi.
Hem Leuchter hem de Zundel, Amerika'daki nefret yasalarına karşı gelmekten yargılandı. Ama Leuchter Raporu en azından bir şeyi başarmıştı. Ölülerin sayısını tartışmaya açmayı. Auschwitz'teki kampın girişinde asılı duran tabelada yazan ölü sayısı 4 milyondan 1 milyona indirildi. Bu arada kampta gaz odası ve fırın olarak ziyarete açılan yerlerin bir kısmının sonradan sembolik olarak inşa edildiği gerçeğini de Zundel ispatladı. Soykırım iddialarına en büyük dayanaklardan biri de Anna Frank adlı küçük kızın tutuğu günlüktü. Birçok Hollywood filmi bu günlükten hareketle yapıldı. Soykırıma karşı duran bir başka araştırmacı David Irvıng ise bunun tamamen bir kurmaca roman olduğunu yine teknik gerekçelerle 'izah' etti. Irving'e göre, 1942-44 yılları arasında tutulduğu öne sürülen bu günlük bir küçük kız çocuğunun yazamayacağı tanımlamalar ve anlatımlar içeriyordu. Ayrıca el yazısı da yine bir çocuğun elinden çıkmış bir yazı değildi. Irving de taş yağmuruna tutuldu.
TALİMAT VERİLDİ Mİ?
Nazi partisinin yöneticileri soykırım talimatı verdi mi? Bu konuda da somut bir belgeye rastlanmadı. En büyük savaş suçlusu olarak kabul edilen Adolf Eichmann yıllar sonra Arjantin'de yakalandı. İsrail gizli servisi elemanlarınca İsrail'e getirildi ve yargılandı. Eichmann ısrarla ve inatla soykırım talimatı vermediğini ve almadığını söyleyip durdu. Sadece 'nihai çözüm'den bahsetti. Nihai çözüm de Yahudi nüfusun Avrupa'dan göç ettirilmesiydi. Bunun için Kudüs Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni (Yaser Arafat'ın amcası-Eski Teşkilatı Mahsusa askeri) ile pazarlık yaptıklarını ve Hüseyni'ye yüklü miktarda para vererek Yahudilerin Filistin bölgesine göç ettirdiklerini söyledi. Asıl düşüncelerinin Madagaskar Adası olduğunu ama Filistin'e göçün mümkün bulunduğunu, bununla beraber kesinlikle bir soykırım emri verilmediğini anlattı. Elbette bunlar dikkate alınmadı... Nürnberg mahkemelerinde yargılanan Nazi savaş suçluları ise o kadar kendilerinden emindiler ki çoğu davayı gülerek izliyordu. İnandırıcı bulmuyorlardı. Ama davanın seyrine bakarak işin giderek ciddileştiğini fark ettiler. Sonuç birçoğu için idamdı.
ANTİ-SEMİTİZİM DAMGASI
Ünlü yönetmen Oliver Stone'un son günlerdeki açıklamasını da göz ardı etmeden konumuza devam edelim. Soykırımın gerçekte olup olmadığına, gerçekse de ölü sayısının ne kadar olduğuna ilişkin çalışma yapmak ateşten gömlek gibi bir şeydir. Bu konuda soru sormanız bile faşist ve anti-semit damgası yemeniz için yeterli olur. Aksi tartışılamayan bir gerçek, bilimsel sayılabilir mi? Oysa Batı'da bu gün 'Soykırım oldu mu?' sorusunu sormak bile hapisle cezalandırılıyor. Bir avuç bilim adamı ise bu konuda yürekli bir mücadele veriyor. Kimler mi? Yukarıda çalışmalarından çıkan sonuçlara yer verdiğim Robert Faurisson, David Irving, Roger Garaudy, Ernst Zundel, Fred Leuchter gibi aydınlar türlü karalamalara, hapis cezalarına, tehdide ve şiddete karşın (evet birçoğu fiziksel şiddete maruz kaldı) hakikati sorgulamaya devam ediyorlar.
ARAŞTIRMACILARIN KÜNYESİ
Roger Garaudy: Fransız düşünür ve yazar, 1913'te Marsilya'da doğdu. Sorbonne'dan mezun oldu.1954 yılında SSCB Bilimler Akademisi'nden doktorasını aldı. Fransız Komünist Partisi üyesiydi. Marksizm kuramı üzerine çok sayıda çalışmaya imza attı. Jean Paul Sartre'a yakınlığıyla biliniyordu. 1980'den sonra soykırım üzerine çalışmaya başladı. İlk bulguları onu hayrete düşürdü. Bütün çalışmalarını bu konuya yöneltti. Anti-semit ve faşist suçlamalarından kurtulamadı. 1982 yılında Müslüman oldu. Yazdığı 'İsrail Mitler ve Terör kitabı'nı Avrupa'da bastıramadı.
Ernst Zundel: 1940 doğumlu Alman araştırmacı. Yaşamının büyük bölümünü Kanada'da geçirdi. Araştırmalara başlayınca Kanada'dan sınırdışı edildi. Saldırıya uğradı. En son 5 yıl hapis cezası aldı. 'Beni hapse atsanız da gerçekleri saklayamayacaksınız' dedi.
David İrving: İngiliz tarihçi. İkinci Dünya Savaşı üzerine çalışırken soykırımın gerçek olup olmadığını sorguladı. Bu konuda çok sayıda kitap yazdı hapse atıldı. Cezaevinden çıkışında 'Yemin ederim ki soykırım' dedi. Tekrar hapis cezası aldı. Uğradığı saldırılardan birinde yediği dayaktan dolayı gözlerini 3 ay hiç açamadı.
Prof. Robert Faurisson: Fransız tarihçi. '32 yıldır birilerinin bana gaz odasını göstermelerini bekliyorum' diyor... Araştırmalarından dolayı 5 kez hapse atıldı. Onlarca sayfalık raporlarla gaz odalarının ve fırınların gerçek olmadığını yazdı. 'Eğer gaz odası varsa ben o odada gazla öldürülmeye hazırım' dedi... Defalarca saldırıya uğradı...
HİTLER GÜNAH KEÇİSİ Mİ?
AmerİkalI ünlü yönetmen Oliver Stone, çektiği yeni bir belgeselde Nazi lideri Adolf Hitler'in tarih boyunca bir günah keçisi olduğunu savunarak, General Motors'dan IBM'e pek çok dev Amerikan şirketinin Nazi partisine mali destek sağladığını anlatıyor. Ünlü yönetmen, belgeselde Stalin'i kahraman olarak göstermeyeceğine ama Sovyet liderin Alman savaş makinesine karşı en fazla mücadele veren kişi olduğunun da teslim edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.