Bugünlerde medyanın en çok konuştuğu isimlerden biri kuşkusuz Nuray Mert. Geçenlerde verdiği bir röportajın ardından 'sivil vesayet' tartışmaları başladı ve medya, Nuray Mert'e destek çıkanlar ile saldıranlar diye ikiye bölündü. Bu tartışmanın başından beri Nuray Mert'e saldıran hiç kimsenin yazısını okumadım. Tartışma biraz durulduktan sonra bunun ne kadar doğru bir tercih olduğunu görüyorum.
Zira, Nuray Mert hakkında yazılan 'destek' yazılarından da anladığım kadarıyla, yandaş basından bu tartışmada ekseni değiştirecek tek bir nitelikli fikir yine çıkmamış. Yine bildiğimiz çirkin, cahil ve saldırgan üslupla saldırmışlar Mert'e.
Ne ilginç ki bu saldırıların hemen hepsi de birbirine benziyor. Başka konularda farklı mı sanki? Ne zaman ki yandaş medyanın işine gelmeyen sözler sarf etse biri, düğmeye basılmış gibi birbirinin fotokopisi yazılar çıkmıyor mu gazetelerinde? Hem üslup çok çiğ hem de bilgiden yoksun...
Nuray Mert tartışmaları vesilesiyle bir süre önce verdiğim bir kararın doğruluğunu da sınamış oldum: Yandaş medya yayın organlarını takip etmemek... Medyayla ilgilenen, medya üzerine yazan biri olarak ister istemez kaynaklarımdan feragat etmek anlamına da gelecek gerçi bu seçim. Zira Today's Zaman'ından Star'ına kadar bu gazetelerde her gün ibretlik haberler yayınlanıyor...
Teraziye koydum: Bunların sunduğu malzeme mi daha ağır basıyor yoksa bende yarattıkları kirlilik mi? Kirlilik... Ve bir an önce bu kirlilikten kurtulmaya karar verdim.
Hele hele merkez medyadan yandaş medyaya transfer olanların nasıl cüceleştiğini, nasıl sığ insanlara dönüşüp kendilerini üç-beş kuruşa sattıkları görünce iyice iğrendim...
Bunlardan haber adına da öğreneceğimiz bir şey yok zaten: Bir manşet atıyorlar, birkaç gün sonra yalanlanıyor... Yorumcularında herhangi bir derinlik de yok, farklı bir analiz de çıkmıyor: En çok kafayı başkalarının özel hayatlarına takıyorlar, hatta bu yüzden yargılanıp ceza alıyorlar.
Yandaş olabilirler, liberal olabilirler, hükümeti destekleyebilirler ama keşke fikir tartışması yapsalar, bilgiyle yaklaşsalar konularına, bilgiyi kendi tezlerini desteklemek içip eğip bükmeseler, okuyana 'Ben neden bunu düşünmemiştim' dedirtseler... Maalesef böyle bir tarafları da yok. O zaman ben neden bu gazeteleri okuyup yarattıkları bilgi kirliliğine alet olayım ki? Vaktimi başka şeylere harcarım.
Hem 'öteki tarafın' ne düşündüğünü anlamak için Taha'sı var, Hadi'si var, Hasan Cemal'i var - yeter de artar bile bana...
Şimdi epey bir süredir okunmadan bütün gün evde duran Sabah gazetesini de almayı bırakarak, şahsi 'basın detox'um yönünde önemli bir adım daha atacağım...
Yandaş medyada görüşlerine kıymet verdiğim kalemler yok mu? Elbette var. Kürşat Bumin'in ne dediğini merak ederim mesela. Nazlı Ilıcak'a, Mehmet Barlas'a bakmak isterim. Onları da İnternet'ten takip etmeye devam edeceğim. Ama bunların yalan haberleri, yalan analizleri, balon manşetleriyle daha fazla kirlilik yaratmalarına izin vermeyeceğim.
Yalçın Doğan'a not
YalçIn Doğan önceki Hürriyet'teki köşesinde 2010 Kültür Başkenti olması vesilesiyle İstanbul hakkında yazıya yer veren Almanya'nın prestijli Die Zeit gazetesinden bahsetmiş.
Ergenekon'dan, askerlerden söz eden gazetenin nasıl bu kadar taraflı yazabildiğine şaşırdığını söylüyor Doğan...
Şaşırmasına hiç gerek yok: Yabancı gazetelerin Türkiye'deki haber kaynakları nedir?
Ya Türkiye'de yabancı dilde yayınlanan gazeteler ya da Türkiye'deki muhabirleri. Bazı yabancı muhabirler, mesela New York Times'tan Sabrina Tavernise AKP'liden daha AKP'lidir...
Bu muhabirlerin pek azı Türkçe bilir. Bilenlerdense mesela Andrew Finkel ise Cemaat'le iç içedir zaten.
Türkiye'de de iki gazete İngilizce yayınlanır: Biri Hürriyet Daily News, diğeri de Today's Zaman...
İkincisi zaten Cemaat'in yayın organı ve yayınlanmasının tek amacı dış polikayı ve karar vericileri kendi istedikleri eksende etkilemek.
Diğeri ise Hürriyet Daily News ve maalesef Doğan Grubu'nun gazetesi olmasına rağmen bu gazetede de dengeli bir yayıncılık değil, 'liberal rüzgarlar' hakim.
Batı gazeteleri de -Soner Çağaptay istisnası- dışında bu liberallerden, yandaşlardan görüş alır.
Eski Adnan Hoca'cı Mustafa Akyol bu bağları iyi kurar mesela...
Nasıl bir yazı yazsın ki Die Zeit? Başvuracağı bütün kaynakların hali ortada... 'Yandaş medya' meselesine bir de bu açıdan bakmak gerek.
Haşo!..
Maalesef ilk günden beri gündelik hayata dair tespitleriyle bir 'yaşam filozofu' olmaktansa 'sosyolojiyi kantinde bitirmiş' havası olan Haşmet Babaoğlu dün Pedro Almodovar'ın son filmini yazmış... Beğenmemiş... Bütün önyargılarını kırıp gitmiş ama tat alamamış... Olabilir. Hatta haklıdır da... 'Kırık Kucaklaşmalar' Almodovar'ın en zayıf filmlerinden biri...
Ama Almodovar'ın. Haşmet'in yazdığı gibi Almadovar'ın değil! Keşke hakkında yazdığı kişinin adını öğrenseydi...
Öte yandan, bu Haşo'yla ilgili dikkatimi çeken bir durum var: Bir dönem aşk yaşadığı isimler basında hızla parlarken, kendisi giderek siliniyor. Düşünmeden edemiyorum, acaba onun yazılarını sevgilileri mi yazıyordu diye... Şaka şaka...
Biri Hürriyet'le kafa buluyor
Dünkü Hürriyet'in İnternet sitesinde bir haber dikkatimi çekti: Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın oynadığı konyak reklamı Amerika'da ciddi tartışmalar yaratmış. Biden'ı yatakta bir kadınla gösteren reklam ortalığı birbirine katmış. Ancak konyak firması 'Onunla çalışmaktan mutluyuz' demiş...
Amerikan basınını çok iyi takip ettiğime inanırdım, bu haberi nasıl atladığıma şaşırdım!
Jeton sonradan düştü, video'yu tıkladığım zaman anladım. Meğerse bir kez daha Türk basını The Onion'ın tuzağına düşmüş...
The Onion da mı ne?
Yıllardır yalan haberler yapan ve okuyanı gözyaşları gelene kadar güldüren bir dergi... Hatta bir ara Türkiye'de Ekşi Sözlük'çüler de buna benzer bir dergi yapmayı düşünmüşlerdi. The Onion'ın tek bir özelliği var: Her şey yalan... Ama o kadar ciddi bir şekilde düzenleniyor ki haberler, bilmeden inanabiliyorsunuz.
Sanırım hurriyet.com.tr'nin 'Dünya' editörü de İnternet'te karşısına çıkan videoyu hiç düşünmeden, sorgulamadan, 'Ya böyle bir haber olur mu' demeden kullanmış...
The Onion yayınlandığı ilk günden beri fenomen: Yaklaşık 20 yıllık bir geçmişi var, 1996'dan beri de İnternet'te... 2007'den beri de Onion News Network adıyla 'görüntülü haber' yayınlıyor...
Böylesine yaygın bir ağ olmasına rağmen hala Türkiye'deki gazetecileri avlayabiliyor... Güler misiniz, ağlar mısınız...
Bir de not: Aman sakın önümüzdeki günlerde Apple'ın ilk klavyesiz bilgisayarı icat ettiğini ciddi ciddi yazmayın. O da bir The Onion haberi.