AKŞAM GAZETESİ | Çiğdem Toker | 2010-01-31
IMF meselesi, sadece hükümetin değil, medyanın inandırıcılığı açısından da problemli hale geldi. Israrlı sorulara belirsiz yanıtlar trafiği, bıktırıcı bir oyun duygusu yaratırken, borsa uzmanları, televizyonlarda 'Biz bu demeçleri on kere satın aldık' diyebiliyor. Sadece bu bile, sorunun 'sebepsiz zenginleşme' kısmına işaret ediyor. Vahim ama kayıtsızlık dizboyu.
IMF anlaşması, aralık duran bir kapı gibi. Ne tamamen açılıyor ne de kalkıp biri kapatıyor. Gıcırdayan kapı rahat vermez; tartışılan 40 milyar dolarsa, sorular bitmez.
Başbakan Tayyip Erdoğan dün 'İki yıldır IMF ile oturduk, şöyle şöyle olursa eyvallah olmazsa yok dedik. Bu demek değil ki IMF ile anlaşmayacağız' dese de asıl soru şu:
Ne oldu da Erdoğan'ın, ta 11 Ocak'ta 'Gün, ay... Bir haftaya sonuçlanır. Arkadaşlardan haber bekliyorum' dediği IMF anlaşmasından hala ses çıkmıyor? Hangi gelişmeler, Erdoğan'ın, Lübnan Başbakanı'nın yanında verdiği taahhüdün arkasında duramamasına yol açtı?
Yanıt: IMF-Türkiye ilişkisindeki yeni bir fotoğraf nedeniyle, 'arkadaşlar' iyi haber getirmedi. Geçen hafta kayıtlara giren iki haberi yan yana okuyalım:
AKP Merkez Yürütme Kurulu, 25 Ocak'ta toplandı. Salı günü Reuters geçti. Habere göre, bir AKP yetkilisi, 'IMF ile yapılacak anlaşmanın Türkiye'nin yurtdışında imajını zedeleyebileceği üzerinde de durulduğunu kaydederek' şunları (özetle) söylüyordu:
TÜRKİYE'YE BAKIŞTA SORU İŞARETİ
'Dış algılamayı da değiştirmemek için, mümkünse anlaşma yapılmamasının daha yerinde olacağı görüşü var. Krizin en yoğun dönemi geride bırakılmış, artıya doğru giden ekonomik yapı varken, IMF ile anlaşmaya gidilmesi, dünya ekonomilerinin Türkiye'ye bakışına soru işareti getirecek, dışarının kafasını karıştıracak görüşü var. Bu yeni bir bakış açısı. Böyle bir değerlendirme yeni yapıldı ve sanki ciddiye alındı.'
BİZİ UKRAYNA İLE AYNI DURUMDA GÖRÜYORLAR
Şimdi 28 Ocak'a gelelim. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Davos'ta NTV'nin sorularını yanıtlıyor; söz IMF'ye geldiğinde kritik bir şey söylüyor:
'IMF hakkında uluslararası camiada kafa karışıklığı var. Bize, siz Ukrayna ve Macaristan ile aynı konumda mısınız diye soruyorlar. Son 10 gündür katıldığım bütün toplantılarda bu sorular geldi. Gerekli açıklamaları yaptım. Ama bu algıyı değiştirmemiz lazım.'
(Yılmaz'ın IMF'ye verilecek olası bir Niyet Mektubu altındaki iki imzadan birinin sahibi olduğunu hatırlatalım.)
Yılmaz'ın bu sözleri, AKP MYK'daki tartışmayı anlamlı kılıyor.
Nedeni ise şu: Ukrayna ile Macaristan'ın ekonomileri alarm veriyor. IMF, geçen ay Ukrayna'nın 'acil yardım' koduyla istediği 2 milyar doları reddetti. Daha kötüsü, Ukrayna'nın IMF parasıyla doğalgaz borcu ödeyeceği konuşuluyor. Macaristan ise çok katı mali disiplin uygulama karşılığında IMF'den kredi alıyor.
Son flaş gelişmeyi ekleyelim: Borç batağındaki Yunanistan'ın da IMF kapısını çalacak.
Özetle, hükümet açısından IMF ile ilişkilerde, algı ve retorik tersyüz olmuş durumda.
Kabinede klişe demece dönüşen 'IMF ile anlaşmak uluslararası piyasalar açısından bir sinyaldir, kredibilitedir', sözü eski hükmünde değil.
Erdoğan, 'biz kasaba devleti değiliz' derken de borç batağındaki ülkeler ile aynı ligde algılanıp 'muhtaçlık' görüntüsü vermek istemiyor.
Türkbank savcısı, Demirören'in listesinde
AdI, suç dünyasıyla anılan Alaattin Çakıcı'nın Beşiktaş'la ilişkisi iddialarının yarattığı travmayı hatırlarsınız. Çakıcı'nın sahte vize alıp kaçtığı iddiaları, kulübün bugüne dek taşıyageldiği değerler açısından camiayı sarsmıştı.
'Köprülerin altından çok sular aktı, niye bu hatırlatma?' sorusunun cevabı ise şu:
Bugün seçim var. Yıldırım Demirören'in listesindeki bir isim, nereden nereye gelindiği açısından önemli. O isim, emekli DGM savcısı Engin Baltacı. Baltacı; Alaattin Çakıcı'nın adının karıştığı, Türkbank ihalesi soruşturmasını yapan, 'Temiz Eller Operasyonu' olarak anılan iddianameyi Aykut Cengiz Engin ile birlikte hazırlayan, Mehmet Ağar'ın dokunulmazlığının kalkması için fezleke hazırlanmasını isteyen isim.