AKŞAM GAZETESİ | Tayfun Topal | 2010-01-31
İstanbul kazan ben kepçe, geçtiğimiz hafta yollara düştüm. Uzun süredir ilk defa bu kadar fazla mesai yaptım!
Mekan turuma Nişantaşı'nın yeni popüler mekanı Biber ile başladım. Biber gerçekten çok iyi bir yer olmuş. Türkiye'de akşamüstü barı olarak ilklere imza atıyor. Mekanın sahibi Emre Ergani gelen konuklarla tek tek ilgileniyor. Yarısı ünlü isimlerle dolu mekanda nereye baksanız tanıdık isimleri görüyorsunuz. Nişantaşı'nda birçok yerin işi kötüymüş, bar müşterisi Biber'e gitmeye başlamış. Biber sadece bar değil, burada keyifli dakikalar gece yarılarına kadar devam ediyor. Sohbet edilecek en güzel mekanlar arasında yer alıyor. Müziğin sesi kısık, birbirinizi rahat duyabiliyorsunuz.
Biber'den çıktıktan sonra soluğu Maçka G-Mall'da galası gerçekleşen 'Ejder Kapanı'nda aldım. Sanatçıların olduğu ikinci salonda filmi izleme imkanı buldum. Türkiye'de çekilen en güzel polisiye filmi dersem abartmış olmam. Uğur Yücel'in yönetmenliğini yaptığı Erol Avcı'nın yapımcılığını gerçekleştirdiği film muhteşemdi. Erol Avcı, gala gecesinde biraz heyecanlıydı. Bir ara ayaküstü sohbet ederken ne kadar mütevazı ne kadar beyefendi olduğunun farkına vardım. Galaya gelen bütün sanatçılar ile aralarında çok sıcak bir ilişki var. Herkes çok saygı duyuyor. Film başladı ve sonuna kadar nefesimi tutarak izledim. Hikaye gerçekten çok etkileyiciydi. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Galada birbirinden ünlü isimler boy gösterdi. Sırrı Süreyya Önder'in esprileri geceye damgasını vurdu. İki gün sonra arkadaşlarımı toplayıp tekrar 'Ejder Kapan'ına gittim. İkinci kez bile aynı keyfi aldım.
PUBLIC FOS ÇIKTI
Bizim medya o kadar abartmayı seviyor ki anlatamam. Geçtiğimiz ay Asmalımescit'te açılan Public adlı gece kulübünü yere göğe sığdıramadılar. Arkadaşlarım Public'te yemek yediklerini söyleyip beni ısrarla çağırınca soluğu mekanda aldım. Günlerden perşembe, içeride 5 masa yemek yiyor. Gece saat 12'de mekanda in cin top oynamaya başladı. Sordum; sadece hafta sonları iş yapıyormuş. Bence Public havasını çabuk kaybetti. Gelen müşteriye kötü davranması sonunu getirdi. Birçok kişiden şikayet duymuştum. En son Tuğçe Tatari, Public ile ilgili çok çarpıcı bir yazı yazmıştı. Gerçekten dediklerine katılıyorum. Yoksa bu kadar popüler olan bir mekanın, perşembe akşamı iş yapmamasının imkanı yok. Eğlence sektöründe bulunan insanlara bir türlü derdimizi anlatamıyoruz. Mekan popüler oldu mu fiyatlar da uçuyor. Herkes aynı kazığı yiyince de bir daha gitmiyor. Umarım Public kendine çeki düzen verir, ilk başladığı güne geri döner.
PAPERMOON'DA ÖĞLEN BİLE YER YOK
İstanbul'un klasik mekanlarının başında gelen Papermoon'a öğle yemeğine gittim. Belki yer bulabilirim düşüncesi ile rezervasyon yaptırmadım. Ama içeride adım atacak yer yoktu. Rezervasyon yapmak için arayanlara yer yok dediklerinde şaşırıyorlarmış. Bence şaşırmalarına gerek yok. Çünkü Türkiye'de sadece bir tane Papermoon var. Yemek lezzetli, fiyatlar makul, servis süper, ambiyans mükemmel, bir müşteri daha ne arar bir mekanda? Papermoon personelini tebrik ediyorum. Burada komi olarak çalışan biri başka mekanda garson, garson olarak çalışan ise şef olacak kapasitede. Son derece profesyonel bir ekibe sahip. Açıldığı günden beri aynı personel ile devam etmenin başarısı da var. Sezgin Yüce önce şef idi, şimdi müdür oldu. Bar şefi Doktor'un namını duymayan yoktur. Barda güler yüzlü hali ile Sabri Doktor gibi sohbetine doyum olmayan biri. Papermoon'da girişten mutfağına kadar herkes süper... O yüzden Papermoon her zaman Papermoon olarak kalacak. Dinçkök ailesinin Papermoon'dan çok para beklentisi olmadığı için hizmette sınır tanınmıyor. Malzemenin en iyisi kullanılıyor. Tabii ki kazanıyorlar ama kimseyi kazıklamadan. Kenarda köşedeki kafeler bile Papermoon'dan daha pahalı buna inanın. Kuruçeşme'de bir mekan var; bir yemek 60 TL. Mönüyü görünce şok geçirmiştim. Kısa yoldan köşeyi dönerim derdine düşersen Public gibi bir ay sonra fos çıkarsın.