Ekonomiden Sorumlu Bakan Ali Babacan çarşamba akşamı, televizyon ve gazetelerin yorumcusu bir iktisatçı grubu ile İstanbul'da bir toplantı yaptı. Bakan'ın ekibinde Hazine Müsteşarı İ. Çanakçı ve Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Mehmet Yürükoğlu da bulundu. Toplantıda konuşulan konular dört ana maddede toplanabilir.
Ali Babacan konuşmasında birinci olarak kısaca dünya gelişmelerini anlattıktan sonra, dünyada yavaş da olsa ciddi bir toparlanma gerçekleştiğini, bunun Türkiye açısından da olumlu olduğunu, ancak bazı konularda riskler olabileceğini, bu nedenle pozitif bir bakış açısı sahibi olmakla beraber, kendi politika adımlarında da tedbirli yaklaşımlar içinde olduklarını açıkladı.
İkİncİ olarak, Türkiye açısından, 2009 bütçesinde Orta Vadeli Program yapılırken de benzer bir tedbirli yaklaşım içinde olduklarını, nitekim 63 milyar olarak hazırlanan 2009 bütçesinin 52 milyar TL olarak kapanmasının arkasında da tedbirli tahminlerin yattığını söyledi. Bütçe gelirlerinin gerçekten tahminlerin çok üstünde gerçekleşmesinin sevindirici olduğunu vurguladı. Benzer şekilde ekonominin 2009 dördüncü çeyreği ve 2010 yılı bütünü için yapılan gelişme ve büyüme tahminlerinde de, Orta Vadeli Program hazırlıkları esnasında oldukça tedbirli tahminler verdiklerinin altını çizdi.
Bakan bu arada iki de çok olumlu haber verdi. Babacan'ın açıklamalarına göre, kendisi bir rakam vermese de, 2009 dördüncü çeyreğinin reel büyüme sayılarının, genelde piyasada tahmin edildiği gibi sıfır veya eksi olmayacağını, olumlu boyutta ve piyasadaki tahminlerden daha yüksek pozitif gelişme işaretlerinin ortada olduğunu vurguladı. Babacan reel ekonomi yani büyüme konusunda iyimserlik veren gelişmelerin ve eldeki verilerin 2010 reel büyümesi konusundaki tahminleri de değiştirdiğini, hükümetin yüzde 3.5 ve IMF'in yüzde 3.7 şeklindeki reel büyüme tahminlerinin de aşılacağını ve yıl içindeki global gelişmeler izin verdiği takdirde de, büyümenin yüzde 5 gibi değerlere ulaşmasının da mümkün olduğunu da vurguladı. Babacan ilk defa ülkemizde olası makro gelişmeler hakkında bu kadar olumlu konuştu.
Üçüncü olarak, Orta Vadeli Program ilan edilirken gündeme getirilen 'Mali Kural' konusu tartışıldı. 'Mali Kural' oldukça teknik bir konu.Temelde de bütçe açığının hedeften farklı gelişmesi, büyümenin de hedeflenenden farklı olması halinde ne yapılacağını, hedefe yönelmenin zaman içinde ne tür bir tempoda sağlanacağını, hedeflere uyumun hangi hızla gerçekleşeceğini önceden tespit eden bir kurallar manzumesi diye tanımlanabilir. Kabaca ekonomide faiz ve para politikası konusunda genel kabul gören 'Taylor Kuralı' denen yaklaşımın mantığına benzer bir yaklaşım. Ülkemizde tercih edilen modellemede faiz dışı fazla yerine, KİT'ler dışındaki toplam bütçe açığının optimizasyonu esas alınacak.Bu tür teknik modellerde bazı sayısal teknik uyum parametrelerin tercih edilerek modelleme yapılması gerekiyor.
Detayları Müsteşar Çanakçı tarafından araştırmaların sonuçları da iktisatçılara sunuldu ve birçok yorumcu tarafından teknik açıdan yeterli görüldü.Tabii ki bütün teknik modellemeler gibi burada da bazı siyasi varsayımların da tartışılması gerekti. Örneğin; Merkez Bankası bağımsız olmakla beraber yıllık programlar ve gelişmeler konusunda hükümetle beraber hedef belirlediği gibi, sonuçlar konusunda da mektup yazarak açıklamalar yapıyor ve hesap veriyor.
Mali Kural konusunda kararları veren taraf, hükümetin parçası olan siyasetçi Bakan ve ona bağlı Hazine olduğuna göre, burada kime hesap verilecek, teknik konular siyasetçi tercihlerinin dışında nasıl tutulabilecek konusu da gündeme geldi. Dünyadaki akademik literatürde nihai karar verici olarak siyasi olmayan teknik bir komiteye hesap verilmesi tavsiye ediliyor. Babacan ülkemizde, örneğin mevcut bir kurum (Sayıştay ilk akla gelen kurum) yeni bir kanuni çerçeve ile desteklenerek bu görevi yapabilir yaklaşımının altını çizdi ve böylece uygulamada transparan ve hesap verir olma ilkesinin gerçekleştirilebileceği tezine sıcak bakıyor.
İktisatçıların bazıları ise eldeki modellemenin normal zamanlarda iyi çalışacağını, ama çok uzun uyum süresi gibi yaklaşımların gerçekçi olmadığını, üstelik büyük resesyon veya global kriz ortamlarında yaklaşımın değiştirilmesi gereğini ve farklı siyasi tercihlerin gündeme gelmesinin nasıl engelleneceğini pek göremediklerini ifade ettiler. Bakan, müsteşar ve bazı katılımcı iktisatçılar ise, özel ve zor durumlarda farklı gereklerin ve farklı yaklaşımların, model ve kurala bağlı yaklaşım çerçevesinde çözülebileceğini savundular.
Dördüncü olarak IMF konusu gündeme geldi. Babacan açık bir şekilde Orta Vadeli Program ve Mali Kural yaklaşımlarını kendilerinin gündeme getirdiğini ve IMF'ten bağımsız olarak geliştirdiklerini, ancak IMF'e yapılanların anlatıldığını ve Türkiye ile IMF arasında bu konularda hiçbir ilkesel sorun olmadığını belirtti. Fakat IMF konusunda her şeyin hala ortada olduğunu, ama yakında kesin karar verileceğini belirtti. Bakan Babacan ayrıca IMF ile anlaşmanın 2011 yılındaki genel seçim açısından kötü siyasi sonuç vermeyeceğini düşündüklerini, diğer hükümet üyelerinin de bu kanıda olduklarını söyledi. Söz konusu olan da 2 yıllık bir stand-by.
Bizce Babacan erken seçime gidecek bir hükümetin Bakan'ı gibi konuşmuyor ve şahsen IMF ile anlaşmanın olasılığının küçük olmadığını düşünüyorum. Bu arada IMF'ten gelen dövizin, eğer anlaşma hasıl olursa, Merkez Bankası'na konulacağını ve karşılığında alınan TL ile de kamu borçlanmasını yavaşlatılabileceği vurguladı. Böylece bankaların kamu kağıdına aşırı yatırım yapması engellenmiş olacak ve daha çok kredi vermeleri sağlanacak. Yani IMF anlaşması ile ilgili teknik açıklamalarda, IMF ile anlaşılması halinde gelen döviz sonrası döviz kurlarının etkilenmesi gerçekleşmeyeck deniyor, çünkü giren döviz piyasada kalmayacak. Tabii IMF ile anlaşma yapıldığı takdirde, IMF'den bağımsız olarak, ama IMF iyimserliği sonucu gelecek olan 'sıcak para' şeklindeki dövizin kur etkisinin nasıl önleneceği de henüz ortada. Burada Merkez Bankası'nın faiz düşürerek devreye girmesi bekleniyor. Ancak bu arada reel büyüme artışı sonucu artacak cari açığın, sıcak para kökenli kur değerlenmesi etkisini frenleyebileceği tezi de tartışıldı.