Bu yılın medyada yaÅŸanan en 'beklenen' ama aynı zamanda da en 'ÅŸaşırtıcı' olayı, ErtuÄŸrul Özkök'ün görevden ayrılması oldu. Aslında hepimiz uzun zamandır 'Özkök görevden alınacak' söylentilerini hem duyuyor hem de okuyorduk. ErtuÄŸrul Özkök'ün, 'Her an görevden ayrılabilirim çünkü çok yoruldum' iması taşıyan yazıları da bu konunun hep gündemde kalmasına sebep oluyordu. Ve iÅŸte bir süredir planlanan 'görevden alma' hamlesi gerçekleÅŸiverdi. 20 yıl. Dile kolay. İnternet sitelerine düÅŸen ayrılık haberi, bir yandan 'medyada ÅŸok geliÅŸme' hissiyatına uygun biçimde karşılandı, bir yandan da üzüntüyle...
KEŞKE DEVAM EDEBİLSEYDİ
Ben ne ErtuÄŸrul Özkök'le çalıştım ne de kendisiyle arkadaÅŸlık ettim. Tanırım elbet kendisini ama özel bir bağımız yoktur. Buna raÄŸmen ayrılışı gözlerimin dolmasına, içimin kararmasına, 'Yahu ne olacak bizim mesleÄŸin hali' endiÅŸesine düÅŸmeme sebep oldu... Eminim aklı başında tüm medya çalışanları aÅŸağı yukarı aynı duyguları yaÅŸadılar. 'MesleÄŸe müdahale ediliyor' endiÅŸesini taşıdım. Ama benim esas derdim ÅŸuydu: ErtuÄŸrul Özkök mesleÄŸin en kalifiye, en kaliteli, en parlak adamlarından biri. Hayata bakışı, renkliliÄŸi, zekası, yaratıcılığı tartışılmaz. Çok iyi bir gazeteci...
Yani bulunması zor adamlardan... Onun bir gazetenin başında olması hepimiz için, meslek için bir çıtayı temsil ediyordu... Yanılıyor muyum? Kimler gördük, kimlerle çalışmak durumunda kaldık bu sektörde. Hal böyle olunca tanımasanız da, yerinde kalmaya devam etmesini istersiniz ErtuÄŸrul Özkök'ün.
İTİRAF EDİYORUM: SIKILDIM BEN
Tamam, üzüldüm. Tamam, meslek adına endiÅŸelendim. Tamam, bir haksızlık yapıldığını düÅŸündüm... Tamam, gidiÅŸattan tedirgin oldum... Ama ÅŸimdi biraz sıkılmaya baÅŸladım. Her gün ErtuÄŸrul Özkök'ü öven yazılardan, sekreteriyle yapılan röportajlardan, hayatında yer edinmiÅŸ insanların fikir beyanlarından, karşılaÅŸtırmalardan... Hepsinden ama hepsinden sıkıldım. Niye mi sıkıldım?
'KOLTUK' DEĞİL KENDİSİ KIYMETLİYDİ
Sıkılmama sebep biraz da Özkök'tür. Elbette ErtuÄŸrul Özkök gibi birinin pozisyonunu kaybetmesinin ardından bu tür yazılar yazılacak, anılar dökülecek, çok ses çıkacaktı. Tüm bunlar yaÅŸanırken ErtuÄŸrul Özkök'e yakışacak tek tavır sessiz kalmaktı... Ama görevi bırakma yazısıyla baÅŸlayan ve devam eden 'Evet artık görevde deÄŸilim ama...'lı cümleler, 'Görevden alınmayı hiç takmıyorum' derken aslında ne kadar da taktığını yansıtan imaj çizmeler olmayacaktı... ErtuÄŸrul Özkök gibi bir adamı 'kıymetli' kılan, iÅŸgal ettiÄŸi koltuk deÄŸildi ki... O zaten kıymetliydi... Onun gidiÅŸiyle asıl kaybeden koltuktu...
BİRAZ UZAKLAŞMANIN TAM SIRASIYDI
Madem aylar önce 'Çok yoruldum her an gidebilirim' mesajları vermeye baÅŸladı, o zaman yorulmuÅŸ gibi yapmalıydı. En azından bir süre yok olmalı, sessiz durmalıydı. Seyahatlere gitmeli, 'Bırakın ÅŸu yayın yönetmenliÄŸini falan... Ben artık hayatımı yaşıyorum' demeliydi... Yeni bir maceranın samimi olarak keyfini çıkardığını yansıtmalıydı. Ama o ne yaptı? Hep 'Ben görevden ayrılmış olabilirim ama hala etkinliÄŸim, gücüm yerinde' mesajlarını vermeye gayret etti büyük bir ustalıkla. 'Ben ÅŸu devrimi yaptım, ben medyaya ÅŸu kavramı soktum, ben ÅŸunları becerdim' demeye baÅŸladı daha ÅŸimdiden...
NE GEREK VAR BUNLARA?
Sosyal ortamlardaki muhabbetlerinde, yazdığı yazılarda, çıktığı televizyon programlarında alttan alta hep bunlarla meÅŸgul oldu. Oysa hiç gerek yoktu bunlara... Bunlar deniliyordu zaten. Yazılıp çiziliyordu. Ona düÅŸen sessiz kalmaktı. 'Yayın yönetmenliÄŸi', ErtuÄŸrul Özkök gibi biri için sadece bir pozisyondur. Özkök, kendisini bu pozisyonla tanımlayacak, var kılacak biri deÄŸil ki... Bu pozisyon bittiÄŸinde Özkök yeni bir hikayeyle çıkar ortaya. O cool bir adamdır. Cool durmalıdır. Aksi takdirde iÅŸin kıymeti, yüksekliÄŸi düÅŸer. Böyle bir tehlike baÅŸ gösterdi galiba... Bu tehlikeyi hatırlatma görevi de bana düÅŸtü.